Home / EN YENİLER / PINAR ÇAĞLINER – YA UTANACAKSINIZ, YA DA UTANMAYACAKSINIZ!…

PINAR ÇAĞLINER – YA UTANACAKSINIZ, YA DA UTANMAYACAKSINIZ!…

Harbiye Askeri Müzesi’nde düzenlenen ‘Üç Tutku – Kitap, Kahve, Çikolata’ Festivalinde bir araya geldiğimiz Yazar Pınar Çağlıner ile yeni kitabı ‘Utandım’ üzerine konuştuk. Kitapta yazarın hayatından örnekler bulabileceğiniz gibi aynı zamanda size yol gösterici de olacağını söyleyen Çağlıner, herkesin aslında ortak paydalarda buluşabileceğini, benzer mutsuzluklar yaşayabileceğini ama bunlardan kurtulmanın belki de biraz bakış açısına bağlı olduğunu savunuyor. Biraz daha pozitif biraz daha umutlu bakarak yaşadıklarımızı kabullenmek ve onlardan aldığımız derslerle bambaşka bir benle devam etmek yola.
İki kitabı olan ve İzmir’de ‘Yarımada’ isimli yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapan Pınar Çağlıner, günlük hayatında da çok iyi bir okuyucu. 

Sosyal Medyayı çok iyi kullanan Pınar Çağlıner’in bu vesileyle arkadaş olduğu bir çok insan bulunmakta. Onlarla kurdukları pozitif bağlılıktan ötürü mutluluğunu bizimle paylaşırken heyecan duyan yazar, sosyal medyanın iletişim için çok önemli bir mecra olduğunu vurguluyor.

Aynı zamanda bir çocuk annesi Çağlıner, ailesiyle kaliteli vakit geçirmenin çocuğun gelişimi açısından önemine inanıyor. Ve çocuklarının internet bağımlılığından şikayet eden velilere küçük tüyolar veriyor. 

Hayatta en önemli şeyin okumak olduğunu söyleyen Çağlıner, herkese okuyun, ne bulursanız okuyun diye tavsiyede bulunuyor.

 

 

20170511_093736

 

MÜGE HATİCE YÖNTER (MHY) – Pınar Çağlıner’i kısaca kendisinden dinleyelim.

PINAR ÇAĞLINER (PÇ) – Salıncak kitabının yazarıyım. Yaklaşık bir ay önce ikinci kitabım da (Utandım) çıktı. Onun dışında köşe yazarlığı yapıyorum. Ayrıca bir anneyim. On iki yaşında bir oğlum var.

 

”Aslında Senin Yaşadıkların Hiç Bir Şey Değil”

20170511_102302

MHY – Edebiyat hayatına atılmaya nasıl karar verdiniz?
PÇ – Ben aslında fark etmeden bu işin içindeymişim. Şöyle ki; ilkokuldan itibaren günlük yazmakla başladım. Yazmak beni mutlu ediyordu. Daha sonra ‘Salıncak’ kitabını yazdım ama bir kenarda duruyordu. Kaybolmasın diye bilgisayar ortamına geçirmek istedim. O arada teyzem okudu. ”Bunun mutlaka yayımlanması lazım” dedi. Ben yine ciddiye almadım. O da yayıncımızla irtibata geçti, gönderdi. Ben yine basılmayacak diye beklerken kitap basıldı. Tabii gerçekten çok şaşırdım. Sonra baktım ki bu kitap sayesinde çok güzel dostluklar ediniyorum. Arkadaş çevresi edindikçe sosyal medyaya girdim. Şimdi de hayatımda ‘Utandım’ı yazmaya yönlendiren insanlar var. Bunu kitabın sonunda da yazdım. Bu kitabı yazmam gerektiğini bana onlar söylediler.

MHY – Sosyal medyada tanışıp arkadaş olduğunuz insanlar mı?

PÇ – Evet, kesinlikle hiç telefonla konuşmadım o insanlarla, yüzlerini bile görmedim. Kendi yaşanmışlıklarını bana anlatıp dertleştiler. Bu esnada içimden diyorum ki; ‘Aslında senin yaşadıkların hiç bir şey değil. Ben anlatsam.’ Ama tabii bunları onlara söylemeden hep pozitif olmaya çalışıyorum. ‘Gülümsemeleri gerektiğini, hayatı sevmezlerse bu işin asla olmayacağını’ küçük küçük anlattım. Sonradan hayata nasıl döndüler biliyor musunuz? Biri, haftada iki gün hastaneye gidip kanserli çocuklara bakıyor. Çünkü hayatta kendisinden başka da canlılar olduğunu, bu evrende bir boşluk doldurduğunu fark etti. Ve sonra dedim ki, ‘Ben kendi hayatımı yazsam aslında herkes çok şükür diyecek.’ Hatta biri bana, ‘Bu yaşta ne yaşamış olabilirsiniz, yani ne yazdınız?’ diye sordu. Okuduktan sonra bana döndü ve ” Size inanamıyorum.” dedi.

 

”Kötü Bir Şey Yaşadın Diye Hayat Sevincini Kaybetmek Yok”

1494487682710

MHY – Okuyucular bu kitapta sizin hayatınızı buluyorlar.
PÇ – ‘Utandım’ ilk başta öyle. Utanmadan önce ben kendi hayatımı yazıyordum. ‘Ama başıma bu niye geldi? Hayat niye bu şekilde?’ kısmını attıktan sonra utandım. Çünkü dedim ki, ‘Ben bunları yaşamış olabilirim ama sonuçta merkezinde herkes bana kötülük yapıyor gibi görünse de hayat bunlar benim başıma gelsin diye var değil.’ O yüzden ‘Utandım’ diyorum ve silkiniyorum.

MHY – Bir nevi bencillikten kurtuluyorsunuz.

PÇ – Aynen. Hayat bu değil, yaşam bu değil. ‘Ben kötü bir şey yaşadım diye hayat sevincimi kaybedeyim’ diye bir şey yok. Böyle bir hakkımız yok. O yüzden ‘Utandım’ diyorum ve şu andaki hayat görüşümü ondan sonra yazıyorum. Aslında hiç bir şeyin tesadüf olmadığını anlatıyorum. Buna örnek veriyorum. Yedi tane farenin nasıl rönesansı ilan ettiği gibi. Ama benim kitaplarım hakikaten para kazanmak amacıyla yazılmadı. Bunlar sadece araç. Biraz önce siz de gördünüz ya öyle sıcak bir dostluk oluyor ki insana ” Evet bu dünyada güzel insanlar, iyi niyetli insanlar var’ dedirtiyor. Bir ‘Alo’ dediğiniz zaman ‘Canın mı yandı, bir sorunun mu var?’diye sorabilecek insanlar var. Ben bunlara ulaştım. Ve yine yazıyorum. Neden biliyor musunuz? Daha fazla gönüle ulaşmak ve gönülden dost edinmek için. Çünkü başka türlü o şehirlere gidip de o insanlarla tanışamam. Ben bunu fark ettim. O yüzden de yazmaya devam ediyorum.

 

MHY – Harika bir araç olmuş. Sosyal medyayı da çok aktif kullanıyorsunuz. Gözlemime dayanarak diyebilirim ki çok pozitif bir enerjiniz var. Hep olumlu mesajlar, gülümsemeler gayri ihtiyari bir ilgi uyandırıyor.

PÇ – Neden biliyor musunuz? Okuyucularımdan aldığım pozitif enerjiyi onlar da benden geri alıyorlar.

 

”Annem ve Babam Benim Hediyem”

20170511_111619

MHY – Peki nasıl başarıyorsunuz? Bu kadar olumsuzluklara yönelebilecek şeyler yaşamışken pozitif enerjiyi nasıl toparlıyorsunuz?

PÇ – Aslında vardı. Kitabın başında da bunu söylüyorum. Hiç fark ettirmeden bana hayatın sırrını veren annem ve babam benim hediyem. Çünkü böyle yetiştirildim. Bana hala Pollyanna diyenler var. Evet ben Pollyanna’yı seyrederdim. ‘Sen aynı böylesin’ derlerdi. Her olayda olumlu bir şeyi görüyordum. İşte şimdilerde buna ‘Farkındalık’ diyorlar. Niye? Çünkü kötü tarafından bakarsanız o enerji ile gidiyorsunuz. Ama cımbızla alır gibi kırıntı da olsa pozitifliği alırsanız bakış açınız da değişir. ‘Tamam bunlar oldu ama bu da var ya’ İşte ‘bu da var ya’yı yaşamamız lazım. Yoksa zaten olumsuz insanlar, olaylar çok, hepsi üst üste gelecek. Ama o da var. İşte bu seçime giriyor. Ya utanacaksınız ya da utanmayacaksınız.

 

”Bilgi Dağarcığım Daha Çok Gelişsin Diye Okuyorum”

received_1872112319706306

YILMAZ BEZGİN (YB) – Yaptığınız seçim bunu yönlendiriyor aslında. Yaşadığınız hayatı da yönlendiriyor.

PÇ – Kesinlikle doğru.

YB – Peki bu kitapları yazmadan önce edebiyatla ilginiz var mıydı?

PÇ – Hayır, hiç yoktu. Sadece okuma kısmındaydım. Çok okurdum. Geçenlerde saydım 350 tane kitap okumuşum. Hala da okuyorum. Ben de özellikle son dört-beş yıldır acayip bir araştırma ruhu gelişti. Her şeyi çok merak ediyorum. Belki de yaşanmışlıklarımı artık sıfırladım. Gerçekten geride kaldı. Ve hayatımın ikinci dönemi dedim ya, sanki okula yeni başlamış biri gibi bilgi dağarcığım daha çok gelişsin diye okuyorum. Her şey kendimizde başlıyor. Kendimizi sevmekle, geçmişimizle barışmakla, kin, nefret, öfkeyi tamamen sıfırlamakla başlıyor. Ben de bununla başladım.

YB – Kitap yazmak meşakkatli bir uğraş. Bu işin eğitimini almamış biri olarak kitap yazarken ne tür zorluklarla karşılaştınız?

PÇ – Ben kalemi elime aldığımda yazmaya başlıyorum. Hatta ‘Salıncak’ı yazarken kendi kendime ” Yazayım da ne yapıyorlar öğreneyim” dedim. Farklı olarak benim zorluğum şuydu; tam iki kelime yazıyordum oradan oğlum seslenip bir şeyler istiyordu. ‘Anne, karnım acıktı’, ‘Anne, televizyon seyredelim’ gibi. Benim de zorluğum buydu. Hani filmlerde izleriz ya yazar, dağ evine gider, tık yoktur, kuş sesleri falan. Öyle bir ortam olsa benim için cennet. Ama bizim günlük hayatımızda böyle de oluyor. Zor oldu mu? O yönden oldu. Bazen başa dönüp on kere okumak zorunda kalıyordum. Ben nerede kalmıştım? Neyi anlatıyordum? Sıkıntı o oluyor. Ama yazmayı seven insan için yine de zorluk değil.

MHY – Pınar Çağlıner ne tür kitaplar okumayı seviyor?

PÇ – Kişisel gelişim ve tarih. Tarihi çok seviyorum. Osmanlı tarihini çok severim. Ama beş sene aralıksız kişisel gelişim kitapları okudum.

YB – Kitaplarınıza ilgi nasıl?

PÇ – Aslında ikisi de farklı kitaplar. Biri roman biri hem roman hem kişisel gelişim türünde. Ama tabii ‘Salıncak’ ı beğenenler ‘Utandım’ı daha çok beğeniyorlar. Çünkü ‘Utandım’da beni daha çok buluyorlar. Onlar beni daha çok buldukça ben onlarla daha çok buluşuyorum. Çoğunu da gerçekten çok yakından tanıyorum.

YB – Utandım ile ilgili detaylara girme zamanı geldi galiba. Okuyucu bu kitabı açtığında ne ile karşılaşacak?

PÇ – Okuyucu bu kitabı açtığında Ahmet’in, Mehmet’in, Ayşe’nin, Pınar’ın hayatının aslında kendisininkinden çok da farklı olmadığını görecek. Bunu ben de yaşadım, bu benim de başıma geldi diyecek. Ben de böyle düşünmüştüm, hayata ben de öyle bakıyordum. İşte ondan sonra diyorum ki ‘Evet buraya kadar aynıyız. Ama ben artık orada değilim ve sen de ya orada kalırsın ya da benim tarafımda benim bakış açıma sahip olursun.’ Peki buna nasıl sahip olabilirsin? dedikten sonra onu anlatıyorum. Peki neden buna sahip olmalısın? Onu da söylüyorum. Sonra diyorum ki, ‘Yol senin.’ Ben gerçekten çok kişisel gelişim kitabı okudum ve onların bana o kadar çok yararı oldu ki. Bir deniz yıldızına yön verebilirsem ne mutlu bana. Bu kitabın da nedeni o. İnşaAllah amacına ulaşır. Kitabı okuyanlardan hep şöyle mesajlar geliyor; ‘Evet okudum ama ben o tarafa bakmıyormuşum, onu fark ettim ve hoşuma gitti.’ Bu kitaptaki amacım tam da bu.

 

”Eğer O Kitabın Gideceği Bir Yol Varsa O Gidecek”

received_1872112243039647

MHY – Peki genel olarak kitap sektörüne baktığımızda satışlarda Avrupa’da ilk beşteyiz. Ama popüler olanı instagramda paylaşmanın dışında okuma oranına gelirsek rakamlar çok ciddi ölçüde düşük. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

PÇ – Bir kopukluk var. Mesela çok güzel bir kitap olması gereken yayınevinde değilse yazık oluyor. Raflarda görmediğiniz kitabı satın alamazsınız. Çok güzel kitaplar var ki maalesef doğru yayınevinde olmadığı ya da reklamı iyi yapılmadığı için satmıyor. Ben neye üzülüyorum biliyor musunuz? Yazmak isteyen kişi yazmayı bırakıyor. Çünkü köreliyor. Satılmadığı için kitabının beğenilmediğini düşünüyor. Bana bu konuda mesaj yazanlar da oluyor. Ben diyorum ki ‘Sakın yazmaktan vazgeçme, para kazanmak için değil kendin için yazmaya devam et.’ Eğer o kitabın gideceği bir yol varsa o gidecek. Bir de bizde bir kitaba on beş lira vermek pahalı geliyor. Oysa ki bir sigara on beş lira. Ama hayatın boyunca kütüphanende duracak o kitap da on beş lira. Edindiğin bilgi, seni götürdüğü diyarlarda aldığın o zevk ayrı. ‘Ama on beş liraya kitap çok pahalı’diyor. Biz böyle bir görüşe sahip olursak zincir gibi bir yere kadar gidiyor ama okura ulaşacağı zaman pahalı geliyor. Maalesef verdiğimiz değerler çok yanlış.

YB – Bu öncelik sıralamasıyla alakalı bir durum aslında. İnsanımız okumaya öncelik vermiyor. Zaten okumayı sevmeyen bir toplumuz. Bu herhalde çocukluktan kaynaklanan bir tutum. Çocuğa okuma alışkanlığı aşılanmıyor.

PÇ – Yalnız ben bir şeye dikkat ettim. Son beş altı senedir ilkokullarda zorunlu olarak kitap okutuluyor. Kitap listeleri var ve öğretmenler isterseniz okuyun değil, ‘Bu kitap alınacak, okunacak ve bundan sınav yapılacak’ diyor. Bence iyi bir şey başladı. Çünkü okuma zevki gerçekten çok küçük yaşlarda ediniliyor. Zoraki mi yapılmalı? Evet gerekiyorsa zoraki yapılmalı. On çocuktan üçü okur olarak devam etse bile yeter. Okuyan insana gerçekten çok ihtiyacımız var.

YB – Biraz da bu aileden kaynaklanıyor. Ailede kitap okuyan yoksa çocuklarda okuma alışkanlığı pek gelişmiyor.

PÇ – Akşam saat 19.00’da televizyon bir açılıyor, gece saat 00.20’de son dizi bitiyor. Hani o son sahne için 20 dk bekletiyorlar ya o 00.20’de televizyon kapanıyor. Şimdi hayatımızdan çalan bir makina var. Uyuşturulmuş insanlar gibi ekrana bakılıyor, arada bir meyve soyuluyor, bir çay demlenip geliniyor. Gerçekten bir izleyin. Arkaya geçip bakın. Ne kitap okumak var, ne de sohbet etmek. Aile ilişkisinde iletişim yok. Eş, diğer eşin ne yaptığını bilmiyor. Canının neye sıkıldığını, o gün ne ile uğraştığını bilmiyor. Çünkü sohbet yok. Kitap okumak yok. Okuduğu kitaptan sonra karşılıklı fikir alışverişi yok. Paylaşılan hiç bir şey yok. Çocuk da böyle büyüyor. Sihirli kutu. Eğitici olsa hiç problem değil. Bakın belgesel seyrederim. Çok değişik programlar var. Onlardan siyaset konulu da olsa takip ederim. Ama bana bir değer katmayan, sürekli bir şeye zamanımı ayırmıyorum. Bir gün televizyon seyrediyorsam ertesi gün seyretmiyorum. Hani çocuklar için ‘İnternet bağımlılığı var’ deniyor ama büyüklerin de televizyon bağımlılığı var. Bunu düzelteceğiz ki çocuğu bilgisayar bağımlılığından kurtarabilelim. Çocuk ne görüyorsa onu yapıyor.

YB – Kitap okumanın önündeki en büyük engel televizyon gibi duruyor doğru mu?

PÇ – Benim önerim, aile fertlerine haber vermeden sigortaları kapatın, bir mum alın ve keyfine varın. Ben yaptım. Çocuğum yanımda oturmak zorunda kaldı ve sohbet ettik. İnternet yok, televizyon yok. İnanın ona çocukluğumu anlattım. ‘Aa öyle mi anne, aa öyle mi anne?’ diye çocuk annesini tanımaya başladı.

MHY – E-kitap için ne düşünüyorsunuz?

PÇ – Ondan hoşlanmadığım için pek de yanaşmıyorum. Yani benim kitabı satın almam için o kitabı ellemem, koklamam, arkasını çevirmem, arkada ne yazmışlar okumam lazım. Önsözünde beni etkileyecek ne yazmışlar bakmam lazım. Yani gazete için de böyle. Gider gazete alır okurum.

MHY – Maalesef artık her şey teknolojiye dönüyor.

PÇ – Beş duyumuzu da kullanmamız lazım. Koklayarak, dokunarak, görerek, duyarak ve tadarak. Ben beş duyumu seviyorum ve onlarla yaşadığım zaman mutlu oluyorum. O yüzden e-kitap ya da wattpad diyorlar, ben pek yanaşmıyorum bunlara.

 

MHY – Peki burada bir festival bitti. Siz de buradaydınız, konuk oldunuız. Nasıl buldunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Okuyucu ilgisini, ziyaretçi kitlesini?

PÇ – Çok güzel bir aktivite,öncelikle onu söylemem lazım. Çünkü ayrılmaz üçlü kitap, kahve, çikolatayı bir araya getirmişler. Çok güzel bir konsept olmuş. Ben çok beğendim. Kaliteli yayınevleri katılmış. Özellikle Harbiye Askeri Müze’de olması benim için çok keyifli oldu. Böyle olunca da doğru kitle ile buluşuyorsunuz. Kahve, kitap ve çikolata çok güzel hazırlanmış bir sunum gibi. Burada gezinirken de onu yaşadım. Kahvemi aldım, kitap alışverişimi yaptım ve çikolata. Keyifli bir yerde keyifli paylaşımlar oldu.

MHY – Bitirirken okuyucuya ayrıca bir mesajınız var mı?

PÇ – Okuyun, okuyun, okuyun. Araştırın ‘Utandım’ı özellikle tavsiye etmek istiyorum. Çünkü hayata farklı bir pencereden de bakmamız gerekiyor. Eğer buna da bir vesile olursa bu kitap çok sevinirim. Kitabımı isteyen, her platformda bulabilir.

 

 

Röportaj: Müge Hatice Yönter – Yılmaz Bezgin 

Editör: Müge Hatice Yönter

Fotoğraf: Deniz Mehtap Gönül

About Yılmaz Bezgin

Check Also

DEV DERBİYİ KİM KAZANIR?

Nefesler tutuldu, tüm gözler 22 Ekim Pazar akşamı Türk Telekom Stadyum'unda olacak. Fakat şimdiden  ana gündem maddesi, ''DEV DERBİ'yi kim kazanacak'' sorusu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir