Home / ANALİZLER / Prof. Dr. YALÇIN KARATEPE – KAMUDA HİÇBİR ŞEY YÖNETİCİNİN VİCDANINA BIRAKILAMAZ

Prof. Dr. YALÇIN KARATEPE – KAMUDA HİÇBİR ŞEY YÖNETİCİNİN VİCDANINA BIRAKILAMAZ

1986 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Iktisat Bölümünü bitirdikten sonra 1991 yılında New Orleans Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yüksek lisansını ve doktorasını tamamlayan Prof. Dr. Yalçın Karatepe, Amerika, Japonya, Rusya, Brezilya, Meksika, İtalya, Lüksemburg ve İspanya gibi ülkelerde akademik konferanslara ve toplantılara katılmıştır.

Mülkiye olarak bilinen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Eski Dekanı (2012 – 2014) olan Prof. Dr. Yalçın Karatepe ile gündemde çok merak edilen Varlık Fonu üzerine konuştuk. Çok çarpıcı açıklamalarda bulunan Karatepe, Varlık Fonu Yasası ile ilgili öne çıkan kanunları ayrıntılarıyla vurguladı.

yk2

YILMAZ BEZGİN(YB) – Malum gündemimiz sizin de bildiğiniz gibi bugünlerde adını sıkça duyduğumuz Varlık Fonu. Bu konuda bilgi verebilecek en uzman isimlerden biri olarak Varlık Fonu için sizin yorumunuz nedir? Bizi kısaca bilgilendirir misiniz?

YALÇIN KARATEPE(YK) – Şimdi varlık fonları dünyanın değişik yerlerinde ülkeler tarafından oluşturulan finansal yapılardır. Bu Türkiye’de ilk kez uygulanacak bir sistem değil. Daha önce kim nerede kurmuş diye baktığımızda fon büyüklüğünü de göz önüne alırsak işte Norveç’i, Körfez ülkelerini, Uzakdoğu ve Asya’da bunun örneklerini görüyoruz. Şu anda en büyük fon Norveç Hükümeti’nin fonu. Daha sonra Körfez ülkelerindeki fonlar geliyor. Şimdi bunlar niye kurulu diye baktığınızda temel de gördüğümüz özellik şu; harcayabileceklerinden fazla bütçeleri var. Yani devletin geliri harcamasının üzerinde. Bu gelirin kaynağı vergiler olabilir, başka şeylerden elde ediliyor olabilir. Genellikle ülkeler bu kaynağı gelecek kuşağa aktarmak için yani fazla geliri götürüp yastık altına koyma ihtimali olmadığından,’Biz bunların getirisini iyi olacağını düşündüğümüz farklı yerlerde değerlendirelim ki ilerde bu ülke bu kaynakları kullanmak istediğinde paranın değeri korunmuş olsun’ deyip oluşturulan fonlar. Temelde gördüğümüz şey; ülkelerin fazla paraları var ve harcayamıyorlar. Bunları yönetmek için de bu fonları kullanmışlar. Bizde, 15 Temmuzdan bir ay sonra 19 Ağustos 2016 tarihinde Mecliste kabul edilen 6741 sayılı Türkiye Varlık Fonu Anonim Şirketi’nin kurulması ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına karar verilmiş. Şimdi bunun kuruluş nedenlerine baktığımızda; Kamuya ait varlıkların ekonomiye kazandırılması, dış kaynak temin edilmesi, stratejik alanlarda yatırım yapılması, büyük ölçekli varlıkların yatırımlarının finanse edilmesi gibi şeçenekler sıralanıyor. Bu kanunun amaç maddesinde açıkça ifade edilen şeyler. Biz sadece buradaki tanıma baktığımızda bile biraz önce ülkelerde kurulmuş olan fonlardan bahsederken ‘Bunların çok paraları var’ dememle örtüşmeyen gerekçeler buluyoruz. Kanunda yazdığı gibi tekrar edeyim; Kamuya ait varlıkların ekonomiye kazandırılması, dış kaynak temin edilmesi. Dış kaynak dendiğinde borç vs para bulmak demek, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek demek. Burada değerlendirilecek bir paradan bahsedilmiyor. Burada hem kamu istihdamını sağlamak açısından hem de değişik yatırımları finanse etmek için bir yapı kuruluyor. Kanundaki madde aynen böyle. O zaman şunu sormak lazım yani böyle bir yapıyı kurmaya neden ihtiyaç var? Çünkü burada sıralanmış olan işlemleri hali hazırda ki mevcut kamu düzeni içerisinde yapmak mümkün. Örneğin; Kamuya ait varlıkları ekonomiye kazandırmak dediğimiz şey aslında zaten ekonomiye kazandırılmış şeyler. Mesela çok konuşulduğu için söylüyorum. Geçen pazar günü Varlık Fonlarına devredilen Ziraat Bankası ekonominin dışında bir yerde miydi? Ekonominin direkt göbeğinde olan bir kurum. 1863 yılında Osmanlı Dönemi’nde kurulmuş olan Türkiye’nin en büyük bankalarından biri. Şimdi bunu fona devrettiğiniz zaman nasıl bunu ekonomiye kazandırıyorsunuz? Dolayısıyla buradaki niyetleri ben biraz sorguluyorum. Geçen gün gazetelerde de yayınlandı. Varlık Fonuna devredilen yerler arasında Antalya, Muğla, Aydın, İzmir, Bodrum gibi turizm bölgelerindeki hazine arazileri de var. Fonun da bunları satacağını biliyoruz. Devredilen araziler nedir? 2 milyon metre kareden bahsediliyor. Bunların neredeyse tamamında hali hazırda oteller var. Özal döneminde başlatılan turizm yatırımlarında hazine arazileri turizmcilere 49 yıllığına kiralandı. Turizmciler de varsayılan arazilere giderek bunların üzerine oteller yapıp bu otelleri işletiyorlar. Bir kısmının 5-10 sene içerisinde bu tahsisleri kalkacak. Bu araziler tahsisli araziler olup tekrar değerlendirilecek. Bu arazilerin satışını bu fon yapacaktır. Normal özelleştirme kapsamında bu işi yapıyor olsanız, özelleştirme kurallarına göre ihaleye çıkacaksınız, teklif alacaksınız, rekabetçi ortamlar olacaktır. Bu fon anonim şirkettir. Yani Özel Hukuk Hükümlerine göre kurulmuş bir fondur ve devredilmiş araziyi istediği fiyatı belirleyerek istediği kişiye satabilir. Bu yüzdendir ki o oteli işletmecisine istediği fiyattan satabilir. Kimse de ‘Niye sattın?’ diye soramaz. Sorduğunda ‘Biz bunu uygun gördük’ diyecek. ‘Burada kamu zararı vardır” dediğinizde, o yönetici hakkında işlem dahi yapamazsınız. Çünkü Özel Hukuk Hükümlerine göre faaliyet gösteriyor. Gelelim büyük ölçekli yatırımları finanse etmek ve onlara iştirak etmek kısmına. Şimdi devlet kendi devlet düzeni içerisinde büyük ölçekli projeleri finanse edemiyor mu? Koskoca hazinesi var. Hazine, Türkiye’nin hem kamu varlığının yöneticisi hem de fon ihtiyacı duyulduğu zaman istediği şekilde yurtiçi ve yurtdışı piyasalardan da borçlanabiliyor. O zaman bu yetkiyi neden fona aktarıyorsunuz? Ben buna da şüphe ile yaklaşırım. Ayrıca bu fonun bence en önemli çekincelerinden biri Özel Hukuk Hükümlerine tâbi oluşu. Bakın bu kanunun 2.maddesinde açıkça ifade edilmiş. Özel hukuk hükümlerine tâbi demek kamusal denetimin dışında demek. Yani sizin şu anda belki ofisinizin bulunduğu binadaki bir dükkan, mağaza ya da işletme ya da özel bir ticari kuruluş nasıl faaliyet gösteriyorsa, o hangi yükümlülüklere tâbi ise bu fon da öyle bir yapıya sahip ki biz kamu dediğimiz zaman biraz kuralların ve sınırların açıkça belirtilmiş olmasını istiyoruz. Ama bu öyle değil. Şimdi yapacağı işlere baktığımız zaman diyor ki; her türlü finansal işlemde, kıymetli madenlerde işlemde bulunabilir. Şimdi finansal işlemlerde kanunun 2.maddesi’nin 3.fıkrası’nın A bendi’ne göre; ‘Türev araçlarda işlem yapabiliyor.’

Ben finans hocası olarak biliyorum ki türev araçlar dünyanın en riskli finansal ürünleridir. 2008’de ortaya çıkan krizler yüzünden Amerika’da batan ‘Lehman Brothers’ gibi en büyük finansal kuruluşlardan Avrupa’da batan bankalara kadar baktığımız zaman tamamı türev ürünlerden batmıştır. Çünkü onlar çok yüksek kaldıraçlar ile çalışırlar. Oradaki yanlış kararın sonucu bankaları batırır. Bu fona böyle bir yetki vermiş ki şunu da vurgulamak isterim, Türkiye’de Bankacılık Kanunu bankaların türev ürünleri yapmasını sınırlandırmıştır. Bankalar, her türlü türev ürünü yapamaz çünkü riskli varlıklar olduğundan bankaların sıkıntıya girmesi engellenmek istenmiştir. Bunu yapabilir. Kanuna konulduğu için söylüyorum; her türlü para piyasası işlemi, gayrimenkul işlemi yapabilir. Tarla alabilir, satabilir vs. Diyelim ki; Yozgat da bi kuzeninizin tarlası var, kimseye satamıyorsunuz. Sizin fon yöneticisi arkadaşınız. Dönüp ona milyon dolara satabilirsiniz.

YB – Kimse de hesap soramaz yani!..

YK – Soramaz tabii. Diyeceksiniz ki; ‘Ben gelecek gördüm.’ Burada belki yayla turizmi yapılacak örnek olarak söylüyorum ama sonuçta bu bir ticari karar. Biliyorsunuz yanılmak zaten büyük sonuç doğurmuyor bizim ülkemizde.’ Yanıldık’ deyip, ALLAH’a havale ediyorlar. O ayrı bir durum. Şimdi her türlü ticari faaliyete bakın biraz önce atıfta bulunmuştum kanunun 2. maddesi’nin 3. fıkrası’nın D bendinde her türlü ticari faaliyet deniyor. Bu kadar açık bir yetki olabilir mi? İsterse bu fon her sokağa bir dönerci dükkanı açabilir. Açıklanan büyük projelerin finansmanı gibi şeylerin 1. maddede ifade edilenle örtüşmediğini görüyorum. Dolayısıyla bu fonun oluşturulmasındaki temel nedenlerden en önemlisi kamu denetiminin dışına çıkarılarak istedikleri gibi finansal ya da ekonomik alanda kararlar alabilmek. Çok çarpıcı olan bir diğer şey de yürürlükte bulunan pek çok kanunda bulunan düzenlemelerden muaf tutuldu. Örneğin hiç vergi ödemeyecek. Yani gelir vergisi de ödemeyecek, kurumlar vergisi de ödemeyecek, harç, emlak vergisi ödemeyecek. Aklınıza gelebilecek ne tür vergi var ise hiçbirini ödemeyecek. Böyle bir yapı olabilir mi? Asgari ücretle çalışan biri bile %15 vergi öderken bu fon hiç vergi ödemeyecek. Ayrıca bu kurum yani oluşturulan fon, sermaye piyasası kanunundan da muaf. Tahvil ihraç etmek istediği zaman ihraç edebilir. Bunu STK’ya bildirmek zorunda değil. Oysa mevcut düzenlemede tahvil ihraç etmek için STK’ya başvuruyorsunuz. Onlar gerekli denetim, incelemeleri yapıyorlar onay veriyorlar. Bir prosedür var. Bundan muaflar. Rekabet kanununun ilgili maddelerinden muaf. Yani sizin onlara ‘Piyasayı bozuyorsunuz rekabete aykırı işlem yapıyorsunuz’ deme şansınız yok. Yine bir başka örneğe bakarsak, personel kanunundan muaf. Yani aynen kanunun maddesinden okuyorum. ‘Kamu kurum ve kuruluşlarına personel alınmasına dair ilgili mevzuat hükümleri şirket tarafından istihdam edilecek personel hakkında uygulanmaz.’ Bu çok çarpıcı bir şey sonuçta devlete personel almanın belirli bir usülü, esası var. Sınavlar, mülakatlar oluyor, yaş kriteri var. Bir sürü düzenleme ve koşullar var. Burada diyor ki; ‘Bu düzenlemelerin hiçbiri bu şirkete uygulanmaz.’ Şimdi ben bunu yapacaklarını söylemiyorum. Çarpıcı olsun diye söylüyorum. Bu şirket Türkiye’nin her ilçesine bir tane ofis açıp her ofiste 100 kişiyi istihdam edebilir. Kimse de buna hesap soramaz. Diyecek ki; ‘Biz buradaki fırsatları değerlendirmek için kadro olusturuyoruz.’ Ama şimdi bu düzenleme, 6741 sayılı kanun, bütün sorumluluğu yöneticilerin ve siyasilerin vicdanına bırakmış. Oysa hukuk sisteminde kamu görevlilerinin vicdanına bırakılmaz. Hukuk sisteminde düzenleme yaparsınız. Kanunlar, yönetmelikler, yönergeler bu sebeple vardır. Kimin nerede, nasıl davranacağını belirlersiniz. Bu düzenlemeler Cumhurbaşkanı için de geçerli. Bu düzenleme ile siz imkanı fona veriyorsunuz ama diyorsunuz ki; ‘Mevzuatta hiçbir şey yapmak durumunda değilsiniz.’ Dolayısıyla bu fon dünyadaki diğer ülkelerde oluşturulan fonlara benzemiyor. Bunu vurgulamakta yarar görüyorum. Özellikle Norveç’te, Körfez ülkelerinde çok para olduğu için onu yönetmek zorundalar. Biz de ise fazla para yok, bütçe açığı var. Siz herhalde ömrü hayatınızda hiçbir zaman Türkiye Devleti Cumhuriyeti’nin bir sene bütçesini fazla verdiğini duymamışsınızdır. Çok partili döneme geçtiğimizden beri bütçe açık veriyor. İşte bu bütçe açıkları sebebiyle 2001’de kriz oldu. 2009’da ekonominin küçüldüğü dönemde bütçe açığının hangi seviyelere geldiğini görüyorsunuz. Olmayan bir parayı iyi yönetmek için kurulmuş değil o zaman başka birşey var. Bunun temel gerekçesinin bu fonla birlikte paralel hazine olusturmak olduğunu düşünüyorum. Çünkü mevzuatın dışına paralar aktarılırken bunlardan yöneticilerin herhangi bir sorumluluk altında olduğu da yok. Yani şöyle açıklarsak; siz olduğunuz yerde bir bakkal açıyorsunuz ve bakkal batınca batıyor yani sermayesi gidiyor. Ama bir sorumluluğu yok yani devlet gidip neden battın diye sormuyor. Yani fon zarar ederse bir işlemden ‘Kusura bakma’ diyecek. ‘Sen niye zarar ettin?’ diye bu fon yöneticisi olacak kişiye ki atandı mesela Yiğit Bulut’a hesap sorma şansınız yok. Oysa kamu çalışma prensiplerine göre faaliyet gösteren biri kamuya zarar veriyorsa işten atılır. Sayıştay denetiminin dışında. Yani Sayıştaş gidip ‘Bu parayı neden buraya harcadın?’ sorusunu soramayacak.

‘Türk Telekom Bankalara Olan Borçlarını Ödemekte Zorluk Çekiyor. Acaba Bu Kaynak İle Türk Telekom’un Borçları Mı Ödenecek ?’

746

YB – Tam da bunu sormak istiyordum. Sayıştay denetimine tâbi olmayacak konusunu biraz daha açabilir miyiz?

YK – Sayıştay bütün kamu harcamalarını, kamu kaynak kullanımını usul ve esaslara uygunluk açısından değerlendirir. Şimdi ben birkaç gündür bu konuda değişik yerlerde farklı açıklamalar beyan ettim. ‘Denetim yok’ dediğimde ‘Ama hocam bağımsız denetim var’ diyorlar. Bağımsız denetim denilen şey özel şirketlerin de yaptırdığı birşey. Yani gidip siz bir muhasebe denetim firmasına diyorsunuz ki; ‘Beni denetleyin.’ Ne açıdan denetliyor peki? Sizin oraya yazdığınız sayıların muhasebe usul ve esaslarına uygun olup olmadığını denetliyor. Yoksa onun yerinde uygun bir harcama olup olmadığına ilişkin bir denetim değil. Sadece orta ölçekli bir anonim şirkette özel muhasebe şirketlerine kendisini denetlettiriyor ki kredi için bankaya başvurduğu zaman sunduğu finansal tabloların doğru olduğu ortaya çıksın. Bakın size bir öneri Hürriyet Gazetesi’nde benim yakın dostum Erdal Sağlam’ın bu fonun neler yapabileceğine ilişkin bir yazısı var. Türk Telekom’un hala hazinede bulunan yanlış hatırlamıyorsam %6.68 oranında ki hissesi devredildi. 3 milyar lira şuanda sanayi müsteşarlığından buraya aktarılan kaynak var. Bunları nerede kullanacak sorusuna diyor ki; ‘Türk Telekom bankalara olan borçlarını ödemekte zorluk çekiyor. Acaba bu kaynak ile Türk Telekom’un borçları mı ödenecek?’ Şimdi bu gazetede yazan çok ciddi bir soru. Biraz önce ki kanuna bir atıfta bulunayım. Bu kanun diyor ki; Özel Hukuk Hükümlerine göre faaliyet gösterir. ‘Siz bununla bunu mu ödediniz?’ diye Mecliste bir milletvekili gidip bir soru önergesi verse ki milletvekillerinin en önemli iletişim kaynağı soru önergeleri biliyorsunuz, veyahut dese ki; ‘Siz Türk Telekom’un borcunu ödediniz mi?’ Bu kanunun ikinci maddesine göre yani Özel Hukuk Hükümlerine tâbi dediği için hükümet aynen size şu yanıtı verebilir. ‘Bu büyük bir ticari sırdır bilgiyi sizinle paylaşamayız.’ Bitti.. Şimdi siz bunu hazineden yapabilseniz, bu bir ticari sırdır diyebilir misiniz? Mümkün değil. O zaman bunu ‘Niye oluşturuyorsunuz?’ diye sormak lazım. Dolayısıyla ben bu fonun oluşturulmasının temel gerekçesinin kamu denetiminin dışına aktarılan kaynaklar olduğunu düşünüyorum ki aktarılan kaynaklar çok ciddi kaynaklar. Ziraat Bankası’ndan bahsediyoruz. Türk Hava Yolları mesela. Hani övünüyorlar ya dünyanın en önemli havacılık şirketlerinden bir tanesi diye. Onu devrettiler. Yani fon yöneticileri bunlar ile her türlü tasarrufta bulunabilir sadece oradan gelecek kâr paylarını kullanmak değil çünkü bir sınırlama yok. Ben bu kanunu tekrar tekrar okuyorum. Hani diyorum ‘Neyi yapamaz acaba diye bir sınırlama var mı?’ Hiçbir şey yok. Diyor ki; ‘Hertürlü finansal işlem, parasal işlem, gayri menkul işlem, her türlü proje geliştirme.’ Şimdi siz böyle bir proje ile çıktınız gittiniz Yiğit Bulut’a dediniz ki; ‘Çok çılgın bir proje yapacağım.’ Ne olsun mesela ‘Hafta sonları uzaya sefer yapacağım, bunun için roket yapmam lazım. 3 milyar dolara ihtiyacım var’ dediniz ve aldınız. İki ay sonra ‘Kusura bakma başarısız oldum.’ Yani proje başarısız da olabilir. Hesap sorabilir miyiz? Hayır. Adam diyecek ki; ‘Bize geldiği zaman iyi fikirdi.’ Kamuda olsa ama denetlenebilirdi. Benim gördüğüm bu. Kamu denetiminin dışına çıkmak için yapılıyor. Şimdi bir iki gündür gazetelerde bunu savunanlar hem de bu fon yönetimine atananlardan daha çok savunmaya çalışanlar var. Bir yandan da hükümete yakın iktisatçıların değişik kaynaklarda yazdıklarına bakıyorum. İşte diyor ki; ‘Öyle değil, şunu yapacağız’ diyor. Şimdi burada ki şunu yapacağız ifadesi bir vatandaş olarak benim için bağlayıcı değildir. Benim için bağlayıcı olan nedir? Düzenleme yani kanunda yazan şey. Ben ona bakıyorum. Ama hukuk, kamu yetkisi kullanımını birisinin veya birilerinin vicdan ve insafına bırakamaz, düzenler. Bazı dostlarım benimle paylaştıkları için biliyorum. Finansal piyasalara zaman zaman yurt dışından müdahaleler oldu. İşte dolar yükseliyor, faizler değişiyor vs. Bu, saldırılara karşı direnmek içinmiş. Şimdi ben bunu duyunca dehşete düşüyorum. Bir fon, doların seviyesine müdahale etmek için kurulur mu? Ülkenin koskoca bir Merkez Bankası var. Eğer dolara müdahale etmek gerekiyorsa Merkez Bankası yapar. Para basma yetkisi var yani adamların. Şimdi oturacak Yiğit Bulut’un başında olduğu yönetim ‘Hadi arkadaşlar dolar çok uçtu biz doları düşürelim.’ Böyle birşey olabilir mi? Merkez Bankası’na paralel bir para politikası veya kur politikası uygulayacak bir yapı mı kuruyorsunuz? Bakın burada diyor ki, kanundan okuyorum; her tür payları yani hisse senedi vs. alabilir. Borsa endeksi düşüyor işte bunlar diyebilir ki; ‘Önümüzde seçim var. Seçmen nezdinde bunun olumsuz bir sonucu olur. Hadi gidelim biraz hisse senedi alalım.’ Borsanın düşüyor olması kötü birşey. Öncesinde hep Cumhurbaşkanı’nın ‘Borsa şu kadar düştü’ diye yaptığı açıklamalar var. Ne olacak? 4 tane şirkete 500 milyon dolar koyduğunuz zaman borsa endeksini 10 puan yukarı götürürsünüz. Şimdi bunu engelleyecek birşey var mı ? Bu kanunda yok malesef. Dolayısıyla ben burada oluşturulan yapının kamu yönetiminin ve denetiminin dışına kaynakların aktarılarak ki aktarılan kaynaklar bu ülkenin pırlanta değerinde önemli varlıkları. 2 milyon metre kare araziden Ziraat Bankası’na, 100 küsür yıllık PTT kuruluşundan, Rize’de bulunan ÇayKur işletmelerine varıncaya kadar. Daha bundan sonra neler var? Şans oyunları, at yarışları vs. herşeyi aktarabilirler. Bakanlar Kurulu izni ile yapılan birşey. Aktarıldıktan sonra herşey bu yapının kontrolüne geçiyor. İyi niyetlerini yargılamak istemem yani o benim ne haddimdir ne de yapacak bir güce sahibim. Ama ben şunu biliyorum ki kamuda hiçbir şey yöneticinin vicdanına bırakılmaz. Bende bundan dolayı rahatsızım.

Muhabir: Yılmaz Bezgin

Editör: Müge Hatice Yönter

About Müge Hatice Yönter

Check Also

AYLA’NIN OSCAR YOLCULUĞU

  Safiye DEMİR   Oscar Ödül Töreni! Sinema dalında Dünya’nın bilinen en ünlü ödül töreni. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir