Home / EN YENİLER / MURAT S. DURAL – KUŞATMA ALTINDA CESARET (3)

MURAT S. DURAL – KUŞATMA ALTINDA CESARET (3)

VAZGEÇERSEN KAYBEDERSİN

MHYİlk protez taktığınızda ne hissettiniz?
MSD-Askerde taktım. İlk taktığımda dik duruma gelebilmek çok enteresandı. Başım dönmüştü ilk ayağa kalktığımda. Dört ay yatalak kalmıştım. Ama omurilik felçlilerini düşünün onlar sürekli bu durumdalar. Çok zor bir durum. İlk ayağa kalktığımda bayıldım. Çünkü bünyem kaldırmadı. Protezlerde çok kötüydü. Askeriyenin verdiği protezler yürürken acayip sesler çıkarıyordu ve çok rahatsızdım.

1914232_162924852144_4391259_n

“BEDENSEL ENGELLİLERİN EN BÜYÜK SORUNU PROTEZ TEMİNİ”

YB-Türkiye’de ve dünyada bir ilk yaşandı bu arada. Tanınmış birisinin ayak kalıplarından slikon protez yapıldı ilk defa. Siz Alex’in ayak ölçülerinde slikon kullandınız. Bunu bize biraz anlatır mısınız?
MSD– 2004 yılında, bedensel engelimin ardından özel bir şirkette işe girdim. Aynı zamanda davam da bitmişti. Devlet malına zarar vermekten “Sekiz Bin Türk Lirası” ceza verdiler. Normalde kişi askerde tellerin üzerinden atlayıp gitse bile 6+1 gün sonra firar verilir. Ama ben askeri araçla hastaneye gittiğim halde aynı gün firarımı vermişler. Bunu sonradan öğreniyorum. Normalde askerde kaza geçirip normal profesyonel işini yapamaz hale gelen insanlara devlet tazminat ödemek zorunda. Ama ben her iki ayağımı kaybettiğim, artık arkeoloji yapamayacak duruma geldiğim halde beni tazminat ödemeye mahkum ettiler. “Sekiz Bin Türk Lirası” nı ödeme durumum yoktu. Ben de gittim bankadan kredi çektim ödemek için. Fakat aynı zamanda Maliye Bakanlığı’na bir mektup yazdım, karara itiraz ettim. Tam parayı hazırladım ödemeye gideceğim maliyeden mektubuma cevap geldi. Mektupta, ‘’tazminatın affedildiği” yazıyordu. Bundan bir ay sonra ise Mehmetçik Vakfı’ndan bir haber ulaştı elime. “Askerde ayaklarınızı kaybettiniz, zarara uğradınız bundan dolayı size “Sekiz Bin Türk Lirası” tazminat ödenecek ve Mehmetçik vakfından maaş bağlanacaktır’’ deniyordu.
Bu arada ailemde Fenerbahçeli kimse yoktu. Genelde tüm çevrem Galatasaraylıydı. Hatta annemin Fenerbahçeli olduğunu Alex organizasyonundan sonra şans eseri öğrendim. Orta Okul yıllarında Fenerbahçe’ye yöneldim. Benim Fenerbahçe maçlarına gitmeye başlamam tam da Rıdvan Dilmen’in Fenerbahçe’ye geldiği yıla denk geliyor. 1987-88 sezonuydu sanırım tribüne gitmeye başladım. Kale arkasında Efsane Adnan’ın arkasındaydı benim yerim. 103 göllü efsane sezona şahitlik ettim. Fenerbahçe benim için bir tutkudur. Stada gitmeye orada maç izlemeye, tribünün havasını solumaya bayılıyorum. Ben tribündeki taraftarları, arkeolojideki ritüellere benzetiyorum. Savaş öncesi yapılan hazırlık ritüelleri gibi tribünlerde de maç öncesi inanılmaz ritüeller vardır. Fenerbahçe tribünleri sadece maç izlemek için bir araya gelen bir grup değil. Biz bu insanlarla çok farklı projeler geliştirdik. Çok aktif ve sosyal bir grubumuz vardı. Mesela Serbest Kürsü diye bir proje geliştirdik. Her çarşamba bir cafede toplanıp Fenerbahçe’nin ve Türk Futbolunun sorunlarını konuşuyorduk. Çok değerli insanlar gelir burada fikirlerini beyan ederlerdi. Daha sonra bedensel engellilerin statlardaki yerleşimleri ile ilgili çalışmalar yaptık. Maalesef durum içler acısı. Bedensel engellileri en altta oturtuyorlar ve her golde ya da protestoda engelliler sürekli eziliyor. Ya da atılan yabancı maddelerin hedefi oluyorlar. Projelerimizden biri de Fenerbahçe’de bedensel engellilerin spor yapabileceği şubelerin açılması idi. Çok uğraştık ama maalesef başarılı olamadık.
Protez meselesine gelelim. 2008 yılında protezimi yaptırma zamanım geldi. Protezler ucuz şeyler değil.  Bedensel engellilerin en büyük sorunu protez temini. Çok fazla yalan yanlış işin döndüğünü düşünüyorum bu sektörde. Hem protezler çok kalitesiz hem de satış sonrası hizmet sıfır. Almanya’dan en kaliteli protezi alıyorsunuz. Üstelik buradaki en kötü protez fiyatına. Üstelik protezin kırılırsa bir telefonla adamlar hemen uçağa atlayıp geliyor ve benim protezim nasıl kırılır diye araştırma yapıyor. Hiç soru bile sormadan protezini yenileyip gidiyorlar. Türkiye’de ise en kötü protezi en pahalı fiyata aldığın yetmezmiş gibi, protezin kırıldığında suçlu her zaman sensin. Daha da kötüsü derdini anlatacak kimseyi bulamıyorsun. Ve devlet de buna bir çözüm bulmuyor.
2008 de araştırdım. Benim engelim açısından protez teknolojisinin geliştiğini öğrendim. Bunlar silikon protezlerdi. Bu protezde, ayağımın sağlam kısmı silikonun içine giriyor. Ve silikonun içinde, alt kısmında bir metal parça var, titanyum karışımı kırılmaz. Benim durumum “BİLATERAL CHOPART”. Türkiye’de hiç kimse iki ayağına, protez olarak silikon yaptırmamış. Üstüne üstlük, dünyada hiç kimse önemli birinin ayağını alıp, onun kalıplarıyla yaptırmamış. Fenerbahçe taraftarının dilinden düşürmediği ‘’Beraber yürüdük biz bu yollarda’’ ve Liverpool’un “You will never walk alone” Asla yalnız yürümeyeceksin tezahüratından esinlenerek, bu şarkıyı somut hale getirmek istedim. Ben bu ayaklarla yürüyecek, koşacak, hoplayıp, zıplayacaktım. Kullandığım normal protez dizime kadar geliyordu ve rahat hareket etmemi engelliyordu. Ani refleks göstermeme engel oluyordu.
Dolayısıyla silikon protez uzun zamandır tatmadığım bir çok şeyi yeniden tatmama olanak sağlayacaktı. Mesela ilk taktığımda Fenerbahçe’nin Lefter Küçükandonyadis Dereağzı Tesislerinde antrenmana çıktım. İlk koşma deneyimimde rüzgarın yüzüme çarptığını, havayı yararak koştuğumu hissettiğimde çok duygulandım. Ayak ayak üstüne attığım zaman ayaklarımı oynatabiliyordum. Müthiş gerçeklik hissi. Alex’in ayaklarının üzerindeki damarları bile aynı.
Protezcimi ikna ettim. Dedim ki ‘ ben kaptanımın ayak kalıplarını almak istiyorum.’ Biz önce bu fikri proje haline getirdik ve Feryal Pere gibi benim çok sevdiğim ve daha önceki projelerde beraber çalıştığımız 7-8 kişilik bir ekiple çalıştık. Öncelikle Alex’e ulaşmaya çalıştık ama ulaşmayı başaramadık. Yedi ay sonra bir şekilde Aziz Yıldırım’a ulaşabildik ve projeyi anlattık. Bu arada biz yaptığımız bütün çalışmaları her dile çevirerek dünyanın değişik kulüplerine yolladık. Barcelona, Liverpool, Real Madrid, AEK gibi dünyanın değişik takımlarına yolladık ve çok güzel geri dönüşler aldık.
Bir gün işyerinde oturuyordum telefonum çaldı, açtım. Telefonun ucunda Aziz Yıldırım. Projemizi duyunca hemen beni aramış ve bana bu işle Murat Özaydınlı’nın ilgileneceğini söyledi. Sonra Alaattin Metin’i çağırıp kendisine yazdığım mektubu göstermiş. Tabii ilk olarak Alaattin Metin benimle iletişime geçti. İlk röportajı o yaptı. Zaten ondan sonra da olay patladı, gündem oldu. Bir de o dönemde takım kötü gidiyor. Gazetelere de sayfaları dolduracak haber lazım. Gazeteleri açıyorum, takımla ilgili haberleri okumak istediğim yerde hep kendimi görmeye başladım. Brezilya’dan Palmeiras, Coritiba, Hollanda’dan PSV gibi takımlardan inanılmaz güzel geri dönüşler oldu. Özellikle Brezilya’dan bir çok ünlü gazeteleri benimle röportajlar yapmak için geldiler.
Bu projenin devamında bir film yapma fikrimiz vardı. Hatta iki yüz elli sayfalık senaryo bile yazdım. İsmi de “Vazgeçersen Kaybedersin”di.
Senaryoyu Didem Çoşkun ve beraber çalıştığımız Galatasaraylı Selin Aydın ile yazdık. Yine Fenerbahçeli yönetmen Okan Altıparmak ile üzerinden geçecektik. 2 Temmuz akşamı oturduk senaryonun üzerinde çalışmaya başladık. Sabah bir uyandık (3 temmuz 2011) sözde şike operasyonuyla her şey darmadağın oldu.
Şu anda da aynı ayakları kullanıyorum. Ama sıkıntılarım var. Çünkü biz Alex’in ayak ölçülerini alırken bir hata yaptık. Antrenmandan önce dinlenmiş ayaklarının ölçüsünü aldık. Şimdi o ayaklar “Hobbit” ayağı gibi oldu. 42 numara ayaklar şimdi 45-46 numaraya denk geliyor. İdmandan sonra ölçüyü almamız gerekiyordu aslında. Benim Alex ile olan bu yakınlığımı kullanmak isteyenler oldu. Mesela Alex’i kendi mekanına getirmemi isteyenler oldu. Ben de bundan dolayı kendimi geri çekmek istedim. Alex ile artık sadece sosyal medya üzerinden görüşebiliyoruz. Silikon ayaklarım takıldıktan sonra, Dereağzı’nda antrenmana çıktım. Serbest atış kullanıyordum. Çok ilginçtir, normalde ben top oynarken hep sağ ayağımı kullandığım halde, Alex’in sol ayağıyla müthiş kesmeler yapmaya başladım. Demek ki bu ayağın şekliyle ilgili bir durum.
3 Temmuz şike kumpası olmasaydı eğer çok güzel projeler gerçekleştirmek üzereydik. Mesela “Ayak İzleri / Yıldızlar Kaldırımı” gibi. Soyunma odasından sahaya kadar Lefter’den başlayarak tüm futbolcuların ayak izleri olacaktı. Transfer olan her futbolcunun ayak izleri oraya konacaktı. Böylece maça çıkarken oyuncular daha iyi motive olabileceklerdi. Duvarlarda da kalecilerin el izleri olacaktı. Mesela Van Persie gelip böyle bir şeyi gördüğü zaman ne kadar özel bir takıma geldiğini hisseder. Ya da diğer yabancı oyuncular. Çünkü böyle şeyler ancak çok özel kulüplerde olabilen şeylerdir. Ve gelen oyuncu üzerinde olumlu anlamda çok etki bırakır.

FENERBAHÇE BENİM İÇİN BİR TUTKUDUR

alex3
YBBen her zaman söylerim eğer Fenerbahçe 2010-2011 sezonunda şike yaptıysa, FİFA acil olarak toplanıp şikeyi serbest bırakmalı hatta teşvik etmeli. Çünkü ben hayatımda böyle heyecanlı, böyle gidip gelen, ve taraftarı bu kadar futbolun içine çeken maçlar görmedim. Eğer bu saydıklarım şike yaparak gerçekleşiyorsa şike yapmak serbest olmalı. Zira saydığım şeyler futbolun temel hedefleridir.
MSD-Mesele şike meselesi değildi. Şike olsaydı asıl şike yapılan maçlara bakılırdı. Mesela O.Lion deplasmanda D. Zagreb ile oynuyordu 2011 şampiyonlar ligi D Grubu son maçında. Real Madrid Ajax’ı yenince, Fransız O. Lion’un gruptan averajla çıkması için altı farklı galibiyet gerekiyordu. Ve maç skandal gollerle 1-7 bitti. Bütün dünyanın gözü önünde yapılan bu şike, dönemin UEFA başkanı Fransız Michel Platini’ye sorulduğunda ‘’Hakem raporları temiz yapabileceğimiz bir şey yok’’ dedi. Peki Fenerbahçe’nin hangi maçında hakem raporlarında şikeden bahsedilmişti de, Fenerbahçe üç sezon Avrupa’ya gidemedi? Bunun cevabını kimse veremedi. Fenerbahçe tamamen polis fezlekesi ile kurulan kumpasa kurban edildi.
Her yere ‘Fenerbahçe Türkiye’dir, Türkiye Fenerbahçe’dir” diye afişler asıyorduk, metrolara çıkartmalar yapıştırıyorduk. Venedik’ten fotoğraf çekip koyuyorduk, “Fenerbahçe Her Yerde” diye. İstanbul Maratonununda yürüdük. Ben de oradaydım. ” Ayağı olmayan adam bile yürüdü Fenerbahçe için” diye haberler çıktı. Organize oluyorduk, polis saldırısı olacağı belli, bunları görüyoruz. Çağlayan’dayız, iki tane toma var, iki tane de polis birliği var, az ileride de bir toma sokak arasına gizlenmiş. Bir yanda tek çıkış var o da merdiven, artık taktiklerini anlamaya yorumlamaya başlamıştık. Bir taraftan tomalar suyla ıslatacak ve geri çekilecek sonra polis biber gazı sıkacak. Herkes sokak aralarına kaçmak isterken de gizlenmiş toma su sıkıp geri püskürtecek. Biz birbirimizi uyarırdık önceden ve bilinçsiz hareket edilmesinin önüne geçerdik. Cemaatin polisleri bilerek olayları provake etmeye çalışıyorlardı. Adam Galatasaray’ın ayakkabısını giyip Fenerbahçe taraftarının arasına geliyordu. Amaç olay çıkarıp ortalığı karıştırmak. Ben direkt duydum ”Siz KCK’nın idmanısınız” diyorlardı. Bizim davamızla birlikte KCK’nın davası da görülüyordu. Bir Genç Fenerbahçeli, halay çekmekte olan KCK’lılara şişe falan atmak istedi. Biz hemen engel olduk. Çünkü polis zaten böyle bir bahane arıyordu. Zaman geçtikçe olayların şike olayları olmadığı iyice görülmeye başlandı. Bir çok Beşiktaşlı ve Galatasaraylı olayların iç yüzünü gördükçe gelip bize destek vermeye başladı.
Sonra Gezi olayları oldu. Çok mu basit konuşuyoruz. Bazı şeyler hayatın içinde doğru. Ama hepimiz biliyoruz ki ülke bizi geriyor. Her an sınıflaşmaya doğru gidiyoruz, ötekileşiyoruz. Neredeyse ”fasulye yapmadan önce bir gece önceden suya yatıran kadınlar ile yatırmayan kadınlar” gibi bir ayrıma gidilecek. Köprü yolunda yürüyoruz yüz bin kişi ”gerçek mermi kullanın” anonslarının yapıldığını duyduk. Gezide gördüğümüz polislerin tamamı daha önce bizi Çağlayan’da Silivri’de köprü yolunda her türlü zulmü yapan polislerdi. Ve bunu herkes gördü. İşte bunlar o dönem yönetimi ve cemaatin polisleriydi. Bir tane Trabzonspor taraftarı vardı aramızda, kaleci eldiveni takmıştı, polisin attığı gaz bombalarını patlamadan alıyor geri polislere fırlatıyordu. Sonra damacana yöntemini öğrendik. Damacanaya biraz su dolduruyorduk, bomba gelince yakalayıp damacananın içine atıyorduk. At at diyorduk polislere, nasıl olsa bizim verdiğimiz vergilerle alınıyor o bombalar. Hep şöyle bağırırdık arkadaşlarımıza ” Arkadaşlar taş atmanıza gerek yok, sizin buradaki mevcudiyetiniz yetiyor. Bekleyin onlar yorulsun” Her kesimden insanlar vardı yanımızda. Tribün beyaz balina gibidir unutmaz. Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan unutulmaz. Statlarda Passolig neden var? Ben” Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe Yıkılmaz” marşını söylemeyeyim diye var. Gezi olayları bizi öyle bir noktaya getirdi ki, ben üzerimde Fenerbahçe formasıyla Beşiktaş maçına gittim ve ”Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe Yıkılmaz” marşını söyledim. Fırsat verilirse Türkiye’de tribünle bütün sosyal, kültür hayatı kurtulabilir. Bir anda kamplaşma ve cehalet silinebilir. Çok iddialıyım. Çünkü ben Roma Arenasını okudum. Roma kan görmek istiyor neden? Çünkü ordusu olmak zorunda. Eğer sen tiyatro yaparsan koskoca arenada, sanat görmek ister halk. Ordusunun olması için kan dökülmesi lazım. Tribünde halk kötü olmalı ki, ben bölüp yöneteyim. Tüm insanlar bunu gördü. 12 Mayıs 2012 gününü herkes gördü. Kırk bin kişiyi stada koydular ve giriş çıkışları kapatıp gaz sıktılar. Ve dışarıda benzinliğin yakılması olayı da tamamen kurmaca. O olayın Fenerbahçe taraftarıyla ilgisi yok. Mesela kameralar, olaylardan bir gün önce konuyor ve bir gün sonra kaldırılıyor. Oradaki Fenerbahçe formalı adamların tamamı cemaatin polisleri. Üzerine Fenerbahçe forması giymiş benzinliği yakıyor, polis arabalarını ters çevirip ateşe veriyor ve kamera görüntüleri ile bunu Fenerbahçelilerin yaptığı süsü veriyor. Tabi 17-25 aralık operasyonları olunca bir çok gizli kapaklı iş ortaya çıktı. Ben tarih okuyan biri olarak siyasetten nefret ederim.

alex2

MHY-Siyasi görüşünüz nedir?

MSD– Ben ülkemi samimiyetle seven bir insanım. Bu yüzden ülkemdeki herkesin samimi olduğu tüm değişik fikirlerine, düşüncelerine saygı duyuyorum. Bu bir zenginliktir. Tüm renklere inanıyorum. Bu açıdan bakıyorum. Ben ülkemin birliğine ve bütünlüğüne önem veririm. Arkeoloji ile birlikte benim dine, topluma, inançlara, inanışlara, siyasete bakışım çok değişti. Ben canlı olan her şeye karşı çok büyük bir sevgi besliyorum. Farklı şeyler duymak, öğrenmek ve denemek isteyen biriyim. Mesela dini ritüeli olan bir şeyi izlemeye bayılıyorum. Binlerce kültürü olan bir müzik eserini, tiyatro eserini izlemeye bayılıyorum. Aynı şeyleri din için de düşünüyorum. Ben arketip edebi metinlere çok inanıyorum. Onun için hiç birini eleştirmem mesela. Böyle bir şey çıkıp da yüzlerce ve binlerce yıl dayandıysa burada çok ciddi bir şey vardır. Zeus da öyle benim için. Bunların hepsinin çıkışında bir gerçek var, ben o gerçeği seviyorum. Ben oradaki ilk hikayeyi ya da bunu yaşayan adamı seviyorum. Mesela size Apollon Sminteion’u anlattım ya orada bir şey var. O bir insandı ve bir melodi biliyordu fareleri etkileyen. O melodiyi çalınca bütün fareler toplandı. Bunu görenler dediler ki bu Tanrısal bir şey.
Antik çağda savaşırken sağ ya da sol yanından kartal geçmesi “işmar” dediğimiz, “tanrısal işaret”. Savaşıyorlar, güneş tutulması oluyor, ayrılıyorlar. “Tanrılar böyle bir savaşı istemiyor” diyorlar.
Siyasi ya da dini görüşler neye veya kime göre ben şimdi bunu yaşıyorum. Ben şimdi sol bir oy atıyorum diyelim. O sol partinin insanlık tarihine kattığı bir şey var mı? Bu şimdinin olayı. Şu an yaşanıyor ve bir zaman sonra her şey gibi bitecek. Çok daha güzel, ters örnekler var. Önceden Hitler’e de inanılmış, hem de ne inanma. Bence Dünya tarihinde yeri olan bir dönem. Ben onu insan olarak eleştiririm ama bilimsel olarak konuşurum. İnanılmaz bir şey. 1938’de söylemiş ben Yahudileri öldüreceğim diye. %90 oy almış adam. Ben “Kavgam” ı Adolf Hitler okudum. 1938’de hapisteki bir adam ben bunları öldüreceğim diyorsa ”Arkadaşlar ofsayt taktiği çıkın” derim. Çıkanlar var. Ülkeden kaçıp giden Yahudiler var. Çıkamayan, çıkarılmayan Yahudiler var. Bu benim ilgimi çekiyor. Toplumlarda böyle şeyler hep vardır. Kendi vatandaşını bombalayan ülkeler. Kendi türbesini yıkan ülkeler, kendilerine bahane bulmak için böyle şeyler yapıyorlar.

MHYAziz Yıldırım’dan sonrası için ortaya çıkan başkan adayları var, siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
MSD – Bizim, şike kumpası döneminde dört kumandanımız vardı. Biz bunların hareketlerini asla unutmuyoruz. Aziz Yıldırım, Ali Koç, Aykut Kocaman ve Alex De Souza. Sahadaki komutan Alex, hapisteki komutan Aziz yıldırım, daha yeni başlıyor diyen komutan Ali Koç ve hiç bir futbolcusunu ve kazandığı şampiyonluğu yedirmeyen, gerçek bir beyefendi komutan Aykut Kocaman. Ben Aykut Kocaman’ı severim. Fenerbahçe başkanı olmasını bile isterim. Çünkü çok net bir insan. Belki tepki alır ama taraftarını kandırmaz, başka tarafa yollamaz, yüz yüze getirmez. Edebiyata düşkün, edebi yönü çok kuvvetlidir. Deli gibi kitap okur. Mesela Rusya’daki deplasmana gidince direkt Nazım Hikmet’in mezarını ziyaret etti. Benim için çok önemli. Ligi üçüncü bitirip Avrupa Kupalarında gruplara kaldı tarihinde ilk defa. Konya halkı Aykut Kocaman’ı acayip seviyor. Benim kişisel isteğim olur mu bilemem ama; Aykut Kocaman başkan, Alex De Souza’da sportif direktör ya da de teknik direktör olsun. Benim şu anda Fenerbahçe Müzesine vereceğim eşyalarım var. O ayaklar bende şu an kullanıyorum ama artık kullanamaz olduğumda onları götürüp Fenerbahçe Müzesine koyacağım. Gelecek nesiller buna baktıklarında, geçmişte böyle bir projenin var olduğunu bilecekler.
Ne dedim az önce? Bizim dört tane kumandanımız vardı. Birincisi Aziz Yıldırım. Herkes korkudan ne diyeceğini şaşırmış durumdayken O dimdik durdu ve ”Ne şikesi kardeşim memleket elden gidiyor” dedi. Gelinen noktada Aziz Yıldırım’ın ne kadar haklı olduğunu herkes görüyor zaten. Aziz Yıldırım siyasete girseydi, şu anda Türkiye’nin en önemli siyasi figürüydü.
Alex ne dedi? ” Bana Türkiye siyaseti hakkında soru sormayın, eğer konuşursam beni direkt başkanımın yanındaki hücreye koyarlar”. dedi. ALEX LATİN AMERİKALI ŞAİRDİR. Onu seyretmek dünyanın en büyük hazzı. Mesela bir sahne anlatayım size. Bir Galatasaray maçı oynanıyor. Tribündeyim ben de. Maç 1-1 ve 85. dk. da Serbest atış oldu. Alex geçti topun başına, bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor, ortalık çamur deryası. Ben tribünün en önündeyim Latin Amerikalı şair öyle güzel bir vuruş yaptı ki, harika bir gol oldu. Tribünler o anda adeta toprak kayması gibi öne doğru kaydı. Herkes kendinden geçmişçesine öne doğru atladı. Fenerbahçe taraftarının Alex sevgisi bambaşkaydı. Sanatçıdır Alex.

Fenerbahçe Türkiye’dir, Türkiye Fenerbahçe’dir

alex
MHYMurat S. Dural hayatın neresinde?
MSD– Beni tanıyan insanlar hep söylerler. Çok heyecanlısın, çok tutkulusun, kendini yenileyebiliyorsun diye. Çok heyecan duyuyorum hayatta. Aslında yaşadıklarımla alakalı bir şey bu. Çok büyük travmalar yaşayan insanlarda hayata bakışta bir farklılık olabiliyor. İşte hayata daha farklı tutunma çabası. Araştırmak istiyorum, ilgilenmek istiyorum ve son eklediğim şey de yazmak. Yazmak istiyorum. Yazmaya da heyecan duyuyorum. Benim kariyer hedefim, her kitabın yeni bir kitaba sebebiyet vermesi. Çünkü yazmak çok büyük bir lüks bu ülkede. Kariyer hedefim, ilk kitabım İthaki yayınlarından çıktı, ikinci kitabımı da İthaki’den çıkarmak istiyorum. 2017 Mayıs ayında emekli olmayı düşünüyorum. Emekli olunca daha farklı şeylerle ilgilenmek istiyorum. Mesela ahşap oymacılığı benim çok ilgimi çekiyor. ahşabı oymak, öyle saatlerce onunla uğraşmak acayip ilgimi çekiyor. Mesela çok çizer arkadaşım var. Çok dikkat ediyorum kendime, gördüğüm şeyleri cümlelerle çizebiliyorum. Onlar gördüklerini çok güzel resmediyorlar. Bütün bunları araştırmak istiyorum.

Röportör : Müge Hatice Yönter – Yılmaz Bezgin

Editör : Müge Hatice Yönter

About Müge Hatice Yönter

Check Also

YAPRAK ÖZ – BEN ONA “ŞİDDET PORNOSU” DİYORUM

  Polisiye ve gerilim romanları dediğimizde çoğumuzun aklına hala yabancı yazarlar geliyorsa bunun sebebi, ülkemizde …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir