Home / EN YENİLER / ALPTEKİN BALOĞLU – SOLUNGAÇLARIM OLSAYDI DENİZDEN HİÇ ÇIKMAZDIM

ALPTEKİN BALOĞLU – SOLUNGAÇLARIM OLSAYDI DENİZDEN HİÇ ÇIKMAZDIM

Hayatımız boyunca bir çok dalda çok başarılı isimleri duyuyor, görüyor ya da tanıyor olabiliriz ancak dünya için, insanlık için güzel duygularla ilkleri gerçekleştiren insanlara saygımızın yanında hayranlığımızın da her zaman farklı olduğuna inananlardanım. Dünyaya geldiği zamanı beyhude geçirmek yerine muhteşem bir şeyler yapmak için ya da yararlı olmak için devamlı üreten, çalışan insan olmak gerçekten de takdiri belki de en çok hak edenlerden olmak demektir. Biz de ne mutlu ki öyle bir insanla tanışma onuruna eriştik çok yakın bir zamanda.
Sualtı fotoğrafçılığının Türkiye’deki en önemli isimlerinden biri olan, bir çok muhteşem projenin öncüsü Alptekin Baloğlu tabii ki bahsettiğim isim.

Bursa doğumlu, sualtı fotoğrafçısı Alptekin Baloğlu, mimarlık eğitimi almış, A4 Ofset’in ortağı olarak basım sektöründe çalışmaktadır. 1994 yılından beri sualtında fotoğraf çekmektedir. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda 60’ın üzerinde ödülü bulunan Alptekin Baloğlu, 2005 yılında İspanya’da yapılan ve Türkiye’nin ilk kez katıldığı  “10. Dünya Sualtı Fotoğraf Şampiyonasında” 25 ülkeden 50 fotoğrafçının arasından, balık kategorisinde Altın madalya  almıştır. Baloğlu’nun 1999 yılında yayınladığı “Sualtından Yansımalar” adındaki ilk kitabı, sualtı yaşamının fotoğraflarla tanıtıldığı ilk Türkçe kitaptır. 2003 yılında yayınlanan “Sualtının Yıldızları” adlı kitabı ile Fransa’da yapılan 30. Dünya Sualtı Görüntüleme Festivali’nde  “Dünyanın En İyi Sualtı Kitabı” ödülünü kazanarak bir ilki daha gerçekleştirmiştir. Aynı yıl, Malezya’da yapılan “Celebrate the Sea” Festivali’nde “Denizlerin En İyi Kitabı” ödülünü de almıştır.

Yıllardır üzerinde çalıştığı “İstanbul’un Sualtı Yaşamı” adındaki projesini 2006 yılında hayata geçiren Alptekin Baloğlu, iki kıtayı birleştiren İstanbul’un, gizemli sualtı yaşamını ilk kez belgelemiş ve bir kitap, belgesel film ve Taksim meydanında açtığı sergi ile milyonlarca kişiyle paylaşmıştır. “Bir Balığın Gözünden” İstanbul’a farklı bir bakış açısı ile bakmamızı sağladığı “Denizden Boğaziçi” adlı fotoğraflarını ilk kez 2009’da paylaşmış ve aynı adlı kitabını yayınlamıştır . Bu fotoğraflar ile hem Türkiye’de hem de Fransa’da bir çok ödül kazanmıştır. Güney Kore’de yapılan EXPO’da Türkiye pavyonunda ülkemizin tanıtımında bu fotoğraflar da kullanılmıştır. Şimdi aynı konseptte çektiği fotoğraflar ile tüm Türkiye’yi gezerek “Bir Balığın Gözünden Türkiye” adlı projesi için çalışmaktadır.

Deniz sevdalısı arkadaşlarıyla gittiği dalış gezilerinde çektiği fotoğraflardan oluşan, “Bir Zamanlar: Kızıldeniz, Maldivler, Raja Ampat, Tayland, Palau” adında 5 kitap yayımlamıştır.

Özellikle çocuklara denizleri tanıtmak ve korumalarını sağlamak için “Denizin Sırları” adında bir sosyal sorumluluk projesi sayesinde Doğu Anadolu’daki 23.000’den fazla çocuğa bedava kitap yollanmasını sağlayıp onları denizle tanıştırmıştır.

Bodrum’da yapılan Dünya Sualtı Fotoğraf Şampiyonası’nda ülkemizi jüri olarak temsil etmiştir. Tokyo’da yapılan Nikon Uluslararası Fotoğraf yarışmasına davet edilen ilk Türk fotoğrafçısıdır. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyeliklerine katılmaya devam etmektedir. Avrupa Birliği’nin davetiyle Belçika’da 3D sergi açmıştır. Fransa, Almanya, Rusya, İspanya, Belçika ve Türkiye’de sergiler açmıştır.

Avustralya, Papua Yeni Gine, Malezya, Tayland, Burma, Sudan, Mısır, Maldivler, Belize, Galapagos Adaları, Endonezya, Filipinler, Fransa, İspanya, Güney Afrika ve Türkiye’de sualtı fotoğrafları çekmiştir.

‘Eğer solungaçlarım olsaydı denizden hiç çıkmazdım’ diyen Baloğlu ile yaptığımız bu röportajımızda deniz aşığı, doğaya saygılı biri ile bir arada olmamızın yanında sualtı fotoğrafçılığını sadece hobi olarak değil de hayatında bir kez bile denizi görmemiş çocuklar için sosyal sorumluluk kampanyalarına dönüştürecek kadar ince ruhlu birini tanımış olduk. Biz çok keyif aldık. Umarım bu projenin daha çok yere ulaşmasına vesile olur ve bu güzel projeye biz de katkıda bulunmuş oluruz.

Maldivler
Maldivler

 

YILMAZ BEZGİN (YB) – Alptekin Baloğlu’nu kendisinden dinlemek istersek, bize ne anlatır?

ALPTEKİN BALOĞLU (AB) – 1966 yılında Bursa’da doğdum. Mimarlık eğitimi aldım. Mimarlık eğitimim esnasında da kardeşim Alparslan Baloğlu ile birlikte A4 Ofsetin kurulumunu gerçekleştirdik. 32 yıldan beri matbaacılık yapan ama mimarlığı iyi bir eğitim olarak kendime kazandırmış olmama rağmen hiç mimarlık yapmamış olan biriyim. 23 yıldan beridir de su altında fotoğraf çekiyorum.

 

MÜGE HATİCE YÖNTER (MHY) – Sualtı fotoğrafçılığına nasıl başladınız?

AB – Aslında sualtı fotoğrafçılığı benim için hobi olarak başladı. Çünkü dalmayı çocukluğumdan beri çok seviyordum. Tabii tüplü dalış değil, o zamanlar maske ile dalardım. Bursa Gemlik, Mudanya’da sudan çıkmayan bir çocukluğum oldu. O çocuklukta Kaptan Cousteau’nun belgeselleriyle o dünyadan çok etkilendim tabii. Sonra, tüplü dalışın Türkiye’de yaygınlaşmaya başladığı yıllarda da tüplü dalış ile tanıştım. Ve ilk brövemi aldım. İlk dalışlarımı Yassıada, Bostancı, Sivriada’da yaptım. 20-30 dalıştan sonra o dünyayı o kadar çok sevdim ki kar yağdığı dönemlerde bile her hafta sonu dalış yaparak bir başlangıç dönemini geçirdiğimi ve çok mutlu olduğumu hatırlıyorum. Sonra dedim ki ‘Bu güzellikleri herkes göremiyor madem fotoğrafını çekeyim ve paylaşayım insanlarla’. Böyle başlayan bir hobi oldu. İlk aldığım o küçük fotoğraf makinesi ile çektiğim fotoğrafların sonucunu heyecanla görebilmek için dalıştan çıktık, o dönem Piramit diye bir alışveriş merkezi vardı, çektiğimiz slaytı oraya götürdüm. Başında yarım saat kadar bekledikten sonra zarfı bana verdiler. İlk fotoğraflarıma heyecanla baktım. İlkine baktım, üçüncüsü, beşincisi, onuncusu fotoğrafların çoğu simsiyahtı. Başka hiç bir şey yoktu. Orada bir şeyi fark ettim. Su altında fotoğraf çekmek, öyle makineyi elime alayım, basayım da o çeksin demek değilmiş. O sükutu hayalden sonra ‘Bu neden olmadı, ben nerede hata yaptım?’ diye sorarak, araştırarak gerçekten sualtı fotoğrafçılığını öğrenmeye çalıştım. Maalesef o dönemde Türkiye’de bu konuda ne bir eğitim, ne de bir kitap çok fazla yoktu. Hatta hiç bir şey yoktu. Yurtdışı kaynaklarından araştırdım. İnternet de o zaman çok yaygın değildi. Bu kaynaklardan yararlanarak, deneme yanılma yöntemiyle artık daha renkli fotoğraflar çıkmaya başladı. O süreçten sonra artık fotoğraf, dalış ile birlikte benim için olmazsa olmaz oldu. Elimde fotoğraf makinesi olmadan dalmaya korkar oldum. Güzel bir şey görürüm de onu çekemezsem diye korkuyorum. Bir de slayt çektiğimiz yıllarda 36 kare ile sınırlısınız. Kızıldeniz’e ilk gittiğim yılda hayatımda ilk defa tropik bir denizde dalış yapıyorum. Her tarafımda fotoğraflık objeler. Sağıma bakıyorum, soluma bakıyorum ama 36 karem var. Orada artık yavaş yavaş onu nasıl çekeceğini ve doğru seçimler yapmayı öğrenmeye çalışıyorsunuz. 36 kare bittikten sonra tekneye giderken yanınızdan yunus geçebiliyor. İşte o zaman ah keşke şu mercanı çekmeseydim de iki kare teknenin altında merdiveni çekseydim gibi bu tür tecrübelerle çok yaşadım ve öğrendim. Elbette sonra digital fotoğraf makineleri hayatımıza girdi işler daha kolay hale geldi.

 

‘İlk Defa Bir Türkün Kitabı Uluslararası Bir Ödül Kazanmış Oldu’

 

Kızıldeniz
Kızıldeniz

 

MHY – Sizin olduğu kadar aslında Türkiye için de çok önemli olan Dünyanın En İyi Sualtı Kitabı seçilen ‘Sualtının Yıldızları’ ndan bahsedelim biraz… 

AB – Benim ilk kitabım olmasının yanında Türkiye’nin de ilk sualtı fotoğraf kitabı olan ”Su Altından Yansımalar” ı yayınladıktan sonra çok olumlu tepkiler aldım. İlk denemede dört binin üstünde satılmış bir su altı kitabı. Şu anda bile olmayan bir satış başarısı bu. O kitap yayınlandıktan sonra çok daha motive oldum ve fotoğraf çekmeye devam ettim. Üç yıl sonra yani 2003 yılında ”Sualtının Yıldızları” adında bir kitap yaptım. Bu kitabın içinde bir belgesel film ve üç boyutlu sualtı fotoğraflarından oluşan bir set oldu. Ve bunu Fransa’da en önemli sualtı organizasyonu olan ‘Dünya Su Altı Görüntüleme Festivali’ ne yolladım. Dediğim gibi maalesef Türkiye’de sualtı ile ilgili çok bir bilgi olmadığı için ben yıllarca her sene bu festivale giderek orada, ‘Dünya su altı fotoğrafçıları ne yapıyor? Ne tür fotoğraflar çekiyor? O çektikleri fotoğraflarla nasıl ürünler üretiyorlar?’ gibi sorularıma cevap bulmaya çalıştım. Bu konuda en iyi platformdu. Bu yüzden de beş altı yıl üst üste hep gittim. Ve burada dünyayı biraz gözlemledim ve tecrübe kazandım. Tabii ki en önemlisi orada bir çok insanla tanıştım. Amerikalı, Fransız, İngiliz vs. Bu konuda önemli insanlarla tanıştım. Sonrasında bu kitabı oradaki yarışmaya sundum. Kitabım o yarışmada ”Dünyanın En İyi SuAltı Kitabı” ödülünü kazandı. İlk defa bir Türkün kitabı böyle uluslararası bir ödül kazanmış oldu. Ve oradaki bütün organizasyon çok şaşkındı. Çünkü daha önce hiç bir Türk fotoğraf anlamında böyle bir başarı kazanmamıştı. ‘Türkiye’de sualtı fotoğrafçısı var mı? Varsa niye gelmiyorsunuz?’ gibi sorular soruyorlardı. Sonra bu ödülü kazandığımda ‘Farkında değilsin galiba, şu anda kazandığın bu ödül senin için çok önemli bir ödül olacak’ dediler. ‘Bunun ne getireceğini önümüzdeki yıllarda göreceksin’ dediler. O zaman çok anlamamıştım. Ama gerçekten o önemli ödül, bana hem dünyada bir çok insanla daha iyi temas kurmamı sağladı, hem de elbette beni çok motive etti.

Kızıldeniz
Kızıldeniz

 

MHY – İspanya’da gerçekleştirilen ve size altın madalya kazandıran ‘Dünya Sualtı Fotoğraf Görüntüleme Şampiyonası’ çok önemli.

AB – 2005 yılında Türkiye Sualtı Federasyonu ilk defa Türk Sualtı Fotoğraf Milli Takımı kurma yoluna gitti. Türkiye şampiyonalarında son iki yılda şampiyon olan ben ve Asım Dumlu ile birlikte bizi Milli Sualtı Fotoğrafçısı olarak ‘Dünya Sualtı Fotoğraf Görüntüleme Şampiyonası’na götürdüler. İlk defa katıldığımız bu şampiyona yine slayt fotoğrafların çekildiği bir şampiyonaydı. 25 ülkeden 50 fotoğrafçı aynı anda farklı dalış noktalarında, aynı anda suya atlıyoruz, bir buçuk saatlik bir süre içerisinde çeşitli kurallara bağlı kalarak fotoğraf çekiyoruz. Çektiğimiz fotoğraflar beş ayrı kategoride değerlendiriliyor. Bu kategoriler;
1- Balık
2- Geniş Açı
3- Modelli Geniş Açı
4- Makro Fotoğraf
5- Konulu Makro Fotoğraf
İki gün boyunca dört dalış yapıyoruz. Ve orada çektiğimiz fotoğraflardan birer tanesini jüriye veriyoruz. Jüri de o elli tane fotoğraf içerisinden en iyisini seçmeye çalışıyor. Ben bu şampiyonada Balık Kategorisinde altın madalya kazandım. İlk defa bir Türk Milli Takımı bir Dünya Şampiyonasına katıldı ve altın madalya ile döndü. Gerçekten o da benim unutamayacağım önemli bir anım oldu.

Dünya Şampiyonu Olan Fotoğraf
Dünya Şampiyonu Olan Fotoğraf

 

MHY – Dünya Şampiyonasında altın madalya kazandığınız fotoğrafın hikayesinden biraz bahsedebilir miyiz?

AB – Dalış yapmadan önce o noktalarda deneme dalışları yapıyorduk. Biz dört beş gün önce gittik ve o noktalarda deneme dalışları yaptık. Bu dalışlar esnasında bir mağara gördüm. O mağarada küçük karidesler var. Biz de makro fotoğraf için o mağaraya dalıp o karideslerin fotoğrafını çekmeyi planladık. Badim Birkan Babakol ile birlikte daldıktan sonra o mağaraya gittik. Çeşitli fotoğraflar çektik fakat o benim aradığım karidesler o mağarada yoktu. Dolayısıyla elimiz boş, süremiz de dolmak üzere başarısız bir dalış sonrası yukarı doğru çıkarken dalışa geçmeden önce su yüzeyinde gördüğüm kefal sürüleri aklıma geldi. Tekneye yakın su yüzeyinde besleniyorlardı. O anda yirmi metredeyim. Birkan’a dedim ki, ‘Tekneye doğru gidelim.’ ‘Ne yapacağız orada?’ dedi. Tekneye doğru yaklaştık, baktım sürü orada beslenmeye devam ediyor. Onları gördük, on metredeyiz ve orada artık fotoğrafçının bir kaç saniye içinde karar vermesi gerekiyor. Ben bu hayvanları kaçırmadan onlara yaklaşacağım ama onların altındayım hava verdiğim vakit bubble (hava kabarcığı) sayesinde uzaklaşırlar. Demek ki hava vermeden nefesimi tutarak yaklaşacağım. Ama bir yandan da vurgun ihtimaline karşı da dikkatli olacağım. Bir yandan da ışığın çok olduğu yerde fotoğrafımın doğru ayarlarını ne yapmam lazım diye düşünüp, o an hemen makinada diafram ve shutter speed ayarlarını hayal ederek yapacağım. Çünkü slayt çekiyoruz, görme şansımız yok. ‘Flaş kollarımı ne kadar açmalıyım ki doğru aydınlatayım?’, ‘Onların pozisyonu ne olmalı ki kefal balığı gibi ışık vurduğunda çok fazla yansıma yapacak bir yüzeye sahip balıkta o fotoğrafı patlatmayayım?’ gibi şeyleri bir kaç saniye içinde düşünüp bu hazırlıklarımı yaptım. Yukarıda balıkları gördüm. Nefesimi tutarak yavaş yavaş balıklara yaklaştım ve o an dört kare fotoğraf çektim. Bunlardan en önemlisi de zaten bir balığı değil iki balığı aynı kadraja sığdırmayı hayal etmiştim. Ağızları açık vaziyette, su yüzeyine yakın oldukları için suyun üstünde bir yansımayı da almayı hedeflemiştim. Ve gerçekten o fotoğrafı çekebilmişim. Sonra slaytlar elimize geldiği vakit dört tane karenin içinden bir tanesi benim istediğim bir kare olmuştu. Ve onu da yarışmaya vermiştim. Yani ümitsizlikle başlayan, planladığım bir dalışın sonucu olmayan ama anında doğru kararları vererek, doğru tekniği kullanarak yapabildiğim bir fotoğraf çıktı ortaya. En iyi on fotoğraf yayınlandığı vakit, jüri her fotoğrafa bakıp canlı olarak puan veriyor ve herkes salonda izliyor. Sonra gördük ki benim fotoğrafım dışında bütün balık kategorisinin fotoğrafları 20-30 metrede gizlenmiş, gobi (goby) dediğimiz küçük balıkların fotoğrafları iken birden bire benim ki çok daha farklı bir balık fotoğrafı olarak hemen ön plana çıktı zaten.

Pigme Denizatı
Pigme Denizatı

 

YB – Birçok ödül kazandınız, 80’nin üstünde ödülünüz var. Bu kadar yarışmanın kazananı olarak başarılı olmanın sırlarından bahsedelim biraz.

AB – Yarışmalarda en önemli şey, sizin diğer yarışmacılar arasından nasıl sıyrılacağınızdır. Bunu doğru planlayın. Planlarken de doğru yapın, uygularken de. Bir yarışmada başarılı olmak için diğerlerinden farklı ve iyi olmanız lazım. Teknik anlamda hatanızın olmaması gerekir ki bunu sağlamak için de tecrübe şarttır. Çok fazla fotoğraf görmek gerek. Doğada bir şey görüyorsunuz, o gördüğünüzü doğru kadraj içinde doğru teknikle uygulayacak çok az vaktiniz var. Sualtı fotoğrafçılığının kara fotoğrafçılığından en büyük farkı bu. Bizim hiç bir modelimiz bizi beklemiyor. Su altında modellik yapmıyor. Ve siz onları çok iyi tanıyarak, onları çok iyi anlayarak, o tecrübelerle doğru anda doğru yerde bulunup o fotoğrafı çekebiliyorsunuz. Yoksa standart bir fotoğraf olur. Bu yüzden de bu tecrübeyi kazanma süreci bile çok değerli ve önemli bir fotoğrafçı için.

Palau Adaları
Palau Adaları

 

MHY – Alptekin Baloğlu dalış öncesinde nasıl hazırlıklar yapıyor?

AB – Eğer yurt dışında bir dalış ise bir kere nereye gideceğine karar verme süreci var. Yani ben diyorum ki, bu sene Palau’ya gideceğim. Neden Palau? Dünyada çok az insanın bildiği bir yer, Palau. Avusturalya’nın biraz kuzeyinde, Filipinler’in doğusunda yirmi bin kişinin yaşadığı bir ada. Alptekin Baloğlu neden Palau’ya gitmeli? Yurt dışında bir çok sergilere, expolara gidip, nerelerde dalınırsa neler görülür kısmını çok araştıran bir insan olduğum için daha önce yapmadığım bir dalış olsun istiyorum. O zaman Palau’da ne var? Köpek balığı var. Dünyanın endemik bir tür olan deniz analarının yaşadığı çok özel bir göl var. Milli park olduğu için çok iyi korunmuş bir sualtı yaşamı var. Dolayısıyla zengin bir sualtı yaşamına sahip. Eğer ben köpek balığı fotoğrafı çekmek istiyorsam Palau’ya gitmeliyim. Deniz anası çekeceksem Palau’ya gitmeliyim diye bu araştırmaları yapıyorum. Sonra yaklaşık bir yıl gideceğim yer ile ilgili organizasyonlar yapıyorum. Oradaki tekneyi tutmak, kalacak yer gibi şeyler. Ve orada çekilmiş fotoğrafları araştırıyorum. O bölgeyi tanıyorum. Ondan sonra oraya gidiyorum. Bölgeye gittiğimde de hangi dalışta geniş açıyla mı dalacağım, makro lens ile mi dalacağım buna karar vermem gerekiyor. Elbette burada da teknedeki dive masterlar bilgi veriyor. Bu dalışta kaplumbağa görme şansımız yüksek, bu dalışta köpek balığı göreceğiz, otuz metreye dalacağız, burası akıntılı bir yer onun için kendimizi bir kanca ile bağlayacağız gibi bilgiler veriliyor. Gerçekten bir dalıyoruz o kadar çok akıntı var ki kendimizi bir kayaya bağlıyoruz. Akıntıdan yanaklarımız şangır şangır sallanıyor. Fotoğraf makinemizi önümüzde tutmamız mümkün değil. Öyle bir noktada gördüğünüz fotoğrafları çekiyorum. Ve o şartlarda köpek balığının bize üç dört metre yaklaşmasını ümit ediyoruz. Çünkü biz hareket edemiyoruz. Gelirse de iyi bir fotoğraf çıkıyor. Yani bu fotoğraflar böyle ortaya çıkıyor. Mesela Palau’da denizanası gölünün fotoğrafını çekmeyi planlarken oraya yaklaşık yüz kilo ile gidiyoruz. Ekipmanlarımız da biraz ağır. Drone götürdüm mesela, drone ile gölü de yukarıdan çektim. Bilmesem götürmem ama bildiğim için ve böyle bir yer kitabımızda yer alacak diye bir sürü ekipman götürdük. Yarım saat kullanmak için bu kadar ağır ekipmanı taşımak zor oluyor ama ortaya çıkan iki kare fotoğraf o bölgeyi daha iyi algılatıyor.

Maldivler
Maldivler

 

YB – Yaptığınız iş çok maliyetli bir uğraş. Finansmanı nasıl sağlıyorsunuz? 

AB – Küçük bir fotoğraf makinesi aldım başladım ya, ondan sonra o ekipmanı daha geliştirmek için aldığım flaş veya önüne geniş açı lensi kendi çabalarımla, çalışmalarımla geliştirdim. Benim çektiğim bir kaç fotoğraftan ne yapabilirim de onlardan alabilecek bir katma değer üretirim düşüncesiyle kartpostallar yaptım. Onları sattım ve oradan gelen para ile flaş aldım, lens aldım. Sonra daha iyi fotoğraflar çekmeye başladım. Dia gösterileri yapmaya başladım. Bir ilaç firması için Türkiye’yi dolaştım. Otuz beş şehirde çektiğim fotoğraflar ve sualtı yaşamının hikayelerini anlatarak doktorlara vs. buradan bir para geldi. O gelen para ile ben housing dslr bir sisteme geçtim. Dijitale yani.. Sonra ‘Su Altının Yıldızları’ kitabını yapmak istedim. Başka bir sponsor aradım. Yaklaşık iki yıl sponsor aradıktan sonra buldum. Ve sponsor sayesinde o kitabı yaptım. O kitaptan gelen gelirle bir sonraki kitabım için dalış noktalarına gitmeye başladım. Avusturalya’da dünyanın en büyük balığını yani balina köpek balığını ve Papua Yeni Gine’de dünyanın en küçük deniz atını fotoğraflamak üzere bir proje yaptım. Bunu bir saat firması ile paylaştım, onlardan o dönem bazı sponsorluklar aldım. Uçak firmasından uçak bileti, oradaki dalış merkezleriyle görüşüp konaklama masraflarımı karşılamalarını sağladım vs. Yani kimse bana gelip bize bir iş yapar mısın demedi. Hep ben proje yaptım. Hep o projelerimi başkalarına sundum. Sunarken yüz kişiye sunduysam sonunda yüzüncü kişiden olumlu cevap aldım. Belki de ikiyüzüncü kişiden ama o süreçte hiç yılmadan hep projelerime inandım. Ve bunu doğru sundum. Maketler yaparak, o heyecanımı aktararak, onlara ne katabileceğimi doğru aktararak ikna etmeye çalıştım. Su altı ile ilgili yaptığım işlerdeki masrafların belki de yüzde 90’ını belki de daha fazlasını projelerim bana geri getirdi. Bu yüzden de bu kadar uzak noktalara gidebildim ve bu fotoğrafları çekebildim.

Sometimes Ekibi
Sometimes Ekibi

 

MHY – Türkiye’de bu konuda destek nasıl? Sponsor bulmakta zorlanıyor musunuz?

AB – Açıkça söylemek gerekirse, son dönemlerde ki son beş on yıl içerisindeki elbette ekonomik olarak daha sıkıntılı günler geçiren Türkiye’de sponsor bulabilmek çok daha zorlaştı. Ama yılmadan projeler yapmaya devam ederek o zorlukları da aşmak durumundayız. O yüzden de bunu yapıyorum. Biz yedi yıl önce sekiz dokuz arkadaş bir araya geldik. Güzel bir dalış noktasına hep birlikte gidelim. Orada bir hafta boyunca dalalım, fotoğraflar çekelim dedik. Ve ilk başlangıç olarak Kızıldeniz’e gittik. Kızıldeniz’de çektiğim fotoğrafları gördükten sonra ‘Harika oldu bunun bir kitabını yapalım’ dedik. O kadar güzel şeyler gördük ki bu bizim için hem bir anı olsun hem de bir belge olarak kitap haline dönüşsün istedik. Ve ilk kitabımız ‘Bir Zamanlar Kızıldeniz’ olarak piyasaya çıkmış oldu. Bir yıl sonra aynı ekip olarak devam etme kararı aldık. Ve Maldivler’e gittik. Aynı şekilde orada bir hafta boyunca başta Ali Sabancı olmak üzere değişik iş kollarından ama ortak sevdası deniz, dalış ve dalıştan aldığı mutluluk olan bu insanlar bir araya gelmiş oldular. Bu kitapları da benim aynı zamanda matbaacı olmam özellikle fotoğraf kitabı konusunda çok tecrübeli bir matbaanın sahibi olmam hasebiyle de bütün tasarımlarını, renk rötuşları vs. hepsini kendim yaptım. Ve ortaya güzel bir kitap çıktı. Bu kitabı satmak için piyasaya sürmedik. Bu kitapların hiç biri kitapçılarda satılmadı. Kitapların hepsini grubumuzda bulunan arkadaşlar aldı ve eşine, dostuna dağıttı. Sadece benim internet sitemde (http://alptekinbaloglu.com/ ) çok ilgili olanlar da ulaşabilsin diye bulundu ama bunun dışında ticari bir yapıda kitapçılara sunulmadı. Bu sene bir baktık ki bu gezilerimizin yedincisini gerçekleştirmişiz. Kızıldeniz ile başlamış, Maldivler, Raja Ampat, Tayland, Güney Maldivler ve Palau. Bir hafta önce de Küba’dan inanılmaz dalışlarla döndük. Yedinci kitap da bu yılbaşına doğru ‘Küba’ ismiyle çıkmış olacak. Dünyada böyle bir seri ilk ve tek. Sualtı ile ilgili belli noktaları aynı ekibin gidip de fotoğrafladığı ve bir kitap haline dönüştürdüğü bir çalışmanın dünyada örneği yok. Su altını bırakın belki de karada bile böyle bir seri yoktur. Dolayısıyla bu ekip olarak elimiz ayağımız tuttuğu sürece buna devam etmek istiyoruz.

Palau Adaları
Palau Adaları

 

MHY – Neden kitapçılarda satışa sunmuyorsunuz?

AB – Bu bizim özel anımız. Nasıl olsa kitapları hediye edebiliyoruz. Fakat ediyoruz sonra bitiyor tabii. İki bin üç bin tane basılıyor ve bitiyor. Esasında Türkiye’de kitapçılarda bu tarz kitapların çok az satıldığını ve bir kitabın maliyetinin iki, iki buçuk katı fiyatla satılmak zorunda olduğunu çok iyi bilen birisi de olarak çok fazla üstüne düşmedim açıkçası. Buradan ticari olarak bir geri dönüş beklentisi yoktu. İsteyen insanlar bir şekilde bu kitaplara ulaşabiliyorlar.

 

YB – Peki bu seriye Türkiye’den bir yer eklemeyi düşünüyor musunuz?

AB – Düşünüyoruz tabii ki. Belki bu sene belki de seneye aynı ekip Türkiye’de bu operasyonu yapacağız.

 

YB – Yer belli mi peki?

AB – Hepimiz Kaş’ı çok seviyoruz. Dönem dönem Kaş’ta dalışlar da yapıyoruz. Bence Antalya/Kaş olacak gibi görünüyor. Bu sene planlayacağız. Kaş, Bodrum belki de bu iki bölgeyi de içine alan bir haftalık bir seyahat de olabilir. Ama dediğim gibi bizim öncelikle derdimiz o bir hafta boyunca kendimizle baş başa kalabilmek. İş, güç ile ilgili hiç bir konunun konuşulmadığı, tamamen detoks gibi beynimizi rahatlattığımız bir hafta olması. Sabah saat altıda kalkıyoruz, ilk dalışı yedide yapıyoruz. Ondan sonra saat on birde, üçte ve akşam yedi, sekiz, dokuz neyse gece dalışı olmak üzere dört dalış yapıyoruz. Bu tempo bir hafta boyunca devam ediyor. O enerji bize yetiyor. Sonrasında da benim için zorlu süreç başlıyor. Çünkü son üç yıldır ekipteki diğer bütün arkadaşların çektiği fotoğraflardan ben onları seçiyorum. Bir konsept yapıyorum, bir kurgu içinde bir kitap haline getiriyorum ki bu da benim dört ayımı alıyor. Zorlu bir süreç ama sonunda da güzel bir anı olarak ortaya çıkıyor. Hepimiz ölüp gideceğiz ama geriye bu kitaplar kalacak. Bunun değerini de biliyoruz.

 

‘İstanbul, Dünyanın En Güzel Şehirlerinden Biri. Belki De En Güzeli. Çünkü Bir Su Şehri. Ama Boğazda Dalış Yapmak Yasak’

 

Balık Gözüyle Haydarpaşa
Balık Gözüyle Haydarpaşa

 

YB – ‘Balık Gözüyle Türkiye’ çok ilgimizi çeken ve şu anda burada olmamıza sebep olan projeniz aslında. Bize bu projenizi anlatır mısınız?

AB – ‘Denizden Boğaziçi’ ile başladı. İstanbul, dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Belki de en güzeli. Çünkü bir su şehri. Su ile bu kadar iç içe ve bu kadar güzel mimari ve kültürel yaşamın olduğu şehir aslında azdır. Ama fotoğrafçılar İstanbul’a hep farklı gözlerle baktılar ve yaklaştılar. Fakat bir sualtı fotoğrafçısı böyle kendi bakış açısıyla fotoğraflar çekmemişti. Ben su yüzeyinden İstanbul’a bakmayı planladım. Açıkcası bunun ne kadar zor olduğunu bunu planladığım vakit gördüm. Çünkü Boğazda dalış yapmak yasak. Akıntılar inanılmaz fazla ve tanker trafiği çok. İstanbul deniz şehri ama suyun altında ne var hiç birimiz bilmiyorduk. Böyle bir çalışma yapılmamıştı. 2006 yılında İstanbul’un su altı yaşamını belgelemek için sponsor aradım. Sonunda Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ bu projenin sponsoru oldular. Bu sayede 2006 yılında bütün Boğazda, Adalar bölgesinde ve Haliç bölgesinde bir aylık bir süre içerisinde sürekli dalışlar yapıp su altını belgeledim. Bunun kitabını, belgesel filmini ve Taksim Meydanında çok büyük bir sergisini yaptım. Ve orada insanlar ‘Yok olmuş, Boğaz öldü artık, denizlerimiz bitti’ dedikleri Boğazda nasıl bir yaşam olduğunu ilk kez gördüler. Hala deniz atının yaşadığını gördüler. Yunusların hala balık peşinde koştuklarını gördüler. Sergi sonrasında gerçekten çok başarılı bir proje oldu. İşte orada ben, Bebek’teki dalışımda yukarı çıkıp baktığımda karayı görüyordum. Karada yalıları görüyordum. Ben de suyun yüzeyindeydim. Boğaziçini su yüzeyinden görme şansım oldu. Bunların fotoğrafını çekmeyi düşündüm. Tabii ki iznim vardı ve bir kaç fotoğraf çektim. Fakat projenin amacı su altını görüntülemekti. Proje bittikten sonra çektiğim o fotoğraflara baktım ve dedim ki ‘Ben İstanbul’u neden böyle fotoğraflamıyorum?’ Başladım fotoğraf çekmeye. Ama dalış yapmak yasak, tanker trafiği çok yoğun falan. O zaman bir sistem kurmam gerekti. Oturdum bir sistem kurdum. Özel housing dediğimiz içine fotoğraf makinesini koyduğumuz kılıfın arkasına bir video kamera yerleştirdim. Objektif ne görüyorsa o kamera görüyordu. O housingi bir boru ile o borunun da üstüne büyük bir LCD ekranla kameranın ne gördüğünü ekranda göreceğim bir sistem yaptım. Bir teknenin kıç tarafından o makineyi suyun içine sokarak, objektifin ne gördüğünü LCD ekranda görerek, makineyi ya da tekneyi hareket ettirerek istediğim açıyı yakalayarak çektim fotoğrafları. Yaklaşık üç yıl süren bir projedir. Yokluklar insanı bazen böyle mucitliklere yönlendirir. Yarısı su altını yarısı su üstünü gösteren fotoğraflar dünyada ilk değildi. Tropik Mercan Adalarında mercanları ve ormanı aynı anda gösteren ya da bir dalgıç ve tekneyi aynı anda gösteren fotoğraflar vardı. Ama ilk defa bir şehri, bir metropolü böyle bir bakış açısıyla ben fotoğrafladım. Sonrasında Fransa’da bu fotoğraflardan oluşan Sertap Erener’in çok güzel bir müziği ile birlikte yaptığım dia gösterisi Fransa’da yine ödül kazandı. Orada Amerikalı jüri başkanının ödül töreninde söylediği söz çok önemliydi benim için. ”Ben hayatımda İstanbul’a hiç gitmedim. Ama bir su altı fotoğrafçısının bakış açısıyla, müthiş egzotik bir müzikle bir araya gelen bu gösteriyi seyrettikten sonra mutlaka İstanbul’a gitmem gerektiğini bana dedirten bir gösteri olduğu için ortak kararımızı verdik” dedi. Mühim olan İstanbul’un güzelliğini insanlara farklı nasıl gösteririz? idi. Dünyada öneminin artmasına nasıl daha çok yardımcı oluruz?

Balık Gözüyle Kızkulesi
Balık Gözüyle Kızkulesi

 

YB – Turizm Bakanlığı ile böyle bir çalışma yaptınız mı?

AB – Maalesef şu ana kadar Turizm Bakanlığı ile doğru bir iletişime geçemedik. Ama bu fotoğraflar internette, kitaplarımda yayınlandı. Birçok projeler oldu, çeşitli ilanlarda kullanıldı. Ve sonrasında İstanbul fotoğraflarına devam ettiğim gibi şimdi artık benim için çok önemli olan Türkiye’yi bu şekilde fotoğraflamaya beş yıldır devam ediyorum.

Van İnci Kefali
Van İnci Kefali

 

MHY – Seksen bir ilin tamamını mı? Yoksa sadece deniz olan yerleri mi düşünüyorsunuz?

AB – Hepsini olmasa da sadece deniz olan yerleri değil. Suyu olan nehir, göl, akarsular, şelaleler, deniz, havuz dahil olmak üzere suyla ilişkisi olan her mekanı fotoğraflamaya başladım. Van Gölü’ndeki inci kefalinin göçünü maalesef Türkiye’de bir çok kişi bilmiyor. Ama herkes Alaska’daki somonların göçünü bilir. Kendi ülkenizde böyle bir şeyin olduğunu hem de çok önemli bir göçün olduğunu hiç kimse bilmez. İşte bu kitapta ben, hem bu tür hikayeleri hem bu tür görselleri işliyorum. Mesela Kars/Çıldır Gölü donduğunda buzun altından balık ağıyla balık çeken balıkçıları suyun altından fotoğrafladım. Şu anda ‘Bir Balığın Gözünden Türkiye’ konsepti ile yaklaşık yarısından fazlasını fotoğrafladım. Bu fotoğrafları henüz hiç bir yerde yayınlamadım. Bitmesini bekliyorum. Bittiği zaman yine bir kitap-sergi olarak bütün Türkiye’de olduğu gibi dünyada da gösterilecek bir proje olmasını çok istiyorum. Bu fotoğrafları yaptığım gösterilerde izleyen herkesin ortak söylemi şu; ‘Türkiye’yi farklı bir gözle tanıtan bu fotoğraflara en çok ihtiyacı olan kurum Turizm Bakanlığı. Yurt dışındaki fuarlarda, tanıtımlarda vs. kullanılacak en iyi materyallerden biri bu çektiğin fotoğraflar.’ Ama ben onlara ulaşamadım açıkçası. İnşaAllah önümüzdeki dönemde ulaşırım ve onların desteği ile bu projeyi bitiririm. Çünkü bu proje destek olmadan bitecek gibi değil. Yani bir şehre gidip orada istediğiniz iki kare fotoğrafı çekiyor olmanızın size zaman ve ekonomik olarak maliyeti çok fazla. Şu ana kadar ben yarısını hiç bir destek olmadan tamamladım. Bundan sonra artık bu projeye de bir sponsor bulmayı veya devlet katkısıyla yapıyor olmayı ümit ediyorum.

 

‘O Çocuklardan Gelen Fotoğraflar, İnanılmaz Mektuplar Var’

 

50 Soru Kitap Turkce KAPAK

 

YB – Yirmi iki yıldır su altında fotoğraf çekiyorsunuz. Dünyanın bir çok yerini gezdiniz. Üç tarafı denizlerle çevrili kendi ülkemizde bu kadar çok sevdiğiniz denizi tanıtmak için başka neler yapıyorsunuz?

AB – Çok güzel bir soru bu aslında. Ben de böyle düşündüğüm için bir kitap yaptım. ‘Elli Soruda Denizin Sırları’ isimli kitabımdan bahsediyorum. Bu kitap çocuklara denizi tanıtıp sevdirmek için yaptığım bir kitap. ‘Dünyanın en büyük balığı hangisidir? Balıklar konuşur mu? Balıkların saçı var mıdır? Deniz kaplumbağaları suyun altında ne kadar süre kalabilir?’ gibi çok ilginç soruları fotoğraflarımla cevaplayıp bir araya getirdim ve kitap yaptım. Sonra yıllarca bunun için sponsor aradım. Hayalim, bir tırla bütün Türkiye’yi dolaşmak ve okullara gidip çocuklara bunu sergilemek ve sonrasında bu kitabı da devletin veya sponsorların katkısıyla o çocuklara hediye etmek. Baktım ki istediğim büyüklükte bu projeyi yapamayacağım. Sonunda bir kaç yıl önce karar verdim ve ‘Ben bu projeyi genele yayılan bir sosyal sorumluluk projesi haline getirmek için başlatıyorum’ dedim. Bu kitaptan kendine alan en az iki tanesini de doğudaki çocuklara bağışlamış, hediye etmiş olacaktı. https://www.denizinsirlari.org/proje.asp adında bir web sitesi kurduk. Oradan insanlar bu projeyi görüp kitap alabiliyorlar ve projeye destek verebiliyorlar. Bir çok firma bu projeyi çok beğendi. Beş yüz kitapla, bin kitapla destek olan firmalar oldu. Bu şekilde şu ana kadar otuz beş binin üstünde kitap doğu illerimizde, denizle hiç tanışmayan çocukların eline, köy ilkokullarına, ortaokullarına ulaştı. Ve o çocuklardan gelen fotoğraflar, inanılmaz mektuplar var. Hayatlarında ilk defa denizle bu kadar yakın ilişkide olan çocukların o duygusallığı ve ‘Ben artık kaptan olmak istiyorum’ diyen çocuklardan tutun da hayata bakış açısını değiştirmeye faydası olan yazıları aldığım vakit bende mutluluğa sebep oldu. Ama en önemlisi destekçilerin sayesinde o kitaplar o çocuklara ulaştı ve ulaşıyor. Hedefim yüz bin. Bu kitabı yazdığımda Türkiye’de yüz bin çocuğa muhakkak dağıtılacak diye başladım. Dünyada da bir milyon dedim hatta kendimce. Şu ana kadar dünya kısmında tabii ki o kadar büyük bir rakama ulaşamasam da bu kitabın İngilizce, Rusça, Almanca çevirilerini de hazırladım. İsviçre’de bu kitaplar dağıtıldı. Amerika’da çeşitli insanlar binlercesini alıp dağıttılar. Şu anda bu kitabın Farsçası tercüme edildi. Bir müşterim bu kitabın Farsçasını İran’da dağıtacak. Azerbaycan’da dağıtılmak üzere şu anda Azerice çevirisi yapılıyor. Çünkü uluslararası bir konsepti olan bir kitap bu. Benim de derdim daha çok çocuğa ulaşmak. Çünkü bu dünya sadece Türkiye’den oluşmuyor. Bütün dünyayı bizim tanımamız, korumamız lazım. Herkesin yapacağı şeyler var. Benim de kendi çapımda yapabileceğim şeylerden biri buydu, buna da devam ediyorum. Ümit ediyorum ki daha çok destek olur ve daha çok insana da ulaşır bu kitap.

 

‘Bu Projeye Sponsor Bulmayı Veya Devlet Katkısıyla Yapıyor Olmayı Ümit Ediyorum’

 

urfa

‘Bir Müşterim Bu Kitabın Farsçasını İran’da Dağıtacak’

IMG_0029

‘Azerbaycan’da Dağıtılmak Üzere Şu Anda Azerice Çevirisi Yapılıyor’

cizre

 

MHY – Bitirirken bu dalış serüvenlerinizde yaşadığınız ilginç anılarınızdan birkaç örnek alabilir miyiz? Çok korktuğunuz ya da heyecanlandığınız anlar gibi. Köpekbalıkları mesela.

AB – Köpekbalıkları benim en iyi arkadaşlarım. (Gülüyor) Geçen hafta geldiğim Küba dalışlarında otuz metrede etrafımızı saran yaklaşık otuz tane köpekbalığı ile birlikte dalışlar yapıyorduk. Ama objektifin arkasında doğru anın doğru karesini çekiyor olmanın getirdiği stres ve heyecan o köpekbalığı bana bir şey yapar mı korkusundan daha fazla. Şöyle objektifi bırakıp da köpekbalığına baktığın vakit ‘İşte dünyanın en güzel formdaki canlısı bu’ dedirtiyor. Üç metrelik bir Karayip köpekbalığı iki metreye kadar geliyor, sizin yanınızdan şöyle geçiyor. Gözleriyle size bakıyor. Merhaba abi diyorsun, güle güle diyorsun. Yani o anlar unutulamaz gerçekten. Bu son dalışlarımızdan birinde tekneye çıkıyoruz. Yedi kişi aynı anda dalıyoruz herkes yavaş yavaş tekneye çıkıyor. Teknenin altında köpekbalıkları çoğalıyor. On- on beş tane oluyorlar. Ve artık teknenin o demir ayaklıklarının yanından geçiyorlar. Ve biz de o merdivenlerden çıkacağız. En son ben kaldım. Artık fotoğraf makinemi bıraktığım zaman on beş tanesi çok daha hızlı hareketler yapıyorlar ve etrafımda dolanıyorlardı. İlk defa orada ‘Artık zamanıdır yukarı çık Alptekin dedim kendi kendime.’ Tek kalınca orada hafif bir korku oldu. Ama su altı canlıları ile çok şükür ki kötü bir anım yok. Küba dalışında bir ilki gerçekleştirdim. İlk defa bir timsahla daldım. Timsahın fotoğraflarını çektim. Amerikan timsahı denilen bir türe 30 – 40 cm kadar yaklaşarak onun fotoğraflarını da hayatımda ilk defa çekmiş oldum. Bu da benim için unutulmaz bir anıydı. Ağzını şöyle bir açtığında ‘Ne arıyorum ben burada?’ dedim ama neyse ki kapattı.

Balina Köpekbalığı
Balina Köpekbalığı

 

MHY – Mucizevi bir andı dediğiniz oldu mu?

AB – Çok var tabii ama birini anlatayım. Tayland dalışlarının birinde hiç beklemediğim bir anda sağa doğru baktım büyük bir karaltı var uzakta. ‘Karaltı ne olabilir? Bir balık sürüsü mü acaba?’ dedim. Sonra hızla bana yaklaştığında kafamın üstünde sekiz metrelik bir balina köpekbalığını gördüm. Dünyanın en büyük balığı ama dünyanın en zararsız köpekbalığı. Sadece ağzıyla planktonları filtre ederek yaşayan bir hayvan. Ama çok görmek istediğim ve fotoğrafını çekmek istediğim canlılardan biriydi. Sırf onu görmek için Avusturalya’nın batısına gittim. Üç gün daldım ama hiç karşılaşamadım. Son dakikada tekne artık geri dönerken üç dakikada suyun altında görebildim ve yirmi altı kare fotoğraf çektiğim bir hayvanla aradan on küsür yıl geçtikten sonra tekrar karşı karşıya gelmenin mutluluğunu yaşadım. Ve o balina yirmi beş dakika ayrılmadı yanımdan. Poz verdi. O anlar dünyada gerçekten yaşadığınızı ve doğanın da ne kadar zengin ve önemli olduğunu hissettiğiniz anlar. Bunları konuşuyoruz ama maalesef çok azımız doğanın değerini anlayabiliyor. O yüzden bunları yaşadıkça başkalarına da aktarmak zorundayım. Bunu hissettiğim için bu projeleri yapmaya çalışıyorum. Şu anda en büyük hayallerimden biri bu kitabın çocuklara ulaşması. Türkiye’de de korunma altına alınmış olan bölgeler var. Bu bölgelerin su altında nasıl bir yaşam olduğunu şimdiye kadar hiç kimse fotoğraflamadı, belgelemedi. Bunları belgeleyip, bunlarla ilgili çalışma yapıp o bölgedeki çocuklara aktararak çevreyi tanıyan ve değer veren insanlar olmaları için bir proje yapmak istiyorum. Bu projeyi devlet destekli yapmayı çok istiyorum.

IMG-20170425-WA0071

Röportaj: Müge Hatice YÖNTER – Yılmaz BEZGİN

Editör: Müge Hatice YÖNTER

About Yılmaz Bezgin

Check Also

DEV DERBİYİ KİM KAZANIR?

Nefesler tutuldu, tüm gözler 22 Ekim Pazar akşamı Türk Telekom Stadyum'unda olacak. Fakat şimdiden  ana gündem maddesi, ''DEV DERBİ'yi kim kazanacak'' sorusu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir