Home / EN YENİLER / MUSTAFA SEVEN – FOTOĞRAF KENDİNİ İFADE ETMENİN YOLU

MUSTAFA SEVEN – FOTOĞRAF KENDİNİ İFADE ETMENİN YOLU

Sabah, Hürriyet, Gazete Pazar ve Milliyet’te foto muhabirliği,  Akşam gazetesi’nde fotoğraf editörlüğü yapan Mustafa Seven çalışmalarına “Hayata tanıklık etmek” diye tarif ettiği sokak fotoğrafçılığı ile devam etmektedir.

Ulusal ve uluslararası yarışmalarda fotoğrafları ödül alan, 2013 yılında “Tek” isimli kişisel sergisini de açan Seven, Instagram’da Türkiye’nin en çok takipçi sayısına erişen fotoğrafçıları arasında yer alıyor. Aynı zamanda eğitim faaliyetlerine de zaman ayırırken üniversiteler ve çeşitli eğitim kurumlarında sokak fotoğrafçılığı üzerine workshoplar düzenliyor ve ortak projeler üretiyor.

Fotoğrafçının “İnstanbul” ve “Sokak Fotoğrafçılığı” isimli iki kitabı var.

1426960486140

YILMAZ BEZGİN (YB) – Instagram’da fenomen olan fotoğrafçı Mustafa Seven’i daha yakından tanıyalım.

MUSTAFA SEVEN (MS)- Foto muhabiriyim. Yaklaşık yirmi yıla yakın foto muhabirliği yaptım. Son üç-dört yıldır da bireysel olarak projelerim için fotoğraflar çekiyorum. Ayrıca reklam için fotoğraf çekiyorum. Kendi fotoğraflarımı paylaşmak için sosyal medya araçlarını kullanıyorum.

 

YB – Fotoğrafa başlama süreciniz nasıl oldu bize kısaca anlatır mısınız?

MS – Fotoğraf kendini ifade etmenin bir aracı. O aracı keşfediyor olmam ilk lise yıllarıma denk geliyor. İlk o zaman fotoğrafı keşfettim. Ben kendini yazarak ya da konuşarak çok fazla doğru ifade edebilen biri değilim. Ya da yeteri kadar ifade edebilen biri değilim. Dolayısıyla fotoğraf benim kendimi doğru ifade edebilmek için umut ışığım oldu. Fotoğrafa böylece başlamış oldum.

 

“Fotoğraf Kendimi Doğru İfade Edebilmek İçin Umut Işığım Oldu.”

_mg_9873

 

YB – Reklamcılık, sokak fotoğrafçılığı ve proje fotoğrafçılığı gibi geniş bir yelpazede fotoğrafçılık yapıyorsunuz. Bu kadar farklı alanlarda çalışmaya başlamanız nasıl oldu?

MS – Sonuçta bütün disiplinlerde fotoğraf ürettim ama bütün bunları kendi fotoğraf karakterimi, kimliğimi oluşturmak için yaptım. Yoksa aç gözlülük ederek, onu da çekeyim, bunu da çekeyim diye değil. Sadece kendi fotoğraf kimliğimi oluşturabilmem için tüm disiplinlerden bir şeyler öğrenmem gerektiğini biliyordum. Zaten foto muhabirliği işimdi. İşim gereği tüm zamanımı buna ayırıyordum. İşten kalan zamanlarda reklam fotoğrafları çeken bir arkadaşım vardı, onun yanına gidip asistanlık yapıyordum. Zaman kalırsa yine proje fotoğrafları çeken bir arkadaşımın yanına gidiyordum. Zamanım varsa mimari fotoğraflar çeken bir arkadaşım vardı onun yanına gidiyordum. Dolayısıyla bütün bu sürecin beni olumlu yönde etkilediğini ve etkileyeceğini de düşünüyordum. Dolayısıyla bütün bunların bir harmanı aslında. Ben şu anda foto muhabirliği yapmıyorum. Sokak fotoğrafları üretiyorum. Ama işin dökümantasyon, fotojurnalizm, bütün hepsi birleştiğinde benim için fotoğrafçı kimliğim oluşmaya başlıyor. O açıdan önemli olduğunu düşünüyorum. Bu harmanla bir şeyler yapmaya çalıştım.

 

“Görünür Olmak Sokak Fotoğrafçısı Açısından Çok Büyük Risk”

mustafa-seven-0018

 

YB – Bütün bunların arasında sokak fotoğrafçılığı sizin için biraz daha ön planda. Sokakta fotoğraf çekerken nasıl tepkiler alıyorsunuz?

MS – Aslında mesele tepki almamak. Bütün hikaye orada. Tepki almamak için bütün kanallarımı o yönde geliştiriyorum. Çünkü tepki alıyor olman senin görünür olduğun anlamına gelir. Görünür olmak sokak fotoğrafçısı açısından çok büyük bir risk. Her ne yaparsak yapalım bizim fotoğrafladığımız durumlara müdahil olmadan, kendimizi göstermeden işimizi yapmamız gerekiyor. Dolayısıyla sokakta fotoğraf çekerken bütün enerjimi kendimi göstermemeye harcıyorum. Göstermemek demek de tepki almamak demek. Ama tabii ki bazı durumlarda tepkiyle karşılaşıyoruz. Çünkü insanların en mahrem durumlarının fotoğraflarını çekmeye çalışıyoruz. Sokakta fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. En savunmasız, en kendi halinde olduğu durumlarda dolayısıyla insanlar bundan birazcık rahatsız oluyorlar. Yani ben olsam ben de rahatsız olurdum. Dolayısıyla bütün bu olumsuz durumlar göz önünde bulundurulduğunda aslında sokak fotoğrafçılığı kolay bir iş değil. Ama dediğim gibi tepki almamak için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum. Tabii ki bazı durumlarda ne kadar kendimi gizlemeye çalışsam da tepki alıyorum. Her şey ortada oluyor o zaman biraz sıkıntı oluyor.

 

“Türkiye’de Foto Muhabirleri Sevilmez.”

20170304_074434

 

YB – Aldığınız bu tepkiler arasında unutamadığınız bir anınız var mı?

MS – Foto muhabirliği yaparken çok fazla ekstrem durum yaşadım. Hatta şiddete varan durumlar bile oldu. Çünkü Türkiye’de maalesef foto muhabirleri sevilmez. Hep bir tehdit unsuru olarak görünür. Bir bakıma doğru bir bakış açısı aslında. Çünkü foto muhabirleri genellikle insanların bilinmesini istemedikleri anlarını görüntülemeye çalışırlar. Bunun da bir tepkiye sebep olması doğal ama tabii ki her tepkinin de medenice olması, bizdeki gibi şiddete varmaması gerekir.

 

YB – Peki sokak fotoğrafçılığı ile foto muhabirliği arasındaki farklar nedir?

MS – Birisi bireysel bir iş, tamamen kendi gücümle yönettiğim bir süreçten bahsediyorum. Muhabirlik ise böyle değil. Sonuçta orada bir durum var ve o durumun kayıt altına alınıp üçüncü kişilere aktarılması gerekiyor. Dolayısıyla orada insanlar genelde negatif durumdalar yani öyle çok heyecan yaratan durumlar değil, insanların sinirlerini bozabilecek durumlarda fotoğraflarını çekiyoruz. Haliyle insanlar aciz durumda görünmek istemiyorlar, dolayısıyla tepki gösteriyorlar haklı olarak. Maalesef tatsız deneyimler de yaşıyorlar. Eski habercilerin güven kaybetmesinden dolayı da bir takım sıkıntılar da yaşanıyor.

 

“Siyah Beyazın O Dramatik Etkisini Seviyorum”

mustafa-seven-0034

YB – Baktığımızda sizin fotoğraflarınızın genellikle siyah beyaz olduğunu görüyoruz. 

MS- Siyah beyazın o dramatik etkisini seviyorum. Bir de rengin hikayenin önüne geçtiği durumlardan çok hoşlanmıyorum. Renk özellikle hikayenin parçası değilse, fotoğrafımın önüne geçsin istemiyorum. Anlattığım hikayenin de önüne geçsin istemiyorum. Dolayısıyla orada bir denge kurmaya çalışıyorum ve hikayemi öne çıkarmaya çalışıyorum. O yüzden siyah beyaz kullanıyorum.

 

YB- Siz analog dönemden digital döneme geçişte de mesleğinizi sürdürdünüz. O dönemleri nasıl yorumluyorsunuz?

MS – Anlatılması çok zor bir süreç aslında. Digital döneme geçiş çok fazla avantajlar getirdiği gibi dezavantajlar da getirdi. En büyük avantajı, çok sayıda insan bu işle uğraşmaya başladı. Bu da işin kalitesini arttırdı açıkçası. Bunun güzel bir şey olduğunu düşünüyorum ve bu da demokratik bir ortam oluşturdu. Çünkü eskiden fotoğrafçılık çok pahalı bir işti. Fotoğraf makinesi pahalı, film pahalı, yıkatmak pahalı, kare sayısı kısıtlı. Dolayısıyla fotoğrafla uğraşmak çok pahalı bir uğraş olduğu için bu işle uğraşan insan sayısı da kısıtlı kalıyordu. Orta sınıfın fotoğrafçılığa dahil oluşu digital dönem ile gerçekleşti. Bunun da ciddi anlamda işin kalitesini yükselttiğini düşünüyorum. Ama analog dönem benim için, film ile çalışmak, onun banyosuyla uğraşmak, bir fotoğrafın ellerimde bir materyale dönüşmesi hissi çok daha farklı geliyordu bana.

 

“Doğru Zamanda Deklanşöre Basmak.”

mustafaseven_instanbul_kitap16_d

 

YB – Geçmiş tecrübelerinize bakarsak, siz uzun yıllar basın fotoğrafçılığı yaptınız. Bunun şu anda yaptığınız işe ne tür katkıları oldu?

MS – Dediğim gibi bu sadece foto muhabirliği değil, fasion asistanlığının da fotoğraf kariyerime bir katkısının olduğunu düşünüyorum. Mimari fotoğrafçılığın da. Ama tabii ki bütün bunların yanında uzun yıllar foto muhabirliği yapmış olmam bana çok fazla şey kattı. Doğru zamanda, doğru anda denklanşöre basmak. Sokakta gelişen şeyleri hesaplayarak fotoğraf çekmek. Karenin kayıt altına aldıktan sonra masabaşı sürecinin de nereye varacağını hesaba katmak. Bir de en önemlisi seçici olmak. Eskiden film çok pahalı olduğu için şu andaki gibi hoyrat davranamıyorduk. Daha sınırlı sayıda fotoğraf üretmemiz gerekiyordu. Bu da seçici olmayı ve doğru anda deklanşöre basmayı öğretiyor insana. O açıdan da foto muhabirliği çok şey öğretti bana.

 

YB – Foto muhabiri ile fotoğrafçı arasındaki fark nedir?

MS – Fotoğrafçılık genel bir isim. Foto muhabirliği ise bunun alt disiplinlerinden biridir. Ben de kendimi sokak fotoğrafçısı olarak tanımlıyorum.

 

YB- Basın muhabirliği yaptığınız dönemden ilginç bir anınız var mı?

MS – Körfez depremi olduğunda bir göçükte fotoğraf çekiyordum, genç bir kadın gördüm elleriyle toprağı kazıyordu. Bir süre izledim ne yapıyor diye. Sonra yanına gittim. “Ne yapıyorsunuz?” diye sordum. ”Geçmişimi arıyorum” dedi. Çok ilginç geldi bana sonra anladım ki, aile albümünü arıyormuş. Çok etkilenmiştim bu söylediğinden.

 

“Sosyal Medya Olmadan Var Olmanın İmkansız Olduğunu Anladım.”

slide_230815_1060962_free

 

YB- Biraz da instagram’a geçelim. İnstagram ile tanışmanız nasıl oldu?

MS – İnstagram ile tanışma sürecim, ilk çıktığı zamandan yedi sekiz ay sonra başladı. Tam da foto muhabirliğinden sonra kendime yeni bir yol çizmeye çalıştığım döneme denk geldi. Foto muhabirliğinden ayrılmak istiyorum ama işlerimi sergileyecek bir mecra bulamıyorum. Para kazanmak için reklam fotoğrafları çekiyorum ama kendi özgün işlerimi yayınlayacak bir yer bulamıyordum. Derken Instagram’ı keşfettim ve işlerimi oraya koymaya başladım. Sonra bunun benim fotoğraf dilim açısından bir avantaj olduğunu fark ettim. Özellikle mobil fotoğrafçılık açısından. Bu da yeni keşfettiğim bir şeydi. Bunun üzerine çok kafa yordum ve bunun işimin bir parçası olması gerektiğine karar verdim. Çünkü artık digital dönemde sosyal medya olmadan var olmanın imkansız olduğunu anladım.

 

YB – İnstagram’a yüklediğiniz bir fotoğrafı binlerce kişi beğeniyor. Sizin için bu nasıl bir duygu?

MS – Çok güzel bir duygu tabii ki. Sonuçta beğeniliyor olmanın çok önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum. Bu kadar beğeniliyor olmanın da önümde bir engel olmasını istemiyorum. Bunun tuzağına düşersem yapacağım işlerin kalitesinin de düşeceğine inanıyorum. Dolayısıyla asla öyle bir yanılgı ve hata içinde olmak istemiyorum. Tabii ki çok değerli ve kıymetli orada bu kadar insan tarafından beğeniliyor olmak. Ama bunun önümde bir engel olmasını istemiyorum.

 

“Mümkün Olduğunca Özgün Olmaya Çalışıyorum” 

slide-1

 

YB – Bu kadar fazla takipçiye sahip olmak size nasıl bir misyon ve sorumluluk yüklüyor?

MS – İnsanlar sizden bir beklenti ile sizi takip ederler. Sizi merak ettikleri için. Sizin işlerinizi, günlük hayatınızı merak ediyorlar. Bunun için sizi takip ediyorlar. Bundan dolayı takipçilerinizi sürekli doğru biçimde doyurmanız gerekiyor. Bu çok ciddi bir sorumluluk ve bunun için de çok fazla zamanınız yoktur. Dolayısıyla o hızın içinde özgün fotoğraf üretmek, doğru içerik üretmek, paylaşıyor olmak, gelen sorulara cevap vermek çok ciddi bir mesai gerektiriyor. Dolayısıyla ürettiğin işin beğenilmesi ve doyurucu olması beklentisiyle kendi kendine bir otokontrol mekanizması geliştiriyorsun. Mümkün olduğunca işlerimde özgün olmaya çalışıyorum. Ama maalesef arada reklam da paylaşıyorum. O zaman da biraz geriliyorum.

 

YB – Sürekli seyahat halinde olduğunuzu görüyoruz. Çok merak ediyoruz nasıl geziyorsunuz? Bunun yolu nedir?

MS – Gezilerimin %90’ı sponsorlar vasıtasıyla gerçekleşiyor. %10’u kişisel çabalarımla olan şeyler. Bir takım markalar için içerikler üretiyorum. O markaların ve sponsorların sayesinde bu kadar çok seyahat edebiliyorum. Bundan daha önemli olan bütün bu ticari işler arasında zaman ayırabilmek. Oraya sadece bir iş için gidiyor olmak bir şey ifade etmiyor benim için. Mesela iş için bir ülkeye gidiyorum ama orada sadece stüdyoya girip işimi yaptıktan sonra dönmekten pek haz duymuyorum. Her gittiğim yerde muhakkak kendim için zamanlar da ayarlıyorum. Üç gün iş çekeceksem iki günü de kendime ayırmak istiyorum. Bunu da kendim için prensip haline getirdim.

“Yeni Nesil Çok Sabırsız “

Untitled-14-460x261

YB – Son olarak fotoğrafa yeni başlayan arkadaşlara nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?

MS – Sabırlı olmaları gerekiyor. Yeni nesil ile ilgili en çok dikkatimi çeken şey, çok sabırsızlar. Her şey bir anda olsun, bir anda iyi fotoğraflar üreteyim, bir anda herkes benim işlerime baksın istiyorlar. Böyle bir dünya maalesef yok. Çok ciddi bir çalışma gerektiriyor. Çok ciddi bir mesai harcamak, özen ve disiplin gerektiriyor. Bu da çok çalışmayı gerektiriyor. Bu sabrı gösterecek cesarete sahip olanlar ve bu sabrı gösterenler başarılı olacaklar.

 

Röportör : Yılmaz Bezgin

Editör . Müge Hatice Yönter

About Yılmaz Bezgin

Check Also

YAPRAK ÖZ – BEN ONA “ŞİDDET PORNOSU” DİYORUM

  Polisiye ve gerilim romanları dediğimizde çoğumuzun aklına hala yabancı yazarlar geliyorsa bunun sebebi, ülkemizde …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir