Home / EN YENİLER / ONAT BAHADIR – KORKU BİR ÇEŞİT MEYDAN OKUMADIR

ONAT BAHADIR – KORKU BİR ÇEŞİT MEYDAN OKUMADIR

“Ben korkuda bir tür meydan okuma görüyorum. Sizi korkutan şey aynı zamanda size bir çeşit meydan da okur. Ben o meydan okumaya kendime göre bir karşılık veriyorum.” diyor Onat Bahadır. TRT’de çalıştığı yıllar boyunca kültür-sanat programlarında metin yazarlığı, farklı yayın evlerinde editörlük ve düzeltmenlik yapan yazar, korku türünden aslında çok ürktüğünü belirtiyor. Çeşitli edebiyat dergilerinde ve kitap eklerinde öykü ve yazıları yayımlanan Onat Bahadır’ın 3 kitabı bulunmakta. Gerilim, tekinsiz öyküler, fantazya türlerinde ülkemizdeki yapının taşlarını oluşturanlardan biri olan Onat Bahadır ile yaptığımız bu samimi röportajı keyifle okumanızı umuyoruz.

ob 1

 

MÜGE HATİCE YÖNTER (MHY) – Onat Bahadır kendi gözünden nasıl biri?

ONAT BAHADIR (OB) – Hayatını editörlük, metin yazarlığı, düzeltmenlik yaparak kazanan, sözcükleri seven, lise yıllarından beri onlarla uğraşan 41 yaşında biri. Bir de tabii yazdığı 3 kitap var. “Deliliği Beklerken” adlı bir roman, “Boşluğa Gülümsemek” ve “Yaklaşan Dip” adlı iki öykü kitabı…

 

MHY – Öykülerinizin korku, gerilim ve fantazya türünde olduğunu görüyoruz. Sizi korku edebiyatı yazmaya iten özel bir sebep var mı?

OB – Aslında öykülerim için “korku”, tam anlamıyla doğru bir tanımlama değil galiba. Kendimi standart bir korku öyküleri yazarı olarak görmüyorum. Yazdıklarımın psikolojik gerilim türüne dahil olanı da, şimdilerde tuhaf kurgu dedikleri; olayların olağan dışı bir yöne gittiği, okuru normalin, gündelik hayatın dışına çıkaran türlere yakın olanı da, tekinsiz olanı da var. Biz korku sözcüğünü neden kullanıyoruz? Çünkü “korku”, bu tanımlamalar içinde en akılda kalıcı olanı. Bu notu düşüp sorunuza tekrar dönersem: Açıkçası neden -okur ve yazar olarak- gerilim, korku edebiyatı ile ilgilendiğimi bilmiyorum. Özellikle korku yazmaya karar verdiğim bir tarih de hatırlamıyorum. Çok yavaş yavaş olmuş bir şey. Hatta şöyle söyleyeyim; ben korku filmlerini izleyemezdim. Doğup büyüdüğüm şehir Samsun’da bir arkadaşımla John Carpenter’ın “Karanlıklar Prensi” adlı filmine gitmiştik. 10 ila 13 yaş aralığında olduğumu sanıyorum. Filmin gerilim yüklü bir sahnesi vardır. Kötü varlık, aynanın içinden çıkıp zincirlerinden kurtulacaktır. O sahnede sinemadan kaçtım. Bildiğiniz tabirle kirişi kırdım. Bu filmi seneler sonra tekrar izleyip bitirebildim.
Ben korkuda bir tür meydan okuma görüyorum. Yani sizi korkutan şey aynı zamanda size bir çeşit meydan da okuyor. Ben o meydan okumaya kendime göre bir karşılık veriyorum diyelim. Önce korkuyorum, sonra o şeyi çözümlemeye çalışıyorum ve bunu başardığımda ondan korkmamam gerektiğine karar veriyorum. Bu arada bir de hikâye yazıyorum. Korku aslında hayatlarımızın en olağan duygularından biri. Hiçbir şey olmasa ölümden korkarız.

 

MHY – Yazdığınız konuları nasıl seçiyorsunuz? Esinlendiğiniz olaylar var mı? Ben bunu yazmalıyım dediğiniz bir konu oldu mu?

OB – Pek öyle olmadı aslında. Mesela bir vampir hikâyesi yazmak arada bir içimden geçmiştir. Severim de vampir figürünü, oturup iyi örneklerini okurum, izlerim. Ama kendim yazmak istediğimde cesaret edemedim. Bir konu seçip yazamıyorum. Çoğunlukla yazacağım hikâyenin içinde hissederim kendimi. Bir duygu ya da bir cümle aklıma takılı verir. Sonrasında onu önce aklımda, sonra bilgisayarın başında yavaş yavaş örerim.

“Hiç Bir Şey Olmasa Ölümden Korkarız.”

ob 2

MHY – ”Canavarlarınızla baş başa kalmadıkça hangi taraf daha çok korkuyor, bilemezsiniz.” sözünü biraz açar mısınız?

OB – “Deliliği Beklerken” romanımın arka kapağından bir cümledir o. Psikolojik manada canavar dediğimiz şey aslında bizim bir parçamız. Biz onu bastırdığımız ölçüde kendimizi de sınırlandırıyoruz. Gücümüzü bastırmış oluyoruz. Yani sizi korkutan “gölge” ile yüz yüze gelmedikçe onu olduğundan daha büyük görebilirsiniz. Belki de sandığınız kadar korkunç bir şey değildir. Ha, belki sandığınızdan daha da korkunçtur. Bunu anlamanın yolu onunla bir biçimde yüzleşmek. Kaçmayı tercih ederseniz, kaçtığınız şey sizin de bir parçanız olduğu için eksik kalırsınız. Canavarlar bastırıldığında insanın uzuvları da kaybolur, gücünüzü de yitirirsiniz. Canavar dediğiniz şey sizin gücünüzün bir parçasıdır. O canavarı ehlileştirmek ya da kötücül yanlarını ayıklamak, dönüştürmek suretiyle onunla bütünleşmek gerekir.

 

“Canavar Dediğiniz Şey Sizin Gücünüzün Bir Parçasıdır.”

deliligi-beklerken

MHY – Türkiye’de korku edebiyatı ile dünyada korku edebiyatını kıyaslarsak ne görürüz?

OB – Sorunuza anlamlı bir yanıt verebilmek için sıkı bir şekilde dışarıyı ve Türkiye’deki bu tür edebi üretimleri takip etmek gerek. Benim tüm yazılanları okuyabilmek gibi bir fırsatım olmuyor. Eskisine nazaran daha çok ve daha şuurunda bir fantastik, bilimkurgu, korku edebiyatı üretiliyor diyebilirim ülkemizde. “Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları” adlı önemli bir dernek var mesela. Her yıl GIO Ödülleri üst başlığı altında öykü, roman, illüstrasyon, çizgi roman dallarında önemli ödüller veriyor bu dernek. Diğer yanda dünyada bu türde edebiyat, özellikle Amerika’da bizdekinden çok daha eski-köklü bir geçmişe sahip. “Weird Tales” (Tuhaf Öyküler) gibi büyük üne kavuşmuş, pek çok yazar yetiştirmiş dergilerden korku gerilim, fantastik edebiyatın kurucu yazarları diyebileceğimiz Edgar Allan Poe, Howard Philips Lovecraft gibi büyük isimlere kadar…
Biz halen yolun başında sayılabiliriz ancak hakkını teslim etmemiz gereken önemli yazarlarımız var. Giovanni Scognamillo, Sadık Yemni, Murat Başekim, Mehmet Açar, Hakan Bıçakcı, Barış Müstecaplıoğlu, Doğu Yücel, Yiğit Değer Bengi, Tanseli Polikar, kimi eserleriyle Hüseyin Rahmi Gürpınar önemli. İlk kitaplarıyla çok güzel başlangıçlar yapmış Murat S. Dural ve Galip Dursun dikkat çekici. Funda Özlem Şeran, Orkide Ünsür, Gülşah Elikbank, Levent Şenyürek gibi yine bilimkurgu, korku türlerinde kalem oynatan kıymetli yazarlar var. Bu liste böyle uzayıp gidiyor.
Kuşkusuz aradan geçen zamanda kimi yazarlar daha çok okunur kimileri daha az, kimileri daha önde kimileri biraz daha gölgede kalır, ama şu önemli: Geçmişte polisiye roman yazdığında dahi bunu dile getirmekten çekinen kelli felli yazarlarımız vardı. Yani bu türler “adi” edebiyat olarak görülürdü. Ha, halen böyle gören bir kitle var. Ama bu bakış açısına gülen ve fantastik, bilimkurgu, korkunun sanatlarını yürekten seven, okuyan ve çok emek vererek üretmeye gayret eden gayet şuurlu bir kitle de var. Henüz çeviri ile dilimize gelen Stephen King gibi devler kadar popüler değil tabii yazarlarımız. Ama ben popülerleşmenin yazarı öldürdüğüne inanıyorum zaten. Bizim için zamanın, nitelikli ve özgün eser verebilmek için içimize ve çevremize daha derin bakabilme ve daha çok çalışma zamanı olduğunu düşünüyorum.

 

“Popülerleşmenin Yazarı Öldürdüğüne İnanıyorum.”

bosluga-gulumsemek

YILMAZ BEZGİN (YB) – Siz aynı zamanda editörlük de yaptınız. Türkiye’de editörlük ile ilgili görüşünüz nedir?

OB – Bu konuda büyük cümleler edecek kadar uzun süre editörlük yapmadım. Dolayısıyla söyleyeceklerim genel şeyler. Genellikle bütün editörlerin dert yandığı bir konu vardır: İstihdam. Yayınevleri ekonomik nedenlerle editör kadrosunu dar tutarlar. Dolayısıyla kitaplar yeterince dikkat ve özenle yayına hazırlanmaz. Bu da ortaya çıkan eserin editörden çok yazarın tasarrufunda olmasına neden oluyor. Bu, yazar her anlamda birikimli ve yaptığı işe tam manasıyla hâkimse kötü olmayabilir ama genç, sabırsız ve henüz öğreneceği pek çok şey olan bir yazarsa söz konusu olan “eyvah”!

 

“Gerilimi Bazen Fantastik Unsurlar Bazen Gündelik Hayatın Sürprizleri Oluşturuyor.”

yaklasan-dip

YB – ‘Yaklaşan Dip’ son kitabınız. Kitabınızı alan bir okur nasıl bir içerikle karşılaşıyor?

OB – Öykülerin ilk kitabım “Boşluğa Gülümsemek”teki gibi daha çok psikolojik gerilim ağırlıklı olduğunu söyleyebilirim. Gerilimi bazen fantastik unsurlar bazen gündelik hayatın sürprizleri oluşturuyor. Vampir, kurt adam ya da zombi gibi figürleri bir okur ya da sinema izleyicisi olarak çok sevmekle birlikte yazma sürecinde elim daha sıradan, gündelik hayatın içinden çıkan tuhaflıklara gidiyor. Kısaca okurları az fantastik gerilim öyküleri bekliyor diyebiliriz.

 

 

 

Röportör : Müge Hatice Yönter – Yılmaz Bezgin
Editör : Müge Hatice Yönter

About Yılmaz Bezgin

Check Also

YAPRAK ÖZ – BEN ONA “ŞİDDET PORNOSU” DİYORUM

  Polisiye ve gerilim romanları dediğimizde çoğumuzun aklına hala yabancı yazarlar geliyorsa bunun sebebi, ülkemizde …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir