Home / EN YENİLER / OSMAN ATALAY – KARANLIĞA LANET OKUYACAĞINA, AYDINLIK İÇİN MUM YAK!..

OSMAN ATALAY – KARANLIĞA LANET OKUYACAĞINA, AYDINLIK İÇİN MUM YAK!..

İnsanlık dramı ilk kez yaşanmıyor belki ama yaşanan bir drama gözlerini kapatmak da insanlığa yakışmıyor. 

Karanlığa mum yakmak için çıktığımız bu yolda, insanlığa, dünyaya ışık tutan herkesin sesini doğru bir şekilde duyurmak bizim ilk hedeflerimizden.. İHH da Türkiye ‘de ve Müslüman coğrafyasında gücünün yettiğince ışık yakmaya çalışan bir vakıf. .
Halep ‘in yerle bir olduğu,  zalimin güldüğü, kadınların tecavüze uğradığı, çocukların yakıldığı, erkeklerin en iyi ihtimalle idam edildiği bir coğrafyaya herkes sus pus beklerken ulaşmaya, yardım etmeye çalışan bir vakıf. .
Onlar mazlumun yanında olmak için gecelerini, gündüzlerini şaşırmış halde çabalarken bizde onların sesini duyurmak için çabalıyoruz şimdi. .
IHH Başkan Yardımcısı Osman Atalay ile yaptığımız çok derin ve anlamlı röportaj tam da böyle önemli bir günde yayında..
Bilmediklerinizi öğrenmek,  bildiklerinizi arttırmak için, kulaktan dolma bilgilerle değil işin içindeki insanlarla irtibatta kalın. .

155326

YILMAZ BEZGİN (YB) – İHH ‘nın oluşum süreci ile başlayıp sonra da faaliyetlerinden bahsedelim biraz.

OSMAN ATALAY (OA)- İHH, İnsani Yardım Vakfı 1992 Bosna Savaşının başlaması ile kuruldu.Buraya insani yardım götürmeye çabalarken aynı şekilde Bosna’dan Avrupa’ya ve Türkiye ye gelen sığınmacıların, Boşnak muhacirlerin barınma ihtiyaçlarını, Türkiye’ye gelen yaralıların tedavisini karşılamaya çalıştı.
Bosna Savaşı döneminde yaşanılan yoğun insan katli, kadınların tecavüze uğraması, çocukların öldürülmesi özellikle son yüzyılın en önemli olaylarından biriydi. Avrupa’nın göbeğinde oldu bu. Tabii Batı, Bosna’daki katliamı seyretti.
Ve bu katliam devam ederken İslam dünyası; Endonezya’dan tutun da Kuzey Afrika’ya, Amerika’da ve Avrupa’da yaşayan bütün Müslüman toplumlar hatta Avrupa’da ki Müslüman göçmenler dahil hepsi Bosna için seferber oldu. İHH ‘nın da o katliamlar yaşanırken temelleri atıldı. İnsani yardım çalışmaları ile Hırvatistan,  Zagreb ve Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna ‘da (Sarajevo) ofis ve insani yardım koordinasyon merkezleri oluşturuldu. Ve Bosna’da temelleri atıldı. Tabii Bosna Savaşı 1995’de Dayton Antlaşmasıyla durdu.

“Bosna Savaşı döneminde yaşanılan yoğun insan katli, kadınların tecavüze uğraması, çocukların öldürülmesi özellikle son yüzyılın en önemli olaylarından biriydi. “

demonstratie-srebrenica

Ama o sürede savaş devam ederken Çeçenistan ‘da Ruslar bir savaş başlattı. O dönem Çeçenistan’ın 900 bin nüfusu vardı. Bu savaşta da 100 binin üzerinde insan hayatını kaybetti ve 100 bine yakın insanda sakat kaldı. Çeçenistan Savaşı sürecinde de Türkiye’ye gelen Çeçen muhacirlerin barınma ihtiyaçları ve yaralıların burada tedavi edilmesinde İHH yine insani çalışmalarına devam etti. 1998’de Sırplar Kosova’daki Arnavutlara karşı bir savaş başlattılar.O savaş döneminde de yaklaşık 700 bin insan sınırdan göç ederek mülteci olarak Arnavutluk ‘a sığındılar. İHH, insani yardım olarak hem Kosova’dan Türkiye’ye gelen yaralıların tedavisi için uğraşırken hem de çok büyük bir göçe uğrayan Arnavutluk’ta bulunan Kosovalı göçmenlere insani yardım, gıda, barınma ihtiyaçlarını götürdü. Tabii bu süreç İHH’nın aynı zamanda insani yardım noktasında tecrübeler kazandığı bir süreçti. 1998’in hemen ardında 1999’da biliyorsunuz Türkiye’nin büyük acıyla sarsıldığı Marmara depremi oldu.Bu depremde de özellikle Marmara çevresinde Adapazarı, Gölcük, Karamürsel, Yalova gibi depremin çok ağır yaşandığı bölgelerde de 1 yıl boyunca sürekli olarak deprem mağdurlarının yaralarını sardık. Tabii bu süreç Keşmir, Kuzey Irak, Ürdün, Suriye ve Mısır’daki Filistin mülteci kamplarında da kurban kesmeye başladığımız, oraları yeni yeni tanıdığımız bir süreçti.
1992’de Bosna Savaşı ile başladığımız insani yardım serüveni bugün Afrika, Latin Amerika, Asya, Orta Asya, Balkanlar ve Orta Doğu’da 150 ülke ve bölgede devam ediyor. Genelde bu 150 ülke ve bölgede yerel dernek ve vakıflarla, sivil toplum örgütleriyle ortaklık yapıyoruz. Projelerimizi ortak yürütüyoruz. Ağırlıklı olarak su kuyuları, mescitler, kültür merkezleri, yetimhaneler, sağlık hizmetleri ve tarım projelerini sürdürüyoruz.

“Suriye’nin durumu tabii ki hepimizin şahitlik ettiği bir durum. “

suriye

Tabii özellikle son 5 yıla baktığımızda yani 2011’de Suriye’de başlayan bu savaşla birlikte İHH İnsani Yardım Vakfı olarak Suriye’de insani yardım faaliyetleri yürütüyoruz. Suriye’nin durumu tabii ki hepimizin şahitlik ettiği bir durum. Özellikle 5 yıldır Dünya Suriye ‘yi izliyor. Bu çok acı bir şey. 5 yıldan sonra 22 milyonluk Suriye nüfusunun 6 milyonu Suriye ‘yi terk etmiş durumda ve içerisinde kalanlar acil insani yardıma muhtaç vaziyette. Toplamda Suriye’de evini terk edenlerin sayısı hemen hemen nüfusun yarısı kadar. 3 milyonu Türkiye’de. Ürdün ve Lübnan’da nereden baksanız 2 milyon civarında insan var. Mısır, Körfez ülkeleri, Irak ve Avrupa’ya gidenlerle birlikte 6 milyon civarında insan Suriye dışında göçmen, mülteci, muhacir konumunda. Suriye’nin içerisinde ise bir o kadar insan var evlerini terk etmiş muhacir ve sığınmacı durumundalar. Yani ülke nüfusunun yarısı evlerini terk etmiş durumda.

İHH İnsani Yardım Vakfı olarak bizde ağırlıklı olarak son 5 yılda ki yardım organizasyonumuzun büyük bir bölümünü Suriyeli sığınmacılar ve Suriye içerisinde yaşayan mağdurlara ayırmış durumdayız. Bununla ilgili Hatay, Reyhanlı ve Kilis de iki koordinasyon merkezimiz var. Depolarımızda var. Buralarda insani yardım çalışmalarımızı yürütüyoruz. Burada yaklaşık 500 insan çalışıyor.
Suriye topraklarında bizimde sınırımızda bulunan konteyner kentler ve çadır kentlerde yaşayan yaklaşık 150 bin civarında insan var. Öncelikli olarak bu insanların sıcak yemek, barınma, gıda ihtiyaçlarını ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Onun haricinde tabii ki Şam, Hama, Humus, İdlib, Halep, Cerablus bu bölgelerde merkez ve kırsal bölgelerde yaşayan mağdur durumda ki kuşatma altında ki insanlara da gıda yardımını organize etmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken de tabii Suriye içerisinde bulunan dernekler, vakıflar ve sivil toplum örgütleriyle birlikte
organize oluyoruz. Bugün insani yardımın en önemli ayağı Suriye meselesi. Tabii bu mağdurlara sadece Türkiye’nin yardım etmesi yeterli değil. Sonuçta 22 milyonluk bir nüfus var bunun 3 milyonu burada ama Türkiye’de yaşayan insanlar sonuç itibari ile kendi ayakları üstünde durabiliyor, sağlık, barınma, gıda ihtiyaçları karşılanabiliyor bunda bir sıkıntı yok ama Suriye’nin içerisinde kuşatma altında acil yardıma muhtaç 10 milyon insan var. Bunlar ancak sürekli yardımlarla yaşamlarını sürdürebilir. Bu sadece Türkiye’nin tek başına altından kalkabileceği bir durum değil. Sonuçta büyük bir kriz söz konusu. İşte burada Körfez Ülkeleri, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerdeki hem resmi yardım kurumları hem de sivil toplum örgütlerinin bir araya gelmesi gerekiyor. Avrupa’ya da parantez içerisinde değinmek gerekir. Avrupa ve hatta Amerika’daki Müslüman toplulukları ve sivil toplum örgütleri insani yardım noktasında gerçekten Suriye ile ilgililer, bunu da belirtmekte fayda var.
Tabii Türkiye’ye baktığımızda sadece İHH değil başta resmi kurumlarımız AFAD ve Kızılay olmak üzere Türkiye’nin 81 vilayetinden gerçekten de sivil toplum örgütleri, dernekler, hemşehri dernekleri yani Anadolu’dan tutun Trakya’ya kadar Karadeniz’den Antalya’ya, Ege’ye, İzmir’e varıncaya kadar birçok bölgeden Suriye ‘li sığınmacılar için bir duyarlılık var. Bu iyi bir şey. Zaten Suriye’de ki insanların ihtiyaçlarını karşılayan, onları ayakta tutan en önemli
ayak sivil toplum, insani yardım duyarlılığı. Bu kolay bir şey değil yani 6 yıldır devam eden bir savaş olduğunu düşününce. Yakın dönemimize baktığımızda Balkanlarda büyük bir katliam dediğimizde Bosna, Çeçenistan ve Filistin gibi bu 3 yerde çok ciddi katliamlar yaşanmıştı ama buralarda savaş 2,5-3 sene sürdü. Filistin’de 5 senede bir 10 senede bir 20 günlük operasyonlar yapıyorlar. Ama tabii Gazze ablukası bambaşka bir olay. Orayı açlığa terk etmeleri ve Gazze ‘de ki 2 milyon insanın bir açık hava hapishanesinde ki durumunu bir tarafa bırakırsak Çeçenistan ‘da 3-4 yıl süren bir savaş oldu. 900 bin nüfusu vardı. Bosna’nın 2,5 milyon nüfusu vardı. Orada da 3-3,5 yıl savaş sürdü. Ama Suriye ile kıyasladığımız zaman Suriye de 22 milyonluk bir nüfus var ve 6 yıldır ki 6.yılını da bitiriyor önümüzdeki Mart ayında 7.yıla gireceğiz. Ve yıkıma baktığımızda karşımızda 1.ve 2. Dünya savaşında Avrupa’nın yaşadığı büyük yıkıma benzer bir yıkım var. Avrupa’nın gerçekten de 2.Dünya savaşında yaşadığı yıkımın görüntülerini bugün Halep’te görmemiz ya da Şam ‘ın, Hama ‘nın ve İdlib ‘in kırsallarında görmemiz mümkün ve bu savaşın gerçekten en büyük mağdurları siviller, kadınlar ve çocuklar. Açlığa mahkum edilmiş durumdalar.

2.Dünya savaşındaki görüntüleri geride bırakacak, Amerika’nın Hiroşima ‘da kullandığı bombalardan sonra ‘adeta ölü şehirler’ dediğimiz fotoğrafları görüyoruz.”

ctkt6ojxgaacrrz

Yani artık 2.Dünya savaşındaki görüntüleri geride bırakacak, Amerika’nın Hiroşima ‘da kullandığı bombalardan sonra “adeta ölü şehirler” dediğimiz fotoğrafları görüyoruz. Bugün Suriye’ deki fotoğraflara baktığımızda dün Saddam ‘ın kimyasal silah kullandığı Halepçe katliamını, Amerika’nın atom bombası kullandığı yer olan Hiroşima ‘yı, Bosna’da Srebrenitsa katliamını , Çeçenistan ‘da Grozni katliamını, Afganistan Kabil’deki o fotoğrafların bütününü Suriye’de görmemiz mümkün. Hapishanelerin de durumunu bilemiyoruz…
Yani Suriye ‘de savaş öncesinde de hapishanelerin durumu bilinmiyor. İnsan hakları kurumları, sendikalar, vakıflar gibi bir durum yok. Bunların hiçbiri ile ilgili de Dünya’nın hiçbir yerinde de insan hakları örgütleri, uluslararası resmi kurumlar yada özel kurumlar Suriye’de insan hakları ile ilgili en ufak bir araştırma yapamadılar, yapamıyorlar. Diktatör bir rejim, kapalı bir toplum, tek parti var. Baas Partisi.  Ve devlet izin verdikçe ancak kurulan tüm sendikalar da devlete bağlı. 45 senedir babadan oğula geçen bir sistem var. Halkın yüzde sekseni Sünni geriye kalan kısım ise Nusayri, Hristiyan, Dürzi bir nüfustan oluşuyor. Ama bu kalan %20 ‘lik kesim 45 yıldır %80’i yönetiyor. Mesela 1982 senesinde Hafız Esad Hama’da çok büyük bir katliam yapıyor ve bu katliamda 50 bin insan hayatını kaybederken 25 bin insanın hala nerede gömülü olduğu, cesetlerinin, kemiklerinin nerede olduğu dahi bulunamadı. Çünkü uluslararası ceza mahkemesi yada uluslararası insan hakları gibi Avrupa kriterlerine imza atmış bir ülke değil. Suriye müslümanları 45 yıldır zaten bu zulmü çekiyordu. Ama 2011 yılında başlayan savaş dünyada eşi benzerine rastlanmayan bir durumla karşı karşıya kaldı.Yani kimyasal silahlar kullanılıyor,varil bombaları, napalm bombası ve uçaklardan atılan eşi benzerine rastlanmayan bomba çeşitleri kullanılıyor. Uluslararası hukukta savaş kurallarında ne olursa olsun ikili anlaşma gereği hastaneler vurulmaz, okullar vurulmaz, fırınlar ve ekmek kuyruğundakiler vurulmaz. Vurulması suçtur. Suriye’de bunların hepsi var. Hastaneler vuruldu. Pazar yerleri vuruldu. Ambulanslar vuruluyor hatta sağlık çalışanları dahi vuruluyor. Böyle bir savaş atmosferi var. Bunun karşılığında da 6 ila 7 defa Cenevre’de ateşkes çağrısı oldu. BM ‘ye onlarca defa çağrı yapıldı. BM’nin daimi üyesi 5 devletten biri olan Rusya çekimser olduğunu söylediği için maalesef ateşkes uygulanamıyor ve kuşatma altında ki bölgelere de insani yardım gidemiyor. Ekmek, ilaç gidemiyor. İnsanlar da bu bölgelerden çıkarılamıyor.
Halep’in geldiği durumda bu. Yani katliam yapan sivilleri vuran devlet Rusya ama maalesef BM’ nin güvenlik konseyinde olmasından ve Suriye’de işlenen insanlık suçlarına ortak olduğundan ötürü ateşkeslere müsaade etmiyor. Böylede bir çifte standart var. Tabii bu BM ‘den pek bir şey beklememek gerekiyor. Bunca yıldır kuşatma altında ki şehirlere insani yardım koridoru açılması için en ufak bir yaptırım uygulayamadı, beceremedi. Peki neden ?
Çünkü BM ‘nin bir yaptırım gücü yok. Yani burada ellinin üzerinde ülke var ama bu ülkelerin bir yetkisi yok. 5 ülkenin dedikleri oluyor. Bu 5 ülke zaten Suriye’nin bölünmesi ile ilgili elinden geleni yapıyor. Biri Rusya-Çin
zaten Çin hep kararsızdır. Rusya ‘yı destekler. Geriye kalan ülkelerde zaten Suriye’nin bölünmesi ile ilgili kendi uluslarının çıkarları gereği oralardaki kararlara sessiz kalıyor. Burada BM ‘nin durumu ”Tavşana kaç, Tazıya tut” durumu. Hal böyle olunca buralardan bir şey beklememek lazım.
Çünkü biz BM’i Bosna’da da gördük. Bosna’da Srebrenitsa katliamının tek sorumlusu BM’dir zaten. Yani güvenlikli bölge diye savunmasız insanları topladılar. BM kefil oldu. Silahsız gelin dendi ve insanlar silahsız geldi. 30 bin insan toplandı oraya ama BM bu insanları Sırplar ‘a teslim etti ve 8 bin insan hala kayıp. BM ‘nin bugüne kadar İslam coğrafyasında yaşanan katliamlar karşısında, Afganistan, Çeçenistan, Filistin ve Halepçe de en ufak bir yaptırım gücü olmamıştır. Burası içinde bir şey beklememek gerekiyor. Bizim muhatap alacağımız İslam İşbirliği Teşkilatı’dır. Orada da ellinin üzerinde ülke var. Tamamen Müslümanların oluşturduğu bir teşkilat. O da bugüne kadar bir varlık gösterememiştir. Yani sonuç itibari ile İslam İşbirliği Teşkilatı biz Rusya ve Çin ile hiçbir
alışveriş yapmayacağız ve de onların mallarını boykot edeceğiz deseler bile çok önemli bir şeydir. Ama böyle bir birliktelikte yok. Bizim İslam İşbirliği Teşkilatından da bekleyemediğimiz bir şeyi BM’den beklememizin de pek bir faydası yok. Bunlar çok fantezi şeyler. Yani BM ne ise İslam İşbirliği Teşkilatı da odur. Arap Birliği de aynı mantık tabii. Biri Amerika, biri İngiltere, biri de Fransa’nın denetimi altında olan ülkeler topluluğu. Yani onlara rağmen bir şey yapamıyorlar. Bundan dolayı fotoğrafa baktığımızda biz Suriye’de ne yapabiliriz? İki şey yapabiliriz. Bunlardan biri dua etmek. İkincisi somut bir şeyler yapmak. Aslında asli görevimiz sürekli dua etmek sadece kendimiz için değil. Dünya için de. Somut olarak ise Suriye’ye karınca kararınca yardım etmeliyiz. Türkiye’de 3 milyon sığınmacı var. Bunlara ne yapabiliriz? diye kafa yormalıyız. İş sorunları, barınma sorunları, moral sorunları var.
Sivil toplum örgütleri olarak bunları yapabiliriz. Onun haricinde Suriye içerisinde ticari hayat, tarım hayatı ve sosyal hayat tamamen bitmiş durumda. Sağlık sektörü, eğitim sektörü hepsi yerle bir oldu. Burada tamamen insani yardıma ihtiyacı olan insanlar var.Bu insanlara biz gıda götürebiliriz. Mesela un, barınma ihtiyaçları bunları destekleyebiliriz. Bizim yapabileceğimiz bu yoksa “karanlığa söveceğine bir mum yak” derler.
Yani karanlığa sövmemek lazım biz mum yakalım. Yani BM, İslam İşbirliği Teşkilatı bunlar karanlıktır bunlara sövmemek lazım. Işık yakmak gerek. Suriye ile ilgili karanlığa sövmeyelim. Işık yakalım. Hem orada hem de burada olan insanlarla empati yapmamız lazım.Orada bir savaş var ve savaşta olan ülkeler barışta olan ülkelerden ne bekler? Onlar yaralarının sarılmasını bekler.Bu maddi ve manevidir. Buna yönelmek gerekir. Yoksa sabah namazlarında dua etmek iyidir. Öğlen veya ikindide de edebiliriz ama somut bir şeyler de yapmalıyız.
Bu protesto mantığının dışına çıkmak lazım. Nedir bu? Bugün Türkiye’nin 81 ilinde Suriyeli yaşıyor. Herkes bulunduğu mahallede Suriyeli insanlara yardım etmeye çalışacak. Herkese iş imkanı veremezsiniz ama bu insanların kiraları var. Ev kiralarına yardımcı olabiliriz. Belediyelerin, sivil toplum örgütlerinin eğitim yerlerinde çocukların eğitim görmesini sağlayabiliriz. Suriye’ye yardım yapan binlerce kurum var artık. Bunlara yardımcı olabiliriz. Zaten Türkiye’de bulunan Suriyelilerin hemen hemen yüzde 90 ‘ı sınır bölgelerinde yaşıyor. Hatay, Mersin, Kilis, Adana, Urfa, Mardin. Bu bölgelerde ağırlıklı yaşıyorlar. Bu bölgelerde ki kurumlara da destek verebiliriz. İstanbul’da yaklaşık 500 bin civarında Suriyeli var. İyi kötü buraya gelen insanlar kendilerine iş imkanı bulup ayakta durmaya çalışıyorlar. Bunlara yardımcı olabiliriz. Tabii ki ilk olarak bu iş AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı), Kızılay ve STK (Sivil Toplum Kuruluşu) ‘lara kalıyor. Belediyelerin de çok büyük imkanları var.
Bu konuya muhakkak ki el atmak zorundadırlar ki atıyorlarda. Sonuç olarak Suriye meselesi yaşadığımız çağın bence en sıkıntılı, en trajik olayıdır. 5 yıldır göz göre göre insanlar katlediliyor. Havadan yağan bombalar var. Buna dayanmak mümkün değil.

“Yaklaşık 23-24 tane kamp alanı ve 400 bin insan var. “

suriye-multeci-krizi-780x439

YB – Peki Türkiye’nin mülteciler konusunda ki politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz. Mesela kamplarda yaşayan Suriyeliler var bir de normal hayata karışmış Suriyeliler var. Bir takım istismar gruplarının eline düşüyorlar. Örneğin; organ mafyası, insan ticareti yapan örgütlerin eline düşen insanlar özellikle de çocuklar konusunda büyük sıkıntılar yaşanıyor. 

OA – Yaklaşık 23-24 tane kamp alanı ve 400 bin insan var. Buralarda ki insanların barınma, eğitim, gıda
vb. tüm ihtiyaçları karşılanıyor. Dünyanın bir çok ülkesinde kampları gezdim. Türkiye’de ki kampların standardı çok çok iyi. Kampların dışında yaşayan Suriyelilere geldiğimiz zaman, bunların bir bölümü kendi ekonomik durumları ile buralara geldiler. Kimi ev tuttu, kimi ev satın aldı. Bulundukları yerlerde ticaret de yapıyorlar. Tabii gelenlerin nüfusunun yarısından çoğu genç ve kadın. Dediğiniz gibi bu genç jenerasyon önemli. Türkiye’de 6 yıl içerisinde dünyaya gelen çocuk sayısı 177 bin ve bunların 77 bini son 1 sene içerisinde dünyaya gözlerini açtı.
Bir de bu 3 milyonluk kesimin bana göre %60 ‘ı çocuk, genç ve kadın. Burada tabii çok ciddi bir sosyolojik sorun var veya olabilir. Genç nüfus mesela 5 yaşında ki çocuk 10 yaşında oldu 10 yaşında ki çocuk 15 yaşında oldu.
Bunların bir şeylerle uğraşması gerek, çalışmaları gerek.Bunları dediğiniz gibi kontrol etmek gerekir. Türkiye’de ki
genç çocuk nüfusunun muhakkak kültürel, eğitim yönünden ihtiyaçlarının kontrol altına alınıp karşılanması gerekir.
Yoksa bunlar suç mafyalarının criminal alanlarına yönelebilirler. Bu potansiyel güçlü çünkü genç, işsiz ve bir de farklı kültürden geliyor. Farklı bir dil. En önemlisi de travma yaşamış insanlar. Evlerini,babalarını veya annelerini kaybetmişler. Zaten psikolojik olarak ağır bir depresyon yaşamış gruplarla karşı karşıyayız. Hep onun altını çiziyorum. Büyük şehirlerde yada Anadolu’da hiç fark etmez, belediyeler ve sivil toplum örgütleri tarafından ne olursa olsun ortak proje kapsamında manevi ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor.
İHH olarak İstanbul’da çok şey yapmıyoruz ama İstanbul’da var olan ve Suriyelilerin açtığı okulların
eğitim ihtiyaçlarını destekliyoruz. Genelde Reyhanlı, Antakya, Kilis, Gaziantep, Urfa bölgelerinde yaşayan muhacirlerin hem gıda hem de eğitim ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Yetimhanelerimiz var. Özellikle yetim çocuklar için rehabilitasyon merkezlerimiz var. Psikologlarımız buralarda yetim çocuklarla ilgileniyorlar. Daha ziyade bunlarla meşgul oluyoruz.

“Halep’te 300 bin sivilin kuşatması söz konusu. “

ihh_halep_icin_ses_veriyor_h19969_ae806

HAYRİ AYHAN(HA) – Suriye ile devam edecek olursak son zamanlarda yakinen bildiğimiz Halep’te 300 bin sivilin kuşatması söz konusu. İHH olarak sosyal medyada yayınlanan bir organizasyon hazırlığı var. İçerek olarak 81 ilden yüzlerce araç ve binlerce katılımın olduğu “Halep’e yol açın” sloganıyla bir duyuru oldu.Bu konuda biraz bilgilendirir misiniz?
OA – Aralık ayının 14’ünde yola çıkmayı düşünüyoruz. Yani “Halep’e Yol Aç” diyerek Halep’teki bu kuşatmayı kırmak
orada ki insanlara insani yardım koridoru açılması için oraya bir dikkat çekmek adına yani gündeme getirmek için yola çıkmayı düşünüyoruz. Kilise gideriz orada bir iki gün kalınabilir. Basın açıklaması yapılır. Tabii gelirken bütün insanlarımızı tüm şehirlerimizden davet ediyoruz. İnsanlar arabaları ile, araçları ile gelir hatta kamyonu ile bile gelen gelebilir. Un, gıda, barınma, eğitim araçları, acil yardım ihtiyaçları getirilebilir. Getirilen malzemeler
orada bulunan depolarımıza konur. Amacımız Dünya ve Türkiye’nin dikkatini bir kez daha duyarlı olmaya çağırmak.
Sonuçta burası sadece Halep. Ve çok zor durumda. Halep gibi bir çok şehir bombalanıyor ve insanlar açlığa mahkum ediliyor. Onun için “Halep’e Yol Açın” diyoruz. Biz insani yardım koridoru açılması talebinde bulunuyoruz. Yola çıkma amacımız bu. İnşaAllah gerçekleştireceğiz.

https://www.ihh.org.tr/haber/halepe-yol-acin-yardim-kampanyasi

“Amacımız Dünya ve Türkiye’nin dikkatini çekmek ve duyarlı olmaya çağırmak.”

391048

HA- Bu konuda hükümetten izin alma söz konusu mu?
OA – Sınırdan içeri girip girmeme konusunda kesin bir şey yok. Zaten bu kadar insan savaş olan yabancı bir ülkeye giremez. Biz Türkiye ve Dünya kamuoyunda dikkat çekmek için sınıra çağırıyoruz. Yardım koridoru açılsın diye
bir dikkat çekilsin istiyoruz. Bugün Türkiye’den Suriye’ye sivillerin geçişi söz konusu değil. Sınırlar tutuluyor. İçeri girmekte riskli. İki devletinde anlaşmaları var. Hukuki olarak da sınırı aşıp geçemeyiz. Ama burada ki amacımız dediğim gibi Halep’e insani yardım koridoru açılması.

“Bu dava vicdanlarda bambaşka.”

isgalci-israille-hicbir-sekilde-anlasmayacagizc2

HA – Geçtiğimiz gün Mavi Marmara davasında başsavcılığın davayı düşürmek adına bir teklifi oldu. Ve dava düşürüldü.

OA – Bu iki ülkenin anlaşması sonucunda böyle bir karar çıktı. Savcıda davayı düşürme teklifinde bulundu. Türkiye’nin talepleri vardı. Kuşatmanın kaldırılması, özür dilenmesi, tazminat ödenmesi gibi. Bunlarda iki ülke tarafından yerine getirildi. Ve bunun sonucunda dava düştü. Ama avukatların uluslararası mahkemede bu dava devam eder görüşü var. Bu hukuki bir süreç tabii. Devletin aldığı bir karar. Devlete savaş açamazsınız. Konjonktürel siyasi bir karardır, hukuki bir karar değil. Özellikle son 2 yıldır çok ciddi bir süreç yaşanıyor.
17-25 Aralık’ta başlayan ve 15 Temmuz ile devam eden bu süreçte hem içte hem dışta çok ciddi bir şeylerle karşı karşıyayız. O yüzden bu İsrail-Türkiye anlaşmasını da bu eksen üzerinden değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Bu dava vicdanlarda bambaşka tabii. Ama işte reel dünya diyoruz. Daha önce de dedik karanlığa küfretmek yerine bir ışık yakalım. Gavur gavurluğunu yapıyor diyelim eyvAllah kardeşim ama İslam İşbirliği Teşkilatı diye bir şey var. Ve biz şuan dönem sekreteriyiz. Ama biz hala camilerde sabah namazlarında, cumalarda çıkıp dua ediyoruz. BM’den bir şeyler bekliyoruz ama sen önce Arap Birliği Teşkilatına bir şeyler söyle. İslam İşbirliği Teşkilatı ‘nın sekreteryası şuan Türkiye’de. Bu eylem biçimlerini biraz sorgulamak gerekiyor . Malcom X ‘in de dediği gibi; ” Harekete geçilmediği  müddetçe, şiddeti dua ederek durduramazsınız. ” Yani muhakkak ki dua edeceğiz ama dua ve eylem bir arada olmalı.
Yani sabır eylemden sonra gelen bir şey. Tevekküldür sabır. Ama önce bir adım atarsınız bir şeyler yapabilirsiniz.

“500 bin insanın öldüğü bir yerde artık siz bir bütün ülkeden söz dahi edemezsiniz. “

579ca8fc18c7731368a6020f

TAHA ABDULLAH ALTUNLU (TAA) – Genelde Suriye direnişi nereye gidiyor? Türkiye’nin de içinde yer aldığı “Fırat Kalkanı Operasyonu”  var ve Batı’nın planlarını bu çerçevede değerlendirecek olursak siyasi olarak sonuç ne olabilir ?

OA – Fırat Kalkanı konusu aslında benimde bugünkü yazımın konusuydu. Fırat Kalkanı operasyonu 100. gününü geride bırakırken Rusya ve İran bu süreçte ağır kuşatma ve yoğun bir bombardıman ile Halep’in doğusunu almak üzere birleşti. Yani Rusya-İran ve ABD, Suriye’de anlaştı diye yazdım. ( http://m.yeniakit.com.tr/yazarlar/osman-atalay/rusya-iran-ve-abd-suriyede-anlasti-17440.html )
Sorun önemli bir soru şöyle ki;
Fırat Kalkanında ki birinci hedefimiz neydi? IŞİD ‘den, Kilis’e neredeyse her gün bir bomba düşüyordu, insanlar hayatlarını kaybediyordu.
IŞİD ‘in hakim olduğu bölge El-Bab ‘a kadar olan bölge. IŞİD ‘in füze menzili idi. Bizim amacımız bu operasyonla hem Cerablusla – Azez arası dediğimiz yani Kilis’ten Urfa’ya doğru diyelim, batıdan doğuya Cerablus ‘a doğru 90 km lik yatay geniş alan. Birde El-Bab ‘a doğru Azez ‘den
güneye doğru kendimize bir plan yaptık. Bu hem IŞİD  hem de PYD – PKK yı birinci derecede temizlemek içindi. Çünkü PYD – PKK, Suriye sınırında bir koridor oluşturmak istiyorlardı. Bu operasyon hem bu hem de IŞİD içindi. “Fırat Kalkanı”, Suriye rejimi ile savaşmak için değil terör örgütleriyle alakalı bir operasyon. ÖSO ‘ya (Özgür Suriye Ordusu) bu konuda ağır silah desteğiyle sahada yardımcı olduk ve öncülük ettik. Amacımıza ulaştık mı? Evet sonuçta birleşmesi düşünülen o koridoru, kantonu etkisiz hale getirdi. Eğer biz 15 Temmuz hengamesi ile bir 15 gün geç kalsaydık gerçekten de sınırımızda tamamen bir kanton kurulacaktı. Bu önemli.

YB – Yani 15 Temmuzu yapanlarla oradakilerin bir bağlantısı söz konusu diyebilir miyiz ?

OA – Tabii ki mesela içeri alınan bir çok subay ve generallere baktığımızda çoğu sınır bölgelerinde görevli. Bunlar Suriye – Irak karakollarında görevli olan komutanlar. Bu da tabii ki önemli. Bu da Batılıların planı dediğimiz plan ve tabii ki bu plan hala devam ediyor.
Sonuçta biz şuan Halep için en fazla insani yardım diyebiliyoruz. Gelinen son noktada Halep ‘in batısı Rusya ve İran’ın kontrolünde.
Amerika da kuzeyde ki PYD-PKK ile ilgileniyor. Onunda ilgi alanı orası. O da IŞİD ‘i zayıflatmaya çalışıyor. Koalisyon uçakları devamlı
Rakka’yı bombalıyor. Plan bu. Benim inandığım, gördüğüm Suriye en fazla Irak ‘a benzer. Orada güneyde Şiiler var. Burası büyük bir bölümdür. Basra – Necef – Kerbela -Bağdat’ın büyük bir bölümü. Kuzeyde zaten Bölgesel Kürt Yönetimi var. Felluce, Bağdat ‘ın bir bölümü ve Musul ‘da da Sünniler var. Böyle üç ayrı kanton gibi bölgelere bölünmüş durumda. Demografik düzende gerçekleşmiş yani. Sünniler bir tarafta, Şiiler bir tarafta, Kürtler bir tarafta. Artık bunların birleşmesi mümkün değil. Yani matematik olarak da, kültürel olarak da benim için mümkün değil. Suriye için de aynı şey geçerli. Kişisel görüşüm bu. 500 bin insanın öldüğü bir yerde artık siz bir bütün ülkeden söz dahi edemezsiniz. Kantonlar yani bölgeler olur. Benim görüşüm budur.

Röportör : Hayri Ayhan – Yılmaz Bezgin – Taha Abdullah Altunlu
Editör : Müge Hatice Yönter

About Müge Hatice Yönter

Check Also

YAPRAK ÖZ – BEN ONA “ŞİDDET PORNOSU” DİYORUM

  Polisiye ve gerilim romanları dediğimizde çoğumuzun aklına hala yabancı yazarlar geliyorsa bunun sebebi, ülkemizde …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir