Home / EN YENİLER / ÖNER CİRAVOĞLU – MÜREKKEPLE GEÇEN BİR ÖMÜR

ÖNER CİRAVOĞLU – MÜREKKEPLE GEÇEN BİR ÖMÜR

13 Şubat 1948 doğumlu olan Öner Ciravoğlu, AÜ Hukuk Fakültesi ve KTÜ Jeoloji Bölümü’nde eğitim görmüş olsa da hayatı bambaşka bir alanda şekillendi. Daha 10 yaşındayken gazete dağıtarak bu sektöre adım atan şair ve yazar Ciravaoğlu, mürekkep kokusunun onun için baskın geleceğini o yaşlarda hissetti.

YAZKO ve Cumhuriyet Kitap Kulübü’nde yöneticilik ve editörlük yaptı. 

TYS’nin ‘Güzel Yazılar’ dergisini çıkardı.

Türkiye Yazarlar sendikası üyesi olan Öner Ciravoğlu aynı zamanda Trabzon Araştırmaları Merkezi Vakfı ile Herkese Kitap Vakfı kurucusudur.

Bir dönem Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) Merkez Yürütme Kurulu’nda olan Ciravoğlu, 1 Mayıs olaylarına da bizzat içinde yaşayarak şahit olmuştur.

Bir çok türde(anı, şiir, derleme, araştırma, çocuk edebiyatı) yazdığı kitabı olan ve çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanan şair ve yazar şimdi Remzi Kitabevi’nde Yayın Koordinatörü olarak çalışıyor. Ve memleketi Trabzon sevdalısı.

DSC_4934

YILMAZ BEZGİN(YB) – Yayıncılıkta editörlüğün rolünü nasıl açıklarsınız ? Tam olarak yeri nedir ?

ÖNER CİRAVOĞLU (ÖC) – Biliyorsunuz yayıncılık tarihinde yazar el yazısı ile yazdığı müsveddeyi getirir. Matbaada düzenlenir ve basılır. Ama yıllar geçtikçe bir kitabın daha iyi nasıl sunulacağı, daha çok okura nasıl ulaşılacağı gibi sorunlar meydana geldi. Bu gündeme gelince, kitabın kapağı, sayfa olarak yerleştirilmesi, ne ebatta olacağı, hangi boyda olacağı gibi konular tartışılmaya başlandı. Hatta okurun karakteri, içinde çizim olup olmayacağı gibi fikirler gündeme geldi. İşte burada editör devreye giriyor. Diyelim ki yazar kitabını getiriyor. Günümüzde artık cd ile getiriliyor. Açıp bakıyorsunuz word dökumanına kitabın ismi bir kere en başta soru işareti. İşte bunun içeriği, anlatımları bazen aksayabiliyor. Araştırma kitabı geliyor mesela ara başlıklar lazım çünkü konuların açıklanması için çizim gerekli. Burada bir anımı söyleyeyim:
“Ben yazarlar kooperatifinde yayın şefiyken, Erhan Bener geldi. ‘Hocam, buyrun’ dedim. ‘Hemen sözleşmenizi yapalım, bakayım dosyanıza’ Baktım, şaşırdım. Kitabın ismi ‘Yağmur Sıcağı’.. Ondan altı ay önce Demirtaş Ceyhun’un aynı isimde bir kitabı çıkmış. İşte editör burada devreye giriyor. ‘Hocam’ dedim. ‘Yağmur Sıcağı olabilir tabii siz yazmışsınız ama ticari açıdan altı ay önce kitap çıkmış. Bunlar pişti olmasınlar. ‘Haklısınız’ dedi, aldı kitabını gitti. Sonra ismini değiştirdi tekrardan geldi. Bu çarpıcı editörlük mesleğinin ayrım noktası bence burası. Editör kitabın sadece redaksiyonuna bakmaz. Onun ötesinde şu bölümü şuraya alalım,
şu final olmamış başka türlü bir final düşünelim diye yazarla diyaloğa girer ve onu önerir.

 

‘Herkes editörlüğe yönelmeli. Yönelmeyen kişi de 50 sene öncesine ait yazardır.’

IMG-20170228-WA0003

MÜGE HATİCE YÖNTER (MHY) – Bir nevi kitabı baştan yazmak gibi. O kadar önemli.

ÖC – Evet..Bir edebiyat eseri geldiğinde örneğin bir roman geldiğinde ona sadık olmak lazım yani o markalaşmış vaziyette. Kitabı okuduğunuzda burada, ‘Ayşe teyze’ diyor, iki sayfa sonra aynı kişi ‘Edibe teyze’ olmuş. Hemen bunu yazarla paylaşıyorsunuz. ‘Hay Allah! Ben onu değiştirmeyi unutmuşum’ diyor. Üç yerde değiştirmiş bir yerde ‘unuttum’ diyor. Editörün işleri bu şekilde özetlenebilir. Belki de başka kollar da vardır ama bilmiyorum.

 

MHY – Türkiye’de bu anlattıklarınızın izinde editörlüğün düzeyi nedir ?

ÖC – Gelişiyor. Bakın ben size şöyle söyleyeyim; bugün edebiyat kursları, yazar evleri açılıyor. Orada editörlük kursu da veriliyor. Bir kursiyer yazar olmak isterken orada ki editörlük işini de öğreniyor. Yine Yayıncılar Birliği’nin, Bilgi Üniversitesi ile birlikte yürüttükleri editörlük kursları var. Güzel çalışmaları oluyor, atölyeleri var. Çünkü artık yayın dünyasında bir kitabı sunup onu en iyi şekilde satmak istiyorsanız bu gibi konulara ağırlık vermek lazım. Bunlar sektörün gelişmesi açısından gündeme geldi. Herkes editörlüğe yönelmeli. Yönelmeyen kişi de 50 sene öncesine ait yazardır.

 

‘Bizim aydınlarımız biraraya geldiğinde tavla dahi oynayamazlar.’

IMG-20170228-WA0004

MHY – Peki buradan şöyle devam edersek ; örneğin belli bir yazar tutulduğunda 3-4 ay da bir yeni kitapları basılıyor. 200 bin basım yapılıyor, peş peşe ikinci basım,üçüncü basıma giriyor. Çok satış oluyor ama içeriğine baktığınızda çok da nitelikli olmuyor.

ÖC – Şimdi bir yayınevini kötülemek istemem ben fakat dediğiniz gibi kitapları biz kabul etmiyoruz. Çok satsa bile orada bir illüzyon var. Okuru yanıltma veya aldatma demeyeyim ama okurların belli zaaflarına yönelen bazı kitaplar hazırlanıyor. Bazı zamanlarda çok satılıyor. Şimdi tabii uç bir örnek vereceğim; diyelim ki köşe başında bir dilenci var o kadar acıyorsunuz ki gönlünüzden birşey koparıp veriyorsunuz oysa belki de o dilenci değil, belki de çok zengin.
Yani insanların duygularını sömüren bir tarz olunca bu yayıncılıkta da görülebiliyor. Kimseyi de suçlamak istemem ama böyle olaylar ve izlenimler var. Biz Remzi Kitabevi olarak bu tarz olaylara sıcak bakmıyoruz.

 

MHY – Peki sizin YAZKO (1979) ve Cumhuriyet Kitap Kulübü’nde (1983) ki yöneticilik dönemlerinden, o zamanlardan biraz bahsedersek..

ÖC – Evet, ben bir derginin yayın kurulundaydım ve dergi ile alakalı olarak da bir matbaa ile çalışıyordum. Ağaoğlu Matbaa idi. Oraya gidip gelerek oranın sahibi ile ahbap oldum. Tam o sıralarda 78-79 dönemleri idi ve bu dönemde yayıncılık krize girmişti. Biliyorsunuz 79 dönemi terörün kol gezdiği bir dönem. 12 Eylül öncesi bir dönem. İşte aydınlar suskun, kitap çıkmıyor, matbaalar kapanıyor. Artık kitaplar bir suç aleti. Bekir Yıldız’ın, Nazım Hikmet’in bir kitabını yolda görseler çevirip dövüyorlardı. O bakımdan yazarlar bir açmazdaydı. Benim ahbap olduğum Mustafa Kemal Ağaoğlu, Ağaoğlu Yayınevi’nin sahibi
ile bir iki düşündük taşındık, bu çıkmaza bir açılım getirmek lazım. Yayınevleri çekiliyor,korkuyor. ‘Bütün bu yazarları bir kooperatifte toplayalım’ dendi.
Bunun çalışmalarını bir avukat ile beraber Mustafa Kemal Bey yürüttü. Bana geldi, dedi ki; ‘Kimleri çağıralım bu kooperatife bir yönetici kadro olması lazım’ sonra ‘Kaç kişi olacak’ dedi. 40 kişi olsun dedim, yaptı bir liste, bastı ve aldı geldi. Bu haberi de o 40 kişiye ilettik ve böyle bir başlangıç oldu.
Kurucular arasında tabii şimdi rahmetli olan insanlar da var. Kemal Gürbaşar, Bekir Yıldız, Pınar Kür, Erol Toy, Bertan Onaran. Başka isimlerde var hatırlamıyorum ama ilk katılanları sayabilirim mesela Asım Bezirci, Ataol Behramoğlu, Yaşar Miraç, Kemal Sülker bunlar ilk katılanlar arasındaydı. Daha sonra Atilla İlhan, Fikret Otyam, Zeyyat Selimoğlu geldi. Hemen akabinde bir dergi çıkarmaya başladık. YAZKO Edebiyat. Ve Yazko Edebiyat için ‘Yönetmen kim olsun?’ dedik. Mehmet Fuat’ a karar verdik. Kendisi çağrıldı, görüşüldü ve başlandı. Yalnız Mehmet Fuat’ın bir espirisi var. ‘YAZKO kurulurken beni niye çağırmadınız?’ dedi. Ben onu unutmuşum tabii. Memet Fuat ilk sayıyı çıkardı. Zannediyorum 2 bin adet çıkarmıştık. Bir haftada bitti. Hemen ikinci baskıya geçtik ve dergicilik tarihinde bu bir ilktir. Bir dergi çıkıyor hemen ikinci baskıya geçiyor. Böyle devam etti. Aziz Nesin’in bir lafı vardır. ‘Bizim aydınlarımız biraraya geldiğinde tavla dahi oynayamazlar.’ Şimdi 40 kişilik liste sonraları 60’a, 70’e çıktı. İşte senin kitabın, benim kitabım meseleleri oldu. ‘Benim kitabımı öne al’ demeler ortaya çıktı ve dedikodular başladı. En son işte bir grup kongre yaptı orada Mustafa Ağaoğlu YAZKO’dan ayrıldı. Ondan sonra da inişe başladı ve sonunda da kapandı. YAZKO’da düşüş başlayınca beni Cumhuriyet Gazetesi’nden aradılar. Daha doğrusu Oktay Akbal benim ahbabımdı, YAZKO üyesiydi. Önermiş beni. Orada bir kitap kulübü kuralım fikri ile girişim başlamış ve sevgili arkadaşım Oktay Şimşek görevlendirilmiş. İşte kim Oktay Şimşek ile ortak olarak yürütebilir diye düşünmüşler. Akıllarına ben gelmişim. Ben de zaten YAZKO’dan ayrılmak istiyordum ve 1984 yılının Kasım ayında başladım. O Kasım ayında da hemen bir kitap fuarı vardı. Taksim Oteli’nin altındaydı. Hatta çekilmiş resmim bile var. Cumhuriyet Kitap Kulübü 84 yılında kuruldu ve 84 yılı çok önemlidir biliyorsunuz. 12 Eylül fırtınasının topladığı tüm insanlar hapishanelerde. 100 binlerce kişi hapishanelerde. Evet o 12 Eylül karanlığı içerisinde bizim onlara kitap ulaştırma kampanyası bir umut ışığı oldu. Hapishanelerden binlerce üyelik teklifi, binlerce kitap talebi geldi. Bu talepleri hep karşıladık. Yani hapishanelerde kitabın bayramı oldu. Cumhuriyet Kitap Kulübü ve tabii ki Cumhuriyet Gazetesi güvencesi ile. Her türlü kitabı da gönderdik yani yasak falan dinlenmedi o zaman. Ama tabii 84-85 yılı da baskıların biraz azaldığı Özal dönemiydi. Onun da bir rahatlığı vardı. Cumhuriyet Kitap Kulübü’ndeki görevimiz uzun yıllar, 91 yılına kadar sürdü. Yurdun çeşitli yerlerinde kitap fuarları yaptık özellikle İzmir’de. Bir kitap fuarına mesela Uğur Mumcu, İlhan Selçuk hepsi birarada devam
ettiler. Beyoğlu Belediyesi çok ilginç bir belediyeydi. 84-85 yıllarıydı galiba ve bize caddede bir kitap fuarı yapalım diye teklif getirdiler. Biz de sokakta standımızı kurduk ve kitaplarımızı satmaya başladık. Ama nasıl bir coşku ve heyecan var. Sabahları gidip açıyoruz, akşamları kapatıyoruz. Bir nevi sokakta
kitapçı olduk yani. Bir gece benzin döküp bütün kitapları yaktılar. Standlar berbat tabii. Ama biz yılmadık ve dedik ki; ‘Bunu avantaja dönüştürelim.’ O yangın yerinde tekrar standımızı kurduk ve Yaşar Kemal mesela hiç imza günü yapmamıştır, o gün geldi ve imza günü yaptı. Biz o zaman satışları 10 katına çıkardık. Gazeteler manşet yaptı. “Yangın Yerinde İmza Günü”, “Kitabın Heyecanı Devam Ediyor” gibi. Kitap Kulübü böyle devam etti ve oda yavaş yavaş sönmeye başladı. Kitap Kulübünün merkezi Cağaloğlu’nda Cumhuriyet Gazetesi’nin merkezindeydi. Sonra Taksim’e geçti. Müdürler değişti. Sonra kitap etkinliklerini de azaltınca üye kaybı da başladı. Şimdi herhalde Kitap Kulübü devam etmiyor, Cumhuriyet Kitaplarına dönüştü yani yayıncılığa dönüştü. Kitap çıkarıyorlar. Sonra oradan da ayrıldım ve Literatür Yayıncılığa geçtim orada bir dizi yaptım, “Tanıklıklar” dizisi diye . O dizide birkaç yazarı ağırladık. Refik Durbaş, Memet Fuat, Tarık Dursun, Oktay Akbal. 4 kitap yaptık. Onların böyle anılarını, ilk müsveddelerini, heyecanlarını filan çok güzel kapaklarla sunduk. Ama orası da devam etmeyince artık biraz serbest çalışayım istedim, kendi kitaplarıma başladım. Memleketim Trabzon olduğu için “Bir Tutkudur Trabzon” adlı bir kitap yazdım. Şuan bir baskısı yok, sahaflarda 200-300 liraya satılıyor. Çok arayan var ve ben bunu bir ara yine yapmayı düşünüyorum. Çocuk edebiyatı konusunda bir kitap yaptım. Kız Teknik okulları için yardımcı bir kitap ve şiir kitabı çıkardım. Bir iki tane ondan sonra Atilla İlhan ile buluşup onunla bir söyleşi kitabı yaptık. İşte benim hikaye böyle.

 

‘Siyasete nokta koydum.’

20170106_113953

MHY – Sizin Türkiye Sosyal İşçi Partisi yürütme kurulunda oluşunuzdan ayrı olarak 1 Mayıs olaylarının içerisinde de bizzat bulunmusşunuz. Sonra Edebiyata geçiş olmuş ama en son çıkan “Bitmeyen Yüzyıl” isimli şiir kitabınızda yine o dönemi vurguluyor.

ÖC – Ben siyasete noktayı koydum. 1 Mayıs olaylarında bende vardım evet kürsünün yanındaydım.

 

MHY – Yani bazen hatırladığınız oluyor mu? O anları nasıl anlatırsınız ?

ÖC – Yani pekte anımsayamıyorum. Her yerden ateş açılıyor. Ama böyle rastgele yani panik olsun diye yapılıyordu. Zaten bizzat seçerek ateş etseler binlerce insan
ölürdü orada ki çoğu kaçarken öldü diye hatırlıyorum. Ben o zaman Harbiye’ye doğru kaçtım. Talimhane’den döndüm böyle Unkapanı’na doğru iniyorum Tarlabaşı’na doğru baktım ki orada bir tehdit yok. Çoğu zaman orada bariyer oluyor, tutuklayıp götürüyorlar. Yürüyerek Fındıkzade’ye gittim oradan.

 

MHY- Arkadaşınız var mıydı o gün yanınızda ?

ÖC- Hayır yalnızdım. Yani tanınan arkadaşlar, Yazarlar sendikasından arkadaşlar vardı. Ama bir anda böyle olunca ben tek başıma kaldım.

 

YB- Şiir yazmak var mıydı gençlik dönemlerinizde?

ÖC – Lise’de iken vardı. Okuldayken şiir okuyunca insanın içinde de olunca yazılıyor yani. Ama şiir zordur. Bazıları makina gibi şiir yazıyor, olmuyor yani.
Biz biraz Yahya Kemal tarzına yakınız. Zorlanınca yazabiliyoruz. Şiir kitapları da satılmıyor ki dünyanın her yerinde de böyle. Şiir konusunda bir anektod paylaşayım. Şair bir arkadaşım var. Egemen Berköz. Cumhuriyet Gazetesi’nde bir sayfa yapmaya başlamış. İşte gelen şiirleri seçiyor, beğendiklerinden 3-4 tanesini alıp oraya koyuyor falan. Şimdilerde Posta gazetesi yapıyor bu işi. Bir gün gencin biri telefon edip, ‘Ben bir şiir göndermiştim, o yayınlanacak mı?’ diye sormuş. Egemen Berköz’de, ‘Evet yayınlayacağız sıraya koyduk’ deyince ‘O zaman söyleyin hangi gün yayınlayacaksanız o gün gazete alayım’ diye karşılık vermiş. Şimdi bu şiir köşesinin amacı şiiri gönderenler hergün gazete alsın beklesin değil mi?İşte bu şair bencilliği. ‘Ne zaman yayınlayacaksınız o zaman alayım’ diyor. İşte Türk milleti böyle, ben de bu yüzden siyaseti bıraktım.

 

‘Bu eğitimi vermeliyiz ama nasıl olacak bilmiyorum.’

34. İSTANBUL KİTAP FUARI 7-15 KASIM 2015 KADİR İNCESU (2015)

YB – Sadece şairler birbirlerinin kitaplarını alsa herkese yetecek kadar satış yapılır aslında..

ÖC – Bir dergide adamın şiiri çıktı değil mi? Alıp önce kendi şiirini okur diğerlerini okumaz. Ayıp denen birşey var.

 

MHY- Bizde ki sıkıntı kendimizi yeterli görüp, başkasını okumamak! Biz hep yeterliyiz. 

ÖC – Bu eğitimi vermeliyiz ama nasıl olacak bilmiyorum.

 

MHY – Öneriniz var mı?

ÖC – “İki Taktik” kitabını okumak lazım. Ben bu soruya hep böyle cevap veririm. Lenin’in böyle bir kitabı var biliyorsunuz.

 

MHY – Evet. Peki editörlük yaptığınız ya da kitap kulübünde yöneticilik yaptığınız dönemlerde unutamadığınız anılarınız var mı? 

ÖC – Yani pek komik birşey yok ama eski Cumhurbaşkanı Basın Danışmanı Ali Baransel’in bir kitabı geldi. “Bıçak Sırtında” diye. Düz bir metin. Bunun ara başlıklarını ben koydum. Yıllarca bana onu söyledi. ‘Bunun ara başlıkları olmasa bu kitap zayıf kalırdı. Sen bunu adam ettin.’ diye. Yani o benim için önemli. Bir de kitap ismi konusunda da tecrübeli sayılırım. Acar Baltaş’ın bir kitabını yapıyordum. İsim bulunamıyor kitaba. Hani şöyle, ‘Hayal et kazanırsın’ gibi laflar vardır ya. Onlara karşı bu kitap.”Hayalini Yorganına Göre Uzat.” ismini buldum. Bunu çok beğendiler.

 

YB – Şuanda üzerinde çalıştığınız bir projeniz var mı?

ÖC – Atilla İlhan ile ilgili kitabımın baskısı tükendi. Çocuk edebiyatı bitti. Bir de ben Atatürk’ün ‘Nutuk’ kitabını çocuklar için sadeleştirmiştim onun da öğrendim ki baskısı tükenmiş. Şimdi bu kitaplar bitti. İşte bunları yeni baskıları ile çıkarmam lazım. Bir de prensibim var. Çalıştığım yerde kitap yayınlamıyorum. Hıfzı Topuz ile söyleşi yaptık, o siparişti. Ama kendi ismimle çalıştığım yerde torpil yapılıyor demesinler diye başka bir yayınevi bulup, oradan çıkarmaya çalışıyorum. Yani yeni baskıları için başka bir yayınevi bulmam lazım.

MHY – Yenilerini bekleyeceğiz o zaman.

 

Röportör : Müge Hatice Yönter – Yılmaz Bezgin

Editör : Müge Hatice Yönter

About RöportajTürk

Check Also

KALİTELİ KOMEDİ YAPMAK KOLAY DEĞİL

Yıllarını sinemaya adamış bir isimle beraberdik. Kimsenin sinema eleştirmenliği yapmayı meslek olarak görmediği bir zamanda …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir