Home / EN YENİLER / AHMET TAŞGETİREN – TOPLUM KARARINI VERİR, BEDELİNİ DE KENDİSİ ÖDER!..

AHMET TAŞGETİREN – TOPLUM KARARINI VERİR, BEDELİNİ DE KENDİSİ ÖDER!..

Yeni Şafak gazetesinde 10 yıl boyunca baş yazarlık yaptıktan sonra dönemin hükumetini eleştiren bir yazısı yayınlanmadığı için istifa eden Ahmet Taşgetiren, Aksiyon dergisinde köşe yazarlığı, Burç Fm’de  günlük yorumlar, Mehtap TV’de ise haftalık programlar yaptı.

Altınoluk dergisinde genel yayın yönetmenliği, Star gazetesinde köşe yazarlığı yapan Taşgetiren, Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti tarafından Demokratik açılım ve çözüm süreci kapsamında oluşturulan Akil İnsanlar Heyetinde 4 Nisan 2013 – 19 Haziran 2013 tarihleri arasında İç Anadolu bölgesi başkanlığı yaptı.

Radyo Erkam’da güler yüzü ve ilgisiyle sorularımızı yanıtlayan Ahmet Taşgetiren ile referandum sürecini ve gündemi konuştuk. 

*AK Parti Baş Danışmanı İlnur Çevik’in twiti için yorumu nedir?

*CHP içerisinden aday çıkarabilir mi?

*MHP cenahında neler oluyor?

*Trump’ın Başkan seçilmesi için ne düşünüyor?

*Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri hakkında ne dedi?

2098176wqubcfphycy0d_400x400

Müge Hatice Yönter (MHY) – Öncelikle Referandum ile ilgili yazınızdan başlamak istiyorum. İlnur Çevik’in attığı bir twit üzerine ‘Hayır’ konusunda bir yazı yazdınız. Ak Parti Baş Danışmanının böyle bir twit atması acaba bir tedirginlik mi var? sorusunu akla getiriyor.

Ahmet Taşgetiren (AT) – Şimdi tabii İlnur Beyin ilk makalesi öncesinde de yazıp sildiği bir twiti vardı. Yani ‘Hayır’ çıkarsa kaos olur, dışarıdan, içeriden baskılar meydana gelir tarzında genel anlam ihtiva eden bir yazı. Bu iki türlü okunabilir;

Biri insanların istikrar arayışını daha da beslemek gibi okunabilir. Şimdi her insanın ekonomik bağlantıları var, borçları var kredi kartı kullanmışlar vs. Bir kaosun, siyasi istikrarsızlığın ekonomiyi dalgalandıracağını, bunun da kendisine çok olumsuz yansımaları olacağını düşünüyor. İnsanların oy verme eğilimlerini bu değerler etkiliyor. Dolayısıyla Ak Parti’nin genel görüşü zaten ‘İstikbal-İstiklal-İstikrar’ çerçevesinde. Bu da onun önemli bir ayağı oluyor. Tabii acaba bu bir kaygının getirisi mi diye de sordum? Yani benim ki ‘Ak Parti merkezinde böyle bir kaygı var’ tarzında tespiti ifade etmiyor. ‘Acaba bu bir kaygının yansıması mı?’ tarzında bir soru daha çok. Çünkü o yaklaşımlardan o algıyı da almak mümkün. Bir de eğer bu algıyı veriyorsanız karşı cenahın propaganda hanesine bir artı yazar. Şimdi siz de bana soruyorsunuz ‘Hayır kaygısı mı var?’ diye. Ben ‘Hayır’ kaygısı var dersem onun ayrı bir anlamı olur. Bu o zaman ‘Evet’ cenahı için ‘Hadi biraz daha gayret edelim sallayalım düşecekler’ tabirini ortaya çıkarır. Bu iki tarafı da kesebilen bir söylem. Bir taraftan Ak Parti’nin heyecanını taşıyan çevrelere, ‘Hadi biraz çalışın bakın bıçak sırtındayız, tehlikeli bir şeyler olabilir’ gibi mesaj verebilir. Bir yandan da diğer tarafı cesaretlendirebilir. Bizim yazılarımız analiz türü yazılar yani her iki tarafın düşüncesini tartan siyaset okuması yapma gayretinde olan yazılar. Şimdi herkes bir yere yerleştirmeye çalışıyor. Acaba Ahmet Bey bu yazısında ne demek istiyor? Evet’in mi yanında? Hayır’ın mı yanında? diye herkes farklı okuyor ama ben o tür yazılar kaleme almıyorum. Ben insanların bakıp değerlendireceği, mesajların alt boyutunda ne var? sorusuyla bunları okumaya çalışan siyasi bir analistim. Öyle bakmak lazım yazılarıma.

 

‘Başkanlık Sisteminde En Önemli Kriter Nedir?’ Liderlik.

 

IMG-20170414-WA0022

MHY – Peki referandumda oy kullanacak vatandaşların ne ölçüde bilinçli olduğunu düşünüyorsunuz? Bu konuda ki değerlendirmenizi de alabilir miyiz?

AT – Burada oranlara bakmak lazım. Diyelim ki ‘Evet’ diyeceklerin belirli bir kısmı neden evet dediklerini, ‘Hayır’ diyeceklerin de belirli bir kısmı neden hayır dediklerini biliyor. Aradakiler de zaten kararsızlar diye yansıyor ve evet ya da hayır demenin de bir takım olumlu kaçınılmaz yansımaları olacağını düşünenler var. Çünkü her grup kendi gerekçelerini ortaya koyuyor. İnsanlar bu gerekçelere bakıyorlar ve bazen aralarında tercih yapmak zorlaşıyor. Mesela ben şimdi bir yazı üzerinde çalışıyorum. Diyelim ki ‘Başkanlık sisteminde en önemli kriter nedir?’ Liderlik.  Aslında bu başkanın kalitesi konusu her yönetim için geçerli. Parlamenter sistemde de liderlik önemli. Herhangi bir şirkette de CEO’nun kalitesi önemli. Çok küçük birimlerde bile mesela şuan bir radyodayız ve burada da bir liderlik var. Hepsinde de liderin iş tutma kabiliyeti, dünyayı okuma becerisi, kendi toplumunu okuma tarzı bunlar son derece önemli. Şimdi o adamı bulmak da kolay değil. Baktığımızda muhalefetin bir lider çıkarma sıkıntısı var. Bir de diyelim ki ortak lider buluyorsunuz ve bulduğunuz kişiyi seçtiniz. Gerçekten bu kişi Türkiye’yi yönetmeye hazır mı? Dış politikası, iç politikası derken her türlü karar mekanizmasında merkezde olan kişi bu seçilen başkan olacak. Muhalefet de ‘tek adam rejimine döner, bu da risklidir.’ diyor. Kendi konumundan bakınca ben kimi tek adam çıkaracağım diye bakıyor. Bir adam da bu kadar gücün toplanmasını kendi pozisyonuna baktığında zor görüyor. Evet cenahına bakıldığında onların açısından şuan bir lider profili var. Muhalefetten birinin seçimi kazandığını düşünün. Kim olabilir? diye sorsak. Hangi açıdan bakarsanız bakın muhalefet de lider adayı görünmüyor.

 

MHY – Evet AK Parti açısından şuanda bir lider görüyoruz. Ve tüm bu bahsedilen gücün olduğu konuma Cumhurbaşkanından sonra gelecek kişi kim olursa olsun benzer vasıflara sahip olmalı. Aksi takdirde daha büyük bir sıkıntı olmaz mı? Tehlikeli değil mi biraz da?

AT – Yani sonuçta bir lider gerekli. Başbakan da olsa başkan da olsa lider önemli. Yani kaliteli bir Başbakan çıkaramıyorsanız orada da sıkıntı var demektir. Başkan çıkaramıyorsanız orada da sıkıntı var.

 

MHY – Peki bu Başkanlık sisteminde Cumhurbaşkanının parti başkanı olmasına izin verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü partiyi temsil etmesi, muhalefetin ciddi manada sıkıntıya girmesi anlamına gelmez mi?

AT – Vallahi ben o konuya eleştirel yaklaştım. Cumhurbaşkanı’nın toplumun birliğini temsil ediyor olması bu şekilde nasıl gerçekleşecek? Bu konuda hakikaten ortaya somut bir şeyler koymak lazım. Yani siyasi parti liderliği her halükarda farklılaşmayı doğuruyor. Yani Cumhurbaşkanının x partiye mensup olması sonucu diğer partideki insanların Cumhurbaşkanının tarafsızlığını nasıl algılayacağı soru işareti. Sonuçta bu belediye başkanlığına benzemiyor. Belediye başkanlığında orduyu yönetmek, polisi yönetmek, yargının da tepe noktasında olmak durumu yok. Böyle bir sorun var. Aslında bu sorun seçilecek kişi için de geçerli. Seçilen kişi; ”Tüm bu insanların hukuku benim için önemlidir, ben bütün vatandaşların Başkanıyım.” demesi lazım. Bunu önemsemesi gerekir. Bu olaya biraz reel bakmak lazım. %51’in desteklediği, %49’un desteklemediği kişi parti başkanı, başbakan olabilir ama bir Cumhurbaşkanı için sağlıklı olmaz diye düşünüyorum. Milletin bütünlüğünün temsiliyeti Anayasada var. Bu konunun önemsenmesi gerekiyor. Hükumet olduğunuzda da önemsemeniz gerekiyor. Ülkenin kaynaklarını kullanıyorsunuz. Mesela muhalefet partilerine oy veren vatandaşlardan vergi almıyoruz gibi bir şey yok. Onlardan da vergi alıyorsunuz. Belediyelere belki o açıdan bakmak lazım. Yani belediyeler oy alır kendisine oy verilmeyen sokakları da temizler, asfaltlar yani eksiği ne ise ona göre ayrım yapmadan hizmet eder. Devlet başkanının da bu konuyu gündemine alması lazım. Partili Cumhurbaşkanlığı için bir itiraz var ve bu itirazın önemsenmesi gerekiyor.

 

‘Cumhurbaşkanı’nın Kapsayıcı Bir Dil İle Konuşmasını İstiyorum.’

 

IMG-20170414-WA0021

YB – Yani bugün fiili bir durum var aslında. Recep Tayyip Erdoğan’ın hala Ak Parti ile ilişiği kesilmiş değil sadece bu bağı yasal hale getirmek mi istiyorlar acaba? 

AT – Açıkçası ben bugün de Cumhurbaşkanı’nın daha kapsayıcı bir dil ile konuşmasını istiyorum. Mesela “Referandum öncesi balkon konuşmasını öne çekmek” adında bir yazı yazdım. Balkon konuşmasında malum seçim bittikten sonra çıkıp; ‘Biz herkesin hükümetiyiz, tüm ülke vatandaşlarını temsil ediyoruz’ diyorlar. O konuşmanın, toplumun farklı alanlarına yansıması ve ‘Tamam Cumhurbaşkanı partili seçildi ama hepimizi düşünüyor, önemsiyor. İktidar, muhalefet ayrımı yapmıyor’ dedirtmesi gerek. Böyle kapsayıcı bir tavrın bizim ülkemize de faydası olduğunu düşünüyorum. Farklı fay hatları var, oluşturulmaya da çalışılıyor. Bu fay hatlarının derinleşmemesi, ülkede sıkıntı verecek, toplum hayatını olumsuz etkileyecek niteliğe bürünmemesi için de buna ihtiyaç var. Bir beka ve güvenlik sorunumuz varsa eğer toplumun tümünün ortak duygu içinde yönetilmesi lazım.

 

YB – Muhalefet için de bu konu önemli aslında. Kısmi olarak bu düşünce çerçevesi içinde çalışma yaptıkları görülüyor. Kendilerinden bir lider çıkmayacağını onlar da biliyor gibi bu yüzden karşı tarafı engelleme çabalarına girişiliyor. Bu da ayrışmayı gün yüzüne çıkarıyor. Burada karşı tarafa nasıl bir mesaj verebilirsiniz ?

AT – Benim durduğum yerde ülke hepimizin. Ülkede barış olmaz ise bundan sadece iktidardakiler zarar görmüyor. Ülkenin geleceği sıkıntıya giriyor. Bize düşen görev sosyal barışı sağlamak. Birisinin bileğini bükmek veya çelme takmak için değil, ülke için. Yani tabii bunlar genel geçer sözler. Siyaset meydanına inen herkes biraz canavarlaşır. Siyaset alanı biraz sert bir alan. Bizim durduğumuz yer biraz daha tatlı su ortamı. Sütunlarda canavarlaşmak da var yani kendi içinde bile ayrımı oluyor. Sosyal medya gibi ortamlarda keza. Bu ülke hepimizin. Birbirimizi yok ederek bir yere varamayız. Hani Başbakan’ın bir sözü var; ‘Nazar etme ne olur çalış senin de olur’. Hakikaten çelme takmak bir yana, çalışmak lazım. Muhalefet kesimi de; ‘Ben neden toplumda karşılık üretemiyorum veya nasıl üretebilirim?’ diye sorması lazım. Mesela CHP Genel Başkanı ve sözcüleri yeni bir dil bulmaya çalışıyorlar. Bu ihtiyaç artık kaçınılmaz. Daha geniş birliktelikler oluşturmanız lazım. ‘Evet’ veya ‘Hayır’ oyu vereceklerin bile %100 olmasa bile ortak paydaları vardır. Bundan dolayı siyaset dilinin de biraz daha barışçıl bir dil haline getirilmesi gerek.

 

MHY – Cumhurbaşkanı’nın “Hayır oyu verenler teröristlerdir, hayır oyu verenler tekrardan düşünsün.” sözünü bu bağlamda nasıl yorumluyorsunuz?

AT – Ben kendi yaklaşımı mı söyleyeyim, daha uzlaştırıcı bir dil kullanmak lazım.

 

MHY – Üslup açısından aslında baştan ayrıştırıcı bir dil kullanılmış olmuyor mu?

AT – Ben bu kanaate katılmıyorum çünkü ülkeyi yönetecek olanlar barış ortamı isterler. Sürekli kavga eden bir toplum onların isteyeceği bir toplum değil. Mesela muhalefet kavga çıkarabilir. Onu ister. Yani söylemi ona göre serttir vs. Olabilir diye söylüyorum tabii olmayadabilir o ayrı. Ama iktidarda olanın daha durgun, daha barışçı, daha kaynaştırıcı bir dil bulması lazım. Hatta muhalefete neden hırçınsınız neden kavgacısınız? gibi bir karşıt söylem bile geliştirebilir. Çünkü siyasi istikrar, ekonomik istikrar lazım değil mi?

 

‘Cumhurbaşkanı Fiili Olarak Ülkeyi Yönetiyor Ama Anayasal Sorumluluğu Yok.’

 

IMG-20170414-WA0020

YB – Ahmet Taşgetiren bu referandumda ne diyecek ? Kararınız nedir ?

AT – Metne bakıyorum. Bu 18 madde de artı ve eksiler olarak durulabilir.Biz de duruyoruz. Bu maddeler geçtiğinde de söyleyeceklerimiz var ve bunlardan da bahsettik. Türkiye’nin her halükarda yeni bir döneme gireceğini görüyoruz. ‘Hayır’ da çıksa ‘Evet’ de çıksa sonuç iyi olsun istiyorum. Onu “CHP’nin çözümsüzlüğü” diye yazdım. Nedir çözümsüzlüğü?. Şimdi Cumhurbaşkanı halk oylaması ile seçiliyor ve halkın önüne çıktığında ‘Terleyen bir Cumhurbaşkanı olacağım ve Çankaya’da yatmayacağım’ dedi. Başından beri de öyle. CHP’nin yapabileceği bir şey var mı? Yok. Fiili olarak da Başkanlık yapıyor zaten Tayyip Bey. Şimdi diyelim ki ‘Hayır’ çıktı. Cumhurbaşkanı yine fiili başkanlığına devam etti. CHP’nin yapabileceği bir şey olur mu ? Yine yok.

 

MHY – Bu fiili durum zaten varken neden bunu yasallaştırıyor? Zaten halkın çoğunluğu onun yanında.

AT – Bizim şöyle dememiz lazım. Evet Cumhurbaşkanı fiili olarak ülkeyi yönetiyor ama Anayasal sorumluluğu yok.

 

MHY-Şimdi bazı yasalar çok dikkat çekici. Mesela milletvekili sayısını 600’e çıkarmaktan söz ediliyor. Mevcut Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı’nın süresi bittiğinde kişisel suç işlemişse yargılanma ihtimali var. Ama yeni Anayasaya baktığımızda en azından 400 milletvekilinin karşı tarafa geçip onu Yüce Divana sevk etmesi gibi bir şart geliyor. Bu da demek oluyor ki ömür boyu koruma. Çünkü zaten parti başkanı olarak çoğunluğun lideri. Milletvekillerinde de karşı seçim silahı olsa bile yine bu listeleri hazırlayanın da Cumhurbaşkanı olması çok riskli. Muhalefet tarafından bakılınca acaba korktukları bir şey mi var? Bu yüzden mi böyle yapıyorlar? deniliyor.

 

AT – İlk turda meclise oy veriyorsunuz. Dolayısıyla insanlar Cumhurbaşkanı’na oy vermeyip mecliste farklı partiden çoğunluk oluşturabilirler. Diyelim ki muhalefet partisinin oyu daha çok çıkabilir. Meclise, Başkan’ın partisinden daha çok oyla gelebilir. Tabii bu da ayrı bir problem. Fakat başından beri çözümsüzlük şurada. Halk oyu ile seçilen Cumhurbaşkanı, halk oyu ile seçilen Başbakan. Şimdi bu Cumhurbaşkanı’nın Anayasa gereği yetkileri var. Cumhurbaşkanı diyor ki; ‘Ben bu yetkileri kullanacağım halka da söz verdim. 5 yıl sonra halkın huzuruna çıkacağım ve bana yetki verdiniz şunları şunları yaptım diyeceğim.’ İşte Cumhurbaşkanı’nın yaptığı fiili durum bu. CHP’nin de buna alternatif olarak bir yaptırımı yok. CHP diyor ki; ‘Halk oyu ile seçilse bile Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini azaltalım.’ O zamanda deniyor ki; ‘Geriye dönüş olur, bu mümkün değil.’ O zaman siz bir çözüm getirmiyorsunuz.

 

‘Toplum Kararı Verir, Bedelini De Kendisi Öder’

 

iste-ahmet-tasgetiren-in-star-daki-ilk-yazisi

MHY – Ama bu kadar denetimsiz yetkiler kafa karıştırıcı olmaz mı ?

AT- Bunu da toplum düşünecek ve karar verecek. Şöyle denir, ‘Toplum şu kararı verdi, bedelini kendisi öder.’ Muhalefetin de dediği bu yani. ‘Bu kadar çok yetki, evliyayı azdırır’ diyor. Ama sonuçta halk oylamasına başvuracaksınız. Tüm bunlar anlatılıyor ve vatandaşın önüne koyuluyor. Bedelini vatandaş öder. Peygamberimizin (a.s) bir sözü var. “Nasıl yaşıyorsanız öyle yönetilirsiniz.” Diyelim ki eli kamçılı biri geldi. Yine siz seçiyorsunuz. Sonuçta iyi veya kötü başa siz getiriyorsunuz. Halk oylaması da bu işte. Türkiye’de genler oluşmuş durumda. 100 yıllık bir dönemi konuşuyoruz. Sonuçta tek partili dönemler vb. daha neler konuşuluyor. Mesela ben rastlıyorum bir taraf diyor ki; ‘Orada CHP var ben asla onun yanında olmam.’ Belki orada birisi de; ‘Bunlar sağcı ben onlarla birlikte olmam.’ diyor. Bu tarz veri halinde kamplaşmalar var. Ama onun dışında da medyaya, tartışmalara bakarak düşüncesini, çizgisini belirleyen kesimler de oluştu. Çok kategorik bir %50-%50 ayrışması yok. Mesela Kılıçdaroğlu, klasik CHP imajını değiştirebilir miyim diye bir dil arayışında değil mi ? %25’i aşmak için muhafazakar alana açılmamız lazım diye bir düşüncesi var. Tabii bu tartışılıyor. Diğer tarafta AK Parti’de Alevi açılımı yaptı. Yani ben Aleviler de bir karşılık oluşturabilir miyim? gibi bir düşüncesi var.

 

YB – MHP’nin tavrını burada nasıl görüyorsunuz ? Kesinlikle AK Parti ile koalisyon kurmam diyen bir MHP şimdi AK Parti ile yeni sistemin oluşması için temel taşlardan biri oldu. Bu değişim neden oldu sizce?

AT – Bahçeli yolu açtı diyebiliriz. Fiili bir durum var ve Anayasaya uymuyor. ‘Biz bu fiili durumu hukuki hale getirelim’ diyorlar. Belki beka sorunu var. Memleketin bu beka sorunu, istikrarlı bir yönetimi gerekli kılıyor gibi gerekçeleri var. Tabii bu gerekçeler eskiden nasıl görülüyordu? Onlar da MHP tarafında tartışılıyor. Acaba Bahçeli’nin bu yönelişinde, ‘Parti içi muhalefet sorunu etkili oldu mu?’ konuları da tartışılıyor. Yani MHP camiası şuanda belki en çalkantılı dönemini yaşıyor. Yarın MHP ne olacak, parti içi muhalefet ne olacak? sorusu var. Parti içi muhalefet dediklerimiz tanınmayan kişiler değil. Koray Aydın, Ümit Özdağ, Meral Akşener, Sinan Ogan ki bunlar da daha düne kadar MHP’nin önemli sözcülerinden idi. Ekranlarda da bu isimler öne çıkan isimlerdi ama şimdi muhalif konumdalar. Kısaca MHP içinde bir mücadele var şuanda.

 

YB – Peki Almanya ile olan sorunumuzu nasıl değerlendiriyorsunuz ? Bahçeli’nin çıkışı var bu konuda beraber gidelim diye.

AT – Batı dünyasında yani Avrupa’da şuanda seçimler var ve bu seçimlerde aşırı sağ diye bilinen islamafobik yabancı karşıtı siyasi akımlar güç kazanıyor. Bu akımlar bir yerde de Erdoğan fobisi ile birleştiriliyor. Buna karşı iktidarda ki partiler özellikle Almanya için söylüyorum, halkın bu siyasi akımlara yönelişini engellemek için Türkiye ile ilişkileri sıcak tutmama gibi bir eğilim içindeler. O iş artık bakanları konuşturmama durumuna bile geldi. Yine Almanya’da eyalet sistemi var. Eyalet sistemini Merkel’in yeterince etkilemediği, etkileyemediği, böyle bir yetkisinin olmadığı tarzında da bir durum söz konusu. Avusturya biraz Almanya’ya bakıyor. Hollanda da zaten aşırı bir İslam karşıtlığı söz konusu. Özellikle bu durum bu 3 ülkede çıktı. Akabinde tepkiler başladı. Bu tepkilerde batı karşıtlığı zeminini şuandaki referandum sürecine de katan bir durum var. Bizde de mesela Nazi vs. bağlantısı kuruldu. Nazi bağlantısının Almanya’da özellikle ağır bir suçlama olduğu bilinir. Çünkü Almanya neredeyse Hitler’den bu yana Nazi damgasını atmak için uğraşıyor. Ve biz kalkıp 2017’de, ‘Sen Nazi uygulaması yapıyorsun.’ gibi deyimler kullanıyoruz. Bu onlar açısından çıldırtıcı bir değerlendirmedir. Batı ülkeleriyle başka problemli alanlarımız var. Özellikle Avrupa Birliği ile. Zaten ilişkiler sıcak değildi. Bu dönemde böyle bir referandumu etkileyecek nedenler de araya girince tansiyonu da yükseltti. Ama Merkel Avrupa’da Türkiye’nin hassasiyetlerini en iyi anlayan lider. Belki de diyalog kurduğumuz Avrupa Birliği’nde ki tek Başbakan diye görülebilir. Türkiye’nin bu gerilimi bu boyutta çok sürdürmeyeceğini düşünüyorum. Nitekim Dış İşleri Bakanlığı açıklamasında; ‘Biz Nazi yönetimi var demedik. Nazi uygulamaları benzeri durumlar var dedik.’ dedi. Tabii bu da Almanya’yı tatmin etmez ama bir uğraş var diyebiliriz.

 

MHY – Trump’ın seçilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz ?

AT – Trump, Başkan olarak çok iyi bir örnek değil. Bizim başkanlık dönemimizde böyle bir profil ile sahneye çıkmaları doğru bir örnek değil. Negatif bir propaganda niteliği taşıyor. Trump, Amerika için nasıl bir Başkan? Amerika’yı nereye götürecek? Bizim seçimlerimizde toplumumuz bir bağlantı kurar mı yoksa kurmaz mı bilemiyorum açıkçası. Tabii bu dönemde Aliyev eşini Başkan Yardımcısı yaptı. Bizde Başkan Yardımcısının konumu tartışılıyor çünkü seçimle gelmeyen bir yardımcı. Cumhurbaşkanı olmadığında ona vekalet edecek. Bunlar etkiler tabii. Dünya’da ki başka Başkanlık modelleri ile bizim medyamız bir takım paralellikler kuruyor. Buna da dikkat etmek lazım. Yani biz Trump’tan iyi olacağız, biz Aliyev’den iyi olacağız denebilir.

 

‘Biz Barışık Yaşamayı Biliyoruz.’

 

IMG-20170414-WA0018

MHY – Tüm bu ayrışmalar ve tartışmalar döneminde bize ne önerirsiniz?

AT – Referandum sürecinde bir takım farklılaşmalar olsa bile sandıktan sonra bu kadar derin bir ayrışmanın olacağını düşünmüyorum. Bu dönemde bir takım tansiyon yükselmeleri olabilir. Taraftarlıklar, aşırı taraftarlıklar olarak ortaya çıkabilir ama bizim halkımız senelerdir bunları yaşıyor ve alışveriş yapıyor. Aile birliktelikleri kuruyor. Biz barışık yaşamayı biliyoruz. Ben, İç Anadolu’da akil insanlar heyeti içerisinde bulundum. İç Anadolu bu konuda en hassas bölge idi. Ama insanlar bize şunu söyledir; ‘Çarşıya çıkın, Türk ile Kürt birlikte alışveriş yapıyor, birbiri ile evlenmiş akraba olmuş.’ Yani biz ayrışamayız. Türkiye için de en değerli şey bu bence. Siyasi dil, bizi halk olarak da ayrıştırmıyor. Tabii yine de dikkat etmek lazım. Demin de dillendirdiğim gibi, Başkan olacak kişi bu değerleri gözetecektir. Ben AK Parti’nin de, Tayyip Erdoğan’ın da bu tansiyonu seçimlerden sonra düşüreceklerini umuyorum.

 

Röportör : Müge Hatice Yönter – Yılmaz Bezgin

Editör : Müge Hatice Yönter

About Müge Hatice Yönter

Check Also

DEV DERBİYİ KİM KAZANIR?

Nefesler tutuldu, tüm gözler 22 Ekim Pazar akşamı Türk Telekom Stadyum'unda olacak. Fakat şimdiden  ana gündem maddesi, ''DEV DERBİ'yi kim kazanacak'' sorusu

One comment

  1. Çok güzel paylaşımlarda bulunuyorsunuz çok teşekkür ederim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir