Home / EN YENİLER / ARDA COŞKUN – SPOR SAHALARI TOPLUMUN AYNASIDIR

ARDA COŞKUN – SPOR SAHALARI TOPLUMUN AYNASIDIR

Spor psikoloğu Arda Coşkun, İTÜ altyapısında başladığı basketbol macerasına minik, küçük, yıldız ve genç takıma kadar sürdürmüştür. Performans sporu yaptığı bu dönem sonrası akademik hayatında da spor psikolojisi uzmanlığı yolundan ilerleyerek sporu hayatından çıkarmamıştır. Arda Coşkun spora yeni başlayan çocuk ve ergenlerden, elit sporculara kadar genişleyen bir yelpazede her branştan sporcuya mental destek vermektedir. Mental gücün mutlu ve sağlıklı yaşamın belirleyicisi olduğu bu dönemde, iş ve özel hayatında basamak atlamaya ihtiyacı olan bireyler ve ekiplere, mental dayanıklılığı maksimize eden bireysel danışmanlık ve eğitimler ile sporcu tarzı performans artırımı sağlar.
Çalışmalarını eski milli yüzücü ve spor psikoloğu olan Beren Kayrak ile ortaklaşa yürüttükleri Mentalift’de sürdüren Coşkun, Türkiye’deki tek AASP sertifikalı danışmanlık sağlayan gelişim, ölçme ve değerlendirme şirketinin kurucusu. Şimdilerde Anadolu Efes ile çalışmalarına devam eden genç psikolog, sporcu ve sporcu ailelerinin ‘ya eğitim ya spor’ ikileminde kalmasından rahatsız olanlardan. İngiltere’de aldığı eğitim ile bu sektörde öncü en önemli isimlerden Arda Coşkun ile spor psikolojisi üzerine konuştuk.
 FB_IMG_1492631413642
 MÜGE HATİCE YÖNTER (MHY) –
 Dünyada sporcuların teknik, taktik ve fiziksel hazırlık dışında artık zihinsel olarak da hazırlanmanın önemini kavradığını görüyoruz. Biz bu konunun neresindeyiz?

 

ARDA COŞKUN (AC) – Yaklaşık 17 yıldır bu alanın içerisindeyim. İlk dönemlerine kıyasla spor psikolojisinde şu anda çok daha iyi durumdayız. Hem akademik hem de uygulama anlamında. Önce akademik tarafından başlayayım. Bizim meslek aslında psikoloji dalının bir uzmanlığı ama bu döneme kadar herhangi bir yüksek lisans programı olmadığı için (Marmara Üniversitesi bu dalda yeni bir yüksek lisans programı açtı.) iş tanımı yeterliliği biraz muallakta. Onun dışında uygulamada çok az insan vardı. Dolayısıyla da farkındalığı arttırmak biraz zordu. Sporcularda, ailelerde veya yönetici profilinde son on yıllık sürece baktığımızda aslında her yönde gelişen bir alan olmaya devam ediyor. Ben Acıbadem Üniversitesinde bu dersi veriyorum ama daha önceki dönemlerde Arel ve Bilgi Üniversitelerinde de bu  dersleri verdim. Akademik bir yaygınlık var. Onun dışında mesela Futbol Federasyonunun bile bu konu ile ilgili eğitimi var. Bu öncü çalışmalardan biri oldu. Ve bir kriter getirdiler. ‘Futbol alt yapı kulüplerine mutlaka kulüp bünyesinde spor psikoloğu olması gerekiyor’ dediler. O güzel adımlardan biri oldu. Gelişmesi gereken bir alan. Nasıl ki bundan 10-15 yıl öncesine kadar kulüplerde spor hekimi yoktu, sadece masörler işin tıp tarafını götürüyorlardı. Şimdi uluslararası standartlar gereği spor hekimi bulundurma zorunluluğu var. Bu da işin bir parçası, oraya doğru gidecek. Onun dışında Spor Bakanlığının bir projesi olan Türkiye Olimpik Hazırlık Merkezleri (TOM) var. Burada da çok faal olarak spor psikoloji uzmanları istihdam edilmeye başlandı. Yani bu bakanlığın ilk defa bizim meslek grubunu tanıması anlamına geliyor. Böyle güzel gelişmeler oluyor. Onun dışında Bilgi Üniversitesinde düzenlediğimiz uygulamalı spor psikolojisi üzerine sertifika programı var.  3. Sertifika programına başlayacağız. Artık biz öğrenciler spor psikolojisi üzerine bir şey sorduğunda gelecek adına daha az kaygılı cevaplar verebiliyoruz. Birkaç sene öncesine göre hem iş olanakları arttı  hem de akademik tarafta zengin kaynaklar ortaya çıkıyor. Görece çok yeni olduğu için Ömer Ateş Amerika’da, ben İngiltere’de ilk master yapan uzmanlarız. Ondan sonra tabii ki birden fazla arkadaşımız gitti geldi ama tabii ülkede olmasının büyük bir avantajı var.

 

‘Sporcuyu Normal Performansının Üstüne Çıkarmaya Çalışıyoruz’

 

IMG-20170419-WA0003

MHY:  Bir sporcunun fiziksel ve taktiksel olarak çok iyi hazırlanmasına rağmen yeterli performansa ulaşamaması durumlarında sporcunun performansını yukarı çekmek için nasıl yöntemler izliyorsunuz?

AC – Aslında her zaman psikolojik faktörler etkin olmuyor. Spor psikolojisine baktığımızda iki uçta yorumlar var. Bir kısım bunu çok mucizevi olarak görüyor. Aslında bu da biraz abartılı bir yaklaşım. Mental bir faktör olduğu için de insanlarda büyülü bir hava yaratıyor tabii. Ama öyle de değil aslında. Biraz fiziksel antrenmana benzeyen noktalar var. Nelerdir onlar? Düzenli ve devamlı çalışma ve disiplin gerektiriyor. Yani kişisel gelişim kitaplarından birkaç sayfa okuyup hayatın geri kalan kısmı çok daha iyi olacak diye bir şey değil bu. Bizim yaptığımız şeyler tabii ki psikoloji çatısı altında. Psikolojinin bir alt dalıyız ama içerisinde biraz daha sınırları genişlemiş bir alan. Şöyle ki yogadan ve meditasyondan aldığımız egzersizler var. Onun dışında bilişsel davranışçı terapi dediğimiz taraflardan faydalanıyoruz. İşin temelinde sporcuyu normal performansın üstüne çıkarmaya çalışıyoruz. Klinik psikoloji patoloji ile daha fazla ilgilenir. Orada bireyi normalin dışından normale çekmeye çalışır. Biz ise normali normalin üstüne çıkarmaya çalışıyoruz. Bizde de psikolog ve psikoloji kelimeleri geçtiği için ön yargılara sebep oluyor. Çünkü biz şuna inanıyoruz, sporcular normal üstü bireylerdir. 13-14 yaşında genç ergen sporcu Türkiye şampiyonasında oynarken, kırk bin kişi ona tezahürat yaparken veya yuhalarken bir senelik çalışmasını belkide 10 saniyelik performansa sığdırmaya çalışıyor. Nabızları çok yükseliyor. Bu gibi durumlarda duygularını kontrol etmeyi, odaklanmayı sağlaması gibi yetileri biz kazandırmaya çalışıyoruz sporculara o yüzden yaptığımız bu iş normali normalin üstüne çıkarmak. Spor psikolojisi derken motivasyon geliyor akla normal olarak. Bizim kültürümüzde gaza getirme oluyor hani ‘sen ne diyorsun da gaza getiriyorsun’ gibi sorular soruluyor. Aslında o kadar dar bir açıdan bakmıyoruz. Bu çok geniş kapsamlı, bilimsel bir alan. Sporcu açısından da yargı olabiliyor demin dediğim örnek gibi hani mucizevi bir kelime söylemek ve sporcunun biranda performansının patlaması ama öyle bir şey yok tabii. İçinde motivasyon, hedef belirleme, konsantrasyon, 3D kontrolü dediğimiz ayrıca bunlar gibi bir sürü alan daha var ve bunların aslında özelleştirilip geliştirilmesi var. Bu işin tek tek bir formülü de yok.
Başarılı sporculara baktığımız da elit sporcu deriz onlara, hayatlarına baktığımız da epey farklı birbirinden. Kimi sporcular aynı olimpik düzeyde olsa bile kimi soyunma odasında iken müzik dinler konsantre olmak için kimisi de tam tersi olur. Neşeli olur, herkese laf atar, öyle üstesinden gelmeye çalışır. O yüzden biz de tek bir formül yok ama sporcunun kendi formülünü bulmasına yardımcı oluyoruz zaten hani yaptığımız işin temel noktalarından biri de bu. Performans rutinleri diyoruz biz buna, müsabaka öncesi hazırlık diyoruz. Kendisini keşfetmeye yardımcı oluyoruz.

 

‘Spor Sahaları Toplumun Aynalarından Biri’

 

FB_IMG_1492631395926

 

MHY: Bizim taraftar portföyüne baktığımızda futbolcularımızı bayağı sıkıntıya sokacak kadar fanatizm boyutlarını aşan eylemler var. Peki sporcuya profesyonel desteği verirken taraftar yönünden de bir çalışma yapılması gerekmez mi ? Ve ne kadar etkiliyor sporcuyu ?

AC – Çok etkiliyor sporcuyu ama biz sporcuyla çalışıyorsak eğer her zaman onun kontrolünde ki şeylere odaklanmasını isteriz ki seyirci hiçbir zaman kontrolünde olmayacak bunu biliyoruz. Hava şartları gibi. O yüzden buna toleransını geliştirmeye çalışırız. Yani bazı sporcular kariyerleri boyunca öfke sorunu yaşarlar ve onlara sorduğunuzda ‘Ben öfkeliyim ne yapayım’ derler. Aslında bu doğru bir yaklaşım değil. Yapılacak bir çok şey var ama bu yapılmadığı için artık rutin haline geliyor ve öğrenilmiş çaresizlik oluyor. Bizde Türkiye ligindeki gibi İngiltere’de, İspanya’da sporcular barınamıyorlar veya oraya gittiklerinde davranışlarını düzeltmek zorunda kalıyorlar. İşin bir kısmı o. Ama taraftarlarla neler yapılabilir? Bence en önemli sorulardan biri. Basketbol Federasyonuyla böyle bir proje yapıyoruz, Avrupa birliği projesi. Orada yapmaya çalıştığımız temel şey aslında bütün etmenleri bilinçlendirmek. Bunun için işin içinde medya da, kulüp yöneticileri de, sporcular da, taraftar grupları da var. Böyle bir forum oluşturduk. Onlarla epey toplantı yaptık, bunun bilimsel bir kısmı da var, bir ölçek kullandık. Bunun partner ülkeleri var. İşte Litvanya, Hırvatistan, İspanya gibi onlarla da ortak bir çalışma yürüttük. Daha sonra buradaki İstanbul ağırlıklı taraftar gruplarıyla çözüm odaklı çalışmalar yaptık. Bu da FAV projesi o da çok önemli çalışmalardan biri ama baskette olunca biraz daha geri planda kalıyor. Hani futbolda da bu yapılır mı, yapılması gerekir m? Kesinlikle yapılması gerekli diye düşünüyorum ama tabii bu çok uzun vadeli bir şey. Yani vadeli bir çözüm olması lazım. Sırf taraftar grubu değil de bunun içinde medya da, yönetim de var. Saha içi, saha dışı çok faktörlü bir sorun ne yazık ki sıra gelmiyor gündemden dolayı. Ama spor da toplumun aynalarından biri. Yani stadyumlar, salonlar vs. toplumdan ayırt edilemez bir olgu. Toplumda şiddet yükselirse orada da yükseliyor aslında çok da ayırmamak lazım. Şiddet deyince karşı çıkıyorum. Sporda değil aslında o mekanda yaşanıyor. Faktörler, mekanizmalar işin içinde ama tabii sporda olunca daha görünür, daha medyatik, daha popüler oluyor. O yüzden gündeme daha rahat geliyor. Ama bu konuyla ilgili daha radikal daha geniş kapsamlı bir proje olması lazım. Sırf taraftarı eğitmekle olacak iş değil.

 

‘Her Zaman Sporcuyu Merkeze, Kontrolündeki Şeylere Çekmeye Çalışırız’

 

FB_IMG_1492064572321

 

YB: Öfke kontrolü deyince bununla ilgili birçok örnek verebiliriz. En başta aklımıza Emre Belözoğlu geliyor. Mesela trafik kazası sonucu bir çocuğa çarpmıştı ve o hafta içerisinde Trabzonspor maçı vardı. O zaman Galatasaray’daydı. Taraftar ‘Katil Emre’ diye slogan attı bütün stad ve Emre o maçta hayatının maçını oynadı. Emre hayatında hep bunla beslenen biri oldu yani o profili de göz önünde bulundurarak benzer oyuncular çok var. Volkan gibi, Melo gibi. Bu tür oyuncularla ilgili nasıl bir çalışma yapılıyor yada yapılıyor mu ?

AC : Aslında dediğim gibi tek bir doğru yok bizde. Bazen dediğiniz gibi öfke veya agresiflik eğer kendini kontrol edebiliyorsa, faydalı hale getirebiliyorsa zaten sorun yok onda. Böyle dünyada da bir çok örnek var ama öfkeyi kontrol edememek kendi potansiyelinden uzaklaştırıyorsa veya takıma zarar vermeye başlıyorsa orada sorun başlıyor. İşte Melo gibi veya başka x bir oyuncu gibi eğer sezon boyunca kırmızı kart görmesi çok fazla takımı etkiliyorsa bu bir sorun evet ama spor psikologları da şunu yapmıyor. ‘Adamı oturtup sakinleştirelim.’ demiyorlar. Hedef o değil. Aslında optimum performanslar hangi aralıklar ise ona çekelim, onun derdinde oluyoruz. Sporcular bunu genellikle kendileri keşfedemiyorlar. Yani öğrendikleri, çocukluktan gelen bazı kalıntılar olabiliyor. ‘Ben sinirliyim ama ne yapabilirim ki?’ Belki sinir seviyesi on üstünden yedidir, agresiflik ideal performansını çıkarıyordur ama o sanıyor ki 9 olmalı. Bu demek değildir ki ondan bir melek yada kuzu yaratacağız hani 2’ye 3’e düşüreceğiz ama önemli olan hem kendisine hem takımına fayda sağlayabilecek bir konuma getirmek. Kurallar dahilinde tabii ki. Bunu anlatmaya ve bunun bilimsel çalışmasını yapmaya çalışıyoruz ki sporcunun farkındalığı artsın. Bizim kültürümüzde çok yaygındır hani problemleri dışsallaştırmak biliyorsunuz. Bu bizim için gelişimin önündeki en büyük engellerden biri. İşte taraftar bağırdı, hava kötüydü, hakem şöyle yönetti, antrenör kötüydü vs. gibi yaygın inanışlar. Spor dünyasında hep böyle bir adalet duygusu eksikliği var. Bizde ne yazık ki bu da gelişmeyi engelliyor. Kendine bakmayı engelliyor. Biz her zaman sporcuyu merkeze, kontrolündeki şeylere çekmeye çalışırız. Ancak böyle gelişim sağlanır.

 

‘Spor Psikolojisinin Faydaları Bilimsel Olarak Kanıtlanmıştır’

 

FB_IMG_1492631485544

 

MHY: Peki şu kişi gelişme gösterdi, düzeldi diyebileceğiniz bir örnek var mı?

AC : Biz etik olarak isim vermiyoruz ama tabii ki çalıştığımız çok sporcu oldu. Yani ben iki sezon boyunca iki takımla çalıştım. Hem o dönemde hem şimdiki dönemde gerek performans olarak gerek önemli sakatlık süreçlerinden sonra rehabilitasyon sürecinde psikolojik destek verdiğimiz sporcuların sahaya dönmeleri gibi çok örnek yaşadık tabii ki. Zaten spor psikolojisinin faydaları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sakatlıktan örnek vereyim, sakatlıklarda hem geriye dönüşlerdeki sakatlık riski azalıyor hem de bazı durumlarda tedavi süresinin bile azaldığı görülüyor. Bunun dışında olimpik sporcuların %99’u spor psikologları ile çalışıyor. Elimizde böyle veriler var. Bizim ülkemizde de tabii daha yeni yeni emeklemeyi geçtik. 4-5 sene önce emekliyor diyorduk şimdi ayağı kalktık ama daha koşmuyoruz. Daha eksiğimiz var ama bilimsel olarak kanıtlanmış bir destek türü.

 

‘Ülkemizde Aile ile Antrenör Arasındaki İletişim Çok Bozuk’

 

FB_IMG_1492633801486

 

MHY: Antrenör, sporcu, sporcu ailesi olarak değerlendirirsek tam olarak öne çıkan faydaları nasıl sıralarız?

AC : Şöyle ki aslında dediğiniz gibi merkez de sporcu olmasına rağmen bütün çevresine de aslında biz destek oluyoruz. Yani ister bu kulüpte olsun ister bireysel danışmanlık tarafında olsun sadece sporcuya ulaşınca bitmiyor iş. Çünkü ailenin sizle aynı veya benzer mesajı vermesi lazım. Antrenör bir taraftan kontrol edemediğimiz bir faktör ama ya ona adapte olacağız ya da onu da geliştirmeye çalışacağız. Antrenörlük özellikle iletişim becerilerinde çok zorlanılan alanlardan biri. Yaş gruplarına göre davranılması gerek. Ülkemizde aile ile antrenör arasındaki iletişim çok bozuk. Özellikle bazı branşlarda düzletilmesi yine çalıştığımız alanlardan biri. Onun dışında sporcularla ağırlıklı olarak iki alanda çalışıyoruz.

Birincisi; performansa daha yakın elit sporcu, bunlar olimpik sporcu olabilir, en üst düzey liglerde oynayan sporcular.

İkincisi; spora yeni başlamış veya gelişmekte olan sporcularımız olabilir. Onlarla daha fazla gelişim ve sporun katkılarını hayata geçirme ile ilgili çalışmalar yapıyoruz. Bunun en baştakileri de okulla spor hayatını beraber götürme yetisini kazandırmak. Ama ya spor ya eğitim diye yanlış bir inanış var. Çoğunlukla öyle büyüdük. Bu doğru değil. Araştırmalar da şunu gösteriyor, akademik hayatın ne kadar başarılıysa spor hayatın da o kadar başarılı olmaya devam ediyor. Çünkü hangi spor olursa olsun sporun içinde de zeki, akıllı, antrenörün verdiği taktikleri anlayabilecek sporculara ihtiyacımız var. Diğer taraftan baktığımızda mesela bir tenisçi kortun içinde yalnız ve bayağı bir şeyle mücadele ediyor. 10 yaşından itibaren belki tek başına gidip turnuvalar oynuyor vs. İşte hüznü, hayal kırıklığını, başarıyı yaşıyor. Geldiğinde sınav çok kolay bir şey gibi geliyor. Bu farkındalığı oluşturabilmek önemli. Bizim bu şekilde o kadar sporcumuz var ki bunu fark ettikten sonra edindiği deneyimi o tarafa transfer ederek akademik hayatı gelişen.

 

‘İş Hayatı, Akademik Hayat Ve Spor Birbirinden Ayrılmaz Bir Üçgen’

 

IMG-20170419-WA0002

 

YB: Aslında geldiğimiz noktada genelde hepimizin konuştuğu ‘ya eğitim ya spor’ gibi bir inanış var. Bu söylediğiniz çok önemli bunun üzerinde durmamız gerekiyor bence.

AC: Sorun neden kaynaklanıyor? Zaman yönetiminden. Bizim şuanda çalıştığımız Kasımpaşa alt yapısında da U10’dan U21’e kadar takımlarımız var. Okula giden çocuklar okuldan sonra otobüsle tesise geliyorlar. Ağır bir antrenman yapıyorlar. Eve dönmeleri belki 8 – 9 oluyor. Tabii ki bu zor bir hayat. Normalin üstü bir seviye. İki hayat yaşıyorlar, hem çocuklar hem de sporcu çocuklar. Ama bir saatten sonra zaman planlamasını harika yapar hale geliyorlar çünkü zorundalar. Ders, antrenman yapacak yada yemek yiyecek vs. vs. Diğer anlattığımız bütün faktörleri yaşıyorlar ve büyük şirketlerin CEO’ları, patronları vesaire ya spor geçmişi olan insanlar oluyor ya da değillerse bile belli bir yaştan sonra kendilerini spora vermeye başlıyorlar. Aslında iş hayatı akademik hayat ve spor birbirinden ayrılmaz bir üçgen. Bunu fark edince hayat çok kolaylaşıyor. Hem aile tarafına hem sporcu tarafına.

 

‘Hedefimiz Tek Tip Olmayan, Kafasını Çalıştıran Sporcular Yetiştirmek’

 

FB_IMG_1492633899086

 

MHY: Peki bu tenis ve yüzme dalları için değil belki ama futbol dalında eğitim seviyesi çok iyi boyutlarda değil. Bununla ilgili nasıl değerlendirme yapabilirsiniz?

AC : Ortada bir gerçek var. Sporcular da bunu çok söylüyorlar. Bu konuda farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Özellikle aileye ve sporcuya yönelik. Sporcuların A takım seviyesine çıkması, A takımını bırakın bu işten para kazanma ihtimali bile %1’den de daha az. Oradaki çocukların %99’u bu işten para kazanmıyorlar. Bu süreçte 5 sene 10 sene neyse kulübün içindeyken ne kadar kendisini akademik olarak geliştirir ne kadar hayata alışabilir ise, işin sadece spor tarafında değil hem kültürel hem entelektüel hem de akademik olarak o kadar rahat ediyorlar. Aslında bunları yapınca spor performansı da artıyor ister istemez. Mesela şöyle bir örnek vereyim size, Novak Djokovic teniste bir numara şuanda. Savaştan çıkan bir hikayesi var. Antrenörü ailesinde örneği hiç olmamasına rağmen onu tenise başlatıyor. Yeteneğini keşfettikten sonra çok güzel bir şey yapıyorlar. Bazı günler şiir günleri, bazı günler klasik müzik günleri yapıyorlar. Djokovic, 10-12 yaşında iken neredeyse bütün klasik eserleri bilmeye başlıyor ve edebiyat tartışıyorlar, dil öğrenmesini teşvik ediyorlar. Djokovic, ufak yaşlarda 2 – 3 dil biliyor. Şimdi bütün bunların tenisine müthiş katkıları var. O da önem veriyor. Yani tenis gibi sporun zor branşlarından biri için sadece işin teknik ve yetenek kısmı yeterli değil. Bizim içinde böyle aslında. Bizim hedefimiz de kitap okuyan, müzik dinleyen, farklı müzik tarzlarını benimsemeye çalışan, gazete okuyan, tv seyreden yani tek tip olmayan, kafasını biraz çalıştıran sporcular yetiştirmek. Hem bunun sahada etkilerini görüyoruz hem de eğer %1 ‘in dışında kalacaksa hayatına daha rahat devam edebiliyor.

 

‘Anadolu Efes ile Anlaştık’

 

FB_IMG_1492633880162

 

MHY: Hangi dallarda spor psikolojisi dersini veriyorsunuz ?

AC : Geniş bir yelpaze hani kurumsal olarak çalıştığım, Kasımpaşa var ,Fenerbahçe Yelken Kulübü var, İSTA Tenis Akademisi var. Şimdi de Anadolu Efes ile anlaştık ve çalışmaya başladık. Ama onun dışında ofisimizde bireysel danışmanlık verdiğimiz çok çeşitli branşlardan sporcuyla çalışıyoruz.

 

YB: Bitirirken sizin eklemek istediğiniz bir şeyler var mı ?

AC : Spor psikolojisine meraklı arkadaşlar varsa onlara seslenebilirim belki sizin aracılığınızla. Bize her zaman şöyle sorular geliyor. Bu işin geleceği var mıdır? Bu işten para kazanılabilir mi? Veya karşımızda muhatap bulabilir miyiz? Soran arkadaşlara her zaman iyimser bir profil çizerek yardımcı olmaya çalışıyoruz. Her zaman dediğimiz gibi siz eğitiminizi iyi tamamlayın, bu konuda uzmanlığınızı iyi yapın çünkü hala bazı sorunlarımız var. Türkiye ‘de uzmanlığı olmayan insanlar bu alanda çok fazla varlar ve farklı isimler vererek çalışıyorlar. Çünkü popüler bir alan, herkes gözükmek istiyor. Özellikle bu futbolda, basketbolda çok fazla. Onlara karşı uyanık olmak lazım. Bir taraftan bu konuyla ilgilenen sporculara ve ailelerine dip not olarak şunu söyleyebilirim; isterlerse her zaman destek olmaya çalışıyoruz, bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz. Beren Kayrak ile ortak çalıştığımız firmamızda (Mentalift – http://www.mentalift.org/) bu konuyla ilgilenen öğrencileri yetiştirmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Kendisi de spor psikoloğudur ve aynı zamanda eski milli yüzücüdür. Onun dışında da hem bireysel hem kurumsal projelere imza atıyoruz.

 

         İlgilenen Arkadaşlar İçin 22 Nisan’da Üçüncü Sertifika Programı Başlıyor Kaçırmayın Deriz.
received_1877945655811390

 Röportör: Müge Hatice Yönter – Yılmaz Bezgin

Editör: Müge Hatice Yönter

About Yılmaz Bezgin

Check Also

DEV DERBİYİ KİM KAZANIR?

Nefesler tutuldu, tüm gözler 22 Ekim Pazar akşamı Türk Telekom Stadyum'unda olacak. Fakat şimdiden  ana gündem maddesi, ''DEV DERBİ'yi kim kazanacak'' sorusu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir