Home / EN YENİLER / ÖMER ATEŞ – ÖNCE ZİHNİNDE KAZAN

ÖMER ATEŞ – ÖNCE ZİHNİNDE KAZAN

Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Spor Yöneticiliği Bolumu’nden 1998 yılında çift lisans yaparak mezun olduktan sonra College of Alameda’da (Kaliforniya) temel psikoloji eğitimini, ardından da John F. Kennedy Üniversitesi’nde (Kaliforniya) spor psikolojisi üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayan Ömer Ateş, Amerika’da bayan ve erkek sporculara ve farklı dallarda mücadele eden takımlara psikolojik danışmanlık yaptıktan sonra 2007 yılında Turkiye’ye döndü. 

Türkiye’de birçok sporcu, federasyon ve spor kulüpleri ile çalışan ve çalışmaya devam eden bu alandaki nadir uzmanlardan olan Ateş, Türkiye Futbol Federasyonu’nda toplam 5 yıl, 2009-2011 yılları arasında, Süper Lig Üst Klasman Hakemlerine ve 2010 yılında Genç Milli Takımlar ‘a olmak üzere birçok kişiye psikolojik destek verdi.

2011-2014 yılları arasında TFF’de UEFA Pro Lisans, UEFA A – B Lisans kurslarında ve Elit Akademi Ligi antrenörlerine, Türkiye Tenis Federasyonu, Türkiye Yüzme Federasyonu, TED, ENKA Yüzme, Galatasaray Erkek Voleybol Takımı Teknik ekibi gibi farklı federasyonlarda, takımlarda ve kurumlarda seminerler ve eğitimler verdi, danışmanlık görevi üstlendi. Ömer Ateş, Spor Toto Süper Ligi’nde mücadele eden ve A Milli Takımda oynayan bazı oyunculara danışmanlık yaparken ayrıca farklı branşlarda mücadele eden üst düzey elit, amatör sporculara ve antrenörlere danışmanlık da yapmaktadır.

2014 yılında Çaykur Rizespor A Takımı’na, 2016 yılı Mart ayı itibariyle Türkiye Basketbol Federasyonu Genç Milli Takımlarına psikolojik destek veren Ömer Ateş, 2015 yılı itibariyle BJK A Takımı ve Özkaynaklar Takımları’nda spor psikoloğu olarak çalışmaktadır.

spor-psikologu-54-1050x525

 

YILMAZ BEZGİN (YB) – Bir dönem Futbol Federasyonu’nda hakemlere mental destek sağlıyordunuz. Sizden sonrada hakemler bu desteği almaya devam ediyorlar mı?

 

ÖMER ATEŞ (ÖA) – Açık konuşmak gerekirse, hakem performanslarında düşüş var. İnşaAllah bundan sonra daha iyi olacaklar. Kesin konuşmak istemiyorum ama bir hafta öncesine kadar mental destek almadıklarını biliyorum. Ama alınmasını şiddetle öneriyorum. Geçen yıl MHK başkanlarından biri ile karşılaşmıştım, kendisine, ”Hocam bizimle çalıştınız, faydasını da gördünüz, bence böyle bir destek alırsanız faydalı olur.” dedim. Çünkü onlar genç hakemlere şans verdiler. Doğal olarak, genç bir hakemin çıkıp maç yönetmesi kolay değil. Türkiye’de de hakem hatalarına karşı tolerans fazla olmadığından bu genç hakemlerin işi daha da zorlaşıyor. Ama maalesef uzunda bir dönem böyle bir destek alınmadı.

2009 yılında akademi liglerinde eğitim veriyordum. Talep edildi. Eskişehir’den Serdar Terekli hocamız ile birlikte hakemleri kampa alıyorduk. Cumartesi maç yönetecek hakemler perşembe günü kampa geliyorlardı. Maç gününe kadar mental ve fiziksel hazırlıklarını yapıp sonra maçı yönetiyorlardı. Pazar günü maç yönetecek olanlar da cuma günü geliyordu. 2010-2011 Türk hakemleri Avrupa’da fazla maç aldı ve puanları da çok yükseldi. Tabii bunda Ullemberg etkisi ile birlikte fiziksel ve mental çalışmanın da etkisi olduğunu düşünüyorum. Ama ondan sonra yaşanan 3 Temmuz süreci ile birlikte yeni bir MHK geldi. Yusuf Namoğlu göreve geldikten sonra bizden bu desteği almayacağını söyledi ve yollarımız ayrıldı. O günden sonra Futbol Federasyonu’nun bir hafta öncesine kadar hakemler için psikolojik destek almadığını biliyorum. Ama bir hafta önce hakemler yeniden mental destek almaya başladılar. Bu da sezonun geri kalanı için hakem performansı açısından umut verici bir gelişme. Tabii bizden sonra beş yıl boyunca bu desteğin alınmamış olması çok büyük bir handikap.

MÜGE HATİCE YÖNTER (MHY) – Neden bu desteği almak istemedi?

ÖA – Bilmiyorum. Federasyonun taktiridir. Demek ki gerek görmediler.

‘Biz Sporculara Performanslarını Arttırmak Amacıyla Belli Teknikler Öğretiyoruz’

IMG-20170107-WA0003

YB – Sporcu, müsabaka esnasında çok fazla efor sarf etmekte. Yoğun adrenalin baskısı altında kalan sporcu bir yandan rakiple mücadele ederken bir yandan da bununla başa çıkmak zorunda. Ülkemizde bu çok ihmal edilen bir konu. Siz sporcunun psikolojik destek almasına nasıl bakıyorsunuz?

ÖA – Sporda psikolojik destek çok önemli bir faktör. Sporcuların başarılı olması için bir çok faktör var. Tekniksel faktör, taktiksel faktör, fiziksel faktör ve psikolojik faktör. Psikolojik faktörü mutlaka ve mutlaka bütün takımların ve sporcuların alması gerekir. Aslına bakarsak sporda psikolojik destek dediğimizde sadece problemli takımlara ve oyunculara verilen bir destek diye düşünmemeliyiz. Biz sporculara performanslarını arttırmak amacıyla belli teknikler öğretiyoruz. Problem çözmeyi de öğretiyoruz. Spor psikolojisi, sporcuların tutum davranışlarını inceleyip, onlarla bireysel çalışmalar, takımlar halinde grup çalışmaları yaparak performansı arttıran bilim dalıdır. Takımlarla çalışırken bireysel olarak sporcuları tanıyoruz. Birebir görüşmelerle onların performans profillerini oluşturuyoruz. Her sporcunun güçlü yanları ve zayıf yanları vardır. Kimi futbolcunun stres yönetimine ihtiyacı vardır. Kimisinin özgüven eksikliği, kimisinin öfke kontrol bozukluğu, kimisinin de yüksek ego problemi vardır. Kimisi duygularını kontrol edemiyordur. Kimisi konsantrasyon ile ilgili sıkıntı yaşıyordur. Takım içinde ekip olmak ile ilgili sıkıntılar olabiliyor. Biz bireysel ve grup görüşmelerinde bunlar üzerinde çalışıyoruz. Birebir görüşme daha özel oluyor. Sporcunun güçlü ve zayıf yönleri, perforformans profilleri çıkarılıyor ve ona özel programlar uygulanıyor. Takım toplantılarında, spor psikolojisi ile ilgili belli konular vardır. Maç motivasyonu, antrenman motivasyonu, hedef motivasyonu, konsantrasyon, stres yönetimi, öfke kontrolü, takım ruhu, hedef koyma, olumlu düşünce, zihinsel antrenman gibi bir çok tekniği anlatıyoruz. Psikoloji, problem çözer. Ama spor psikolojisi problem çözmenin yanında, sporculara bir çok donanım kazandırır ve sporcunun performansını arttırır. Yani zaten olması gereken bir şey. Spor psikolojisine başvurmak için takımda sıkıntı olması gerekmiyor. Türkiye’de işler kötü gittiği zaman geçici olarak psikolojik destek alınır ama devamı gelmez. Aslında bunun uzun süreli sistematik bir çalışma olması gerekir. Çünkü insan tutum ve davranışını değiştirmek zaman alan bir çalışmadır. Bir takımda 25 oyuncu var, bir oyuncuyu tanımak için en az dört beş defa görüşmek gerekir. Ondan sonra eksiklerini çıkarıp onların üstünde çalışmak lazım. Sonra onu gözlemlemek lazım. Neleri doğru, neleri yanlış yapıyor? Yapamadığı yerlerde alternatif seçimleri önüne koymak lazım. Bir de takım içinde gelen ve giden oyuncuların oluşturduğu bir döngü var. Bir takım uzun süreli olarak psikolojik destek alıyorsa faydasını görebilir.

‘Türkiye’de Bu İşi Hakkıyla Yapacak Kişi Sayısı Çok Az.’

IMG-20170107-WA0002

YB – Beşiktaş’ta bu psikolojik destek çok önemli görülüyor. Siz ve ekibiniz burada nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

ÖA – Beşiktaş altyapısında benim beş tane asistanım var. Bir tanesi de özel olarak, tesisimizde kalan 30-35 tane sporcumuzun okul durumuyla ilgileniyor. A Takıma, Slaven Biliç döneminde bakıyordum, şu anda sadece alt yapıda görev yapıyorum.

YB – Türkiye bu konuda nerede duruyor?

ÖA – Açık konuşmak gerekirse ideal seviyede değil. Çünkü Türkiye’de gerçek anlamda bu işi yapabilecek spor psikoloğu sayısı da az. Bunun için belirli bazı kriterler var. Türkiye’de spor psikolojisi üzerine master eğitimi veren tek okul Marmara Üniversitesi. Yavaş yavaş yaygınlaşacaktır. Ben yurt dışında eğitim aldım. Yaklaşık on kişi yurt dışında master yaptı. Sıkıntı şu ki, Türkiye’de bu işi hakkıyla yapacak kişi sayısı çok az. Spor psikolojisi eğitimini almamış bir çok kişi bu işi yapmaya çalışıyor. Ülkenin açmazlarından birisi de bu.

YB – Sahada çok agresif davranan sporcuların kendilerini kontrol etmeleri için nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

ÖA – Bazı sporcular sonuca odaklıdır, bazıları da performansa odaklıdır. Kimi sporcular sahada sadece kendi performansı ile ilgilenir. En iyisini yapmaya çalışır ama sonuç gelmese de bir rahatlığı vardır. Kimi oyuncular da kazanma odaklıdır. Sonuç gelmediği zaman duygularını kontrol etmekte zorluk çeker. Belirli oyuncular vardır, hem kazanma isteği duygusu çok üst düzeyde hem de duygu kontrolü çok zayıf. Bu bizim için potansiyel tehlikeli oyuncular grubuna giriyor. Karşıdaki rakip de kaybetmeye oynamıyor. Doğal olarak kazanmak isterken, işin taktiksel, tekniksel ve fiziksel kısmını yapmanız bazen yeterli olmuyor. İşin mental kısmı devreye giriyor. Sonuç gelmeyince duygu kontrolü devreye girer. Duyguyu kontrol edemediğinizde bunun dışavurumu sözlü veya fiilsel olabiliyor. Bu da aslında rakibe zaafınızı gösterir. Rakip bunun üzerine gider. Çalıştığımız oyunculara bunu vermeye çalışıyoruz. Aslına bakarsanız eğer bir rakip sizi sinirlendirmeye çalışıyorsa, size kendi zaafını da göstermiş oluyor. Eğer siz tuzağa düşmeyip duygu kontrolünüzü iyi yaparsanız, rakibin planını bozmuş olursunuz. Mesela Emre Belözoğlu’nun Trabzon’da oynadığı bir maç vardır. Emre orada başına ne geleceğini bilerek gitti ve ona göre davrandı. Zihinsel hazırlığını iyi yapmış ki, o kadar tekme tokat dalmalarına rağmen ses çıkarmadı. Demek ki istenirse yapılabiliyormuş.

MHY – Sokakta, tribünde, konserde fark etmiyor şiddete çok meyilli olan bir toplumuz. Bu açıdan bakınca psikolojiyi nasıl değerlendirirsiniz?

ÖA – İnsanların psikolojiye bakışı önyargılı. Eğitim düzeyi daha fazla olan ülkelerde bu önyargı yok. Ülkemizde psikiyatri ile psikoloji birbirine karıştırılıyor. Psikiyatr, patolojik bozukluklara bakan, ilaç yazabilen, aynı zamanda tıp eğitimi alan uzmandır. Psikolog ise duygular üzerinde çalışmalar yapar. İlaç yazamaz. Spor psikoloğu ise bunların dışında aslında kişisel gelişim uzmanıdır. İşin içinde psikoloji kelimesinin olmasından dolayı böyle bir algı oluşuyor. Spor psikoloğu, sporcunun kişisel performansını arttırmak için çalışır. Başarılı sporcu ile de çalışır, başarısız sporcuyla da çalışır. Piyasada çok büyük miktarda paralar dönüyor. Dolayısıyla başarının devamlı hale gelebilmesi için, üst seviyedeki oyuncuların orada tutulması, alt seviyedeki oyuncuların da oraya çıkarılması gerekiyor. Yani bir takımın spor psikoloğu ile çalışması için işlerin kötü gidiyor olması şart değil. Olmak ile olmamak arasında çok büyük uçurumlar var. Bazı takımlar vardır, bir spor psikoloğu ile çalışsa şampiyon olacak ama bu potansiyelini kullanmıyor. Psikolojik yıkıma giren bir takım, kapasitesinin çok altında puanlar toplar. Bazı takımlar da kapasitesinin çok üstünde puanlar toplar. İşte burada bazı kırılma anları vardır. Psikolojik faktörleri, bu kırılma anlarını iyi yöneten takımlar her zaman başarılı olurlar. Altyapıdan üstyapıya geçişlerde de dengenin iyi sağlanması gerekiyor. Oyuncu altyapıda hiç para kazanamazken, A takıma çıkınca büyük paralar kazanmaya başlıyor. Bu da yaşantısının değişmesine, dolayısıyla iyi yönetilmesi gereken bir sürece girmesine sebep olur. Takımlar bu geçiş dönemlerinde mutlaka psikolojik destek almak zorunda.

‘Bizde Spor Felsefesi Oturmamış.’

besiktas-galatasaray-derbisinde-cikan-olaylar-5099199_4009_o

YB – Sporda şiddet, ülkemizin en önemli sorunlarından biri. Bunun için yasalar da yapıldı ama kalıcı çözüm üretemiyoruz. Bunun sebepleri ve çözümü nelerdir?

ÖA – Şiddette, sosyal çevre ve genetiksel özellikler önemlidir. Örnek olarak, genetiksel özellikleriniz ve sosyal çevreniz agresifliğe yatkın ise bu tür olaylar ortaya çıkıyor. Olaya bakış açınız da önemli. Ülkenin spora verdiği önem. Amerika’da yaşadım, orada insanların spora bakış açısı sinemaya, tiyatroya gitmek gibidir. Eğlenmek, keyif almaktır. Maça giderler, eğlenirler ve keyifli zaman geçirirler. Maç bitince de her şey biter. Keyif kısa sürer, üzüntü biter ve insanlar normal hayatına döner. Takımları kaybederse sonu kötü biten bir film gibi düşünürler. O duyguyu orada bırakıp çıkarlar. Ama bizim ülkemizde takım tutmak farklı bir boyuttadır. Oyundan keyif almak başarıya bağlıdır. Takım kazanırsa keyif alır. Yani şartlı bir yaklaşım var. Bizde spor felsefesi oturmamış. Biz sonuç odaklı yaklaşıyoruz. Kazanma odaklıyız, kaybetmeyi kabullenemiyoruz. Bu da doğal olarak bir takım sıkıntıları beraberinde getiriyor. Ülkede ekonomik sıkıntılar da yaşanınca insanlar mutluluğu bu tür şeylerde ararlar. İnsanların mutlu olmasının diğer bir şartı takımlarının başarılı olması. Burada da hayal kırıklığı yaşayınca agresiflikler olabiliyor. Tabii burada çok fazla etkenler de var. Medyanın çok etkili olduğu bir alan burası. Yapılan seviyesiz programlar. İnsanların duygularını olumsuz yönde harekete geçirecek provakatif yorumlar bunda etkili oluyor. Maçların aşırı derecede abartılması. Seyirci profili, kültür seviyesi, yöneticilerin demeçleri, sporcuların agresif tutumları, suçu kabullenmeyip hakeme ve rakip takıma yönelinmesi, sosyo ekonomik faktörler hepsi etken oluyor. Ama tabii ki buna karşı alınan önlemlerin de caydırıcı olması gerekir. Bir kanun koyup yaptırımı uygulamazsanız, insanlar ‘Nasıl olsa kanun uygulanmıyor’ diye düşünmeye başladıkları için agresiflikleri artıyor. Sporda şiddet maalesef bu yüzden oluyor.

 

‘Yaklaşım Tarzı Çok Rahatsız Edici’

IMG-20170209-WA0004

MHY – 2013- 2014 ‘de Lig Tv’de yaptığınız ”Önce Zihninde Kazan” diye bir program vardı. Şu anda böyle bir projeniz veya düşünceniz var mı?

ÖA – Şu anda öyle bir program düşüncemiz yok. Çok yoğun çalışıyoruz, vakit açısından sıkıntımız var. Ama ileride belki olur. Aslında mevcut yapılan spor programları genellikle eleştirmek üzerine inşa ediliyor. Mesela yıllardan beri hakemlerin performansı eleştiriliyor ama bir düzelme olduğunu görmüyoruz. Çünkü yaklaşım tarzı çok rahatsız edici. Bazen o kadar kötü eleştiri yaparsınız ki, söylediğiniz yüzde yüz doğru olsa da karşı taraf bunu kabul etmez. O insanın duygularına hitap etmemiş olursunuz. Bu popüler programlarda salt eleştiri yerine, yol gösterici eleştiriler yapılsa, bu işte psikolojik faktörlerin çok önemli olduğu vurgusu yapılsa, belki de şu anda Türkiye’de bir çok kulüp bu yönde destek alıyor olurdu. Ve spor psikolojisi alanında yetişmiş uzman eksiği olmazdı diye düşünüyorum. Eleştirinin katkı sağlaması lazım. Yapılan resmen saldırganlık. Bu da olumsuz etki yapıyor.
Türkiye’de çok ciddi bir yanlış daha var, psikolog gibi teknik direktör anlayışı. Teknik direktörler takımın psikoloğu benim diye yaklaşıyorlar ama atladıkları bir şey var. Bir teknik direktör dünyanın en iyi psikoloğu olsa bile, takımdaki rolü koçluk olduğu için bu işe soyunamaz. İkisini de yapmaya kalkarsa rol çatışması olur. Her iki rol de birbirine zarar verir. O yüzden burada bir uzmanın devreye girmesi gerekiyor. Ama Türkiye’de her şeyi ben bilirim, ben yaparım havası, kendine aşırı güven veya başarıyı paylaşma isteğinin olmaması nedeniyle direnç gösteriliyor.

‘Tenisçilerin Psikolojisi İnanılmaz Zordur’

Tenis

YB – Siz hemen hemen her spor dalı ile uğraşan sporcular ile çalışıyorsunuz. Spor dalına göre çalışmalarınızı nasıl yapıyorsunuz?

ÖA – Bireysel ve takım sporları olarak ikiye ayırmak gerekirse, bireysel sporlardaki psikolojik faktörler biraz daha zorlayıcı oluyor. Mesela bir futbol maçında takım gol yer, herkes birbirine bakar bir suçlu aramak için. Ama tenis veya yüzme gibi bireysel sporlarda başarıda da başarısızlıkta da en büyük pay kişiye aittir. O yüzden bireysel sporlarla uğraşan sporcuların psikolojisi biraz daha zordur. Türkiye’ye ilk geldiğimde TED Tenis Kulübünde çalıştım. Bireyselde uzun yıllar tenisçilere ve yüzücülere psikolojik destek verdim. Mesela tenisçilerin psikolojisi inanılmaz zordur. Bir de şöyle bir ayrıntı var. Genellikle maddi durumu iyi olan ailelerin çocukları tenisle uğraştığı için, bu çocuklar normalde her istediklerini elde etmeye alışmış çocuklar. Böyle bir psikolojiye sahip insanların tenis oynarken ki gibi zor bir psikolojiyi kaldırması da oldukça zorlaşıyor. Zorluk derecesine göre sıralayacak olursak, tenisi birinci sıraya yazarım.

 

‘Sporcularla Çalışmak Zevkli Olduğu Kadar Zordur’

IMG-20170213-WA0011

YB – Son olarak spor psikoloğu olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz var mı?

ÖA – Bu işi yapmak isteyenler için Türkiye’de koşulu şu, psikoloji kökenlilerin ve BESYO mezunlarının Marmara Üniversitesi’nde mastır yapmaları gerekiyor. Tabii ki yeni okullar da açılacaktır ya da yurt dışına gidip mastır yapmaları gerekiyor. Ben öncelikle yurt dışını tavsiye ediyorum. Çünkü eğitimleri inanılmayacak derecede çok iyi ve kaliteli. Bir de orada mastır yapmanın değişik bir kültür ve spor felsefesi kazanmaya etkisi olur. Ben sekiz yıl Amerika’da kalmanın faydasını çok görüyorum. Bu mesleği yapacak olan kişilerde belirli kriterlerin olması gerekiyor. Sporcularla çalışmak zevkli olduğu kadar zordur da. O yüzden girişken, dışa dönük, esprili, yaratıcı olmak zorundasınız. Oyuncuyu kazanmak için çok etkili yaklaşmanız lazım. Sporu bilmeleri lazım, sporu ve güncel olayları takip etmeleri, kitap okumaları gerekir. Güvenilir olmaları gerekir, çünkü sırları paylaşıyorsunuz. İnsanlar size dertlerini, sırlarını anlatıyor. İyi bir gözlemci olmanız gerekir diye düşünüyorum.

Röportör : Yılmaz Bezgin – Müge Hatice Yönter

Editör : Müge Hatice Yönter

 

About RöportajTürk

Check Also

KALİTELİ KOMEDİ YAPMAK KOLAY DEĞİL

Yıllarını sinemaya adamış bir isimle beraberdik. Kimsenin sinema eleştirmenliği yapmayı meslek olarak görmediği bir zamanda …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir