Home / EN YENİLER / AHMET ÇAKIR – TÜRK FUTBOLU SONSUZ BİR KARMAŞA İÇİNDE!

AHMET ÇAKIR – TÜRK FUTBOLU SONSUZ BİR KARMAŞA İÇİNDE!

Hem edebiyatçı hem de spor yazarı olan, 2001 ve 2003′ de “Yılın Gazetecisi”, 2002’de “Spor Basınında Türkçeyi En İyi Kullanan Yazar” ödülleri ile hayatını edebiyata ve Galatasaray sevgisine adamış biri Ahmet Çakır. Çoğu sporla ilgili 11 kitabı yayımlandı. Evli ve 1 çocuk babası, gülümsemesi yüzünden eksik olmayan pozitif, Türkçe dil kullanımına önem veren nadir spor yazarlarından biri.

cakir_ve_gokceden_imzaya_destek_h764

YILMAZ BEZGİN (YB) – Ahmet Çakır kimdir, kısaca kendinizi anlatır mısınız?

AHMET ÇAKIR (AÇ) – Kastamonu, Bozkurt ilçesi, 1951 doğumluyum ama nüfusa 5 Ocak 1952 olarak kaydedilmiş. 1960’ta ailemle birlikte İstanbul’a geldik. 1969 yılında Sultanahmet Ticaret Lisesindeki öğrenimi bırakıp çeşitli işlerde çalıştıktan sonra askere gittim. Dönüşte Ocak 1974’te TRT İstanbul Radyosunda çalışmaya başladım. 1978’de Beyoğlu Akşam Ticaret Lisesini, 1982’de de Marmara Üniversitesi Basın Yayın yüksekokulunu bitirdim. 1980’de Dünyada ve Türkiye’de Sansür çalışmamla Yunus Nadi Ödülü kazandım. 1982’de Dostun Ölümü adlı öyküler toplamıyla Akademi Kitabevi ödülü aldım. Aynı yıl Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanını radyo oyunu olarak uyguladım. Sonra sahne için yazdım, ödül aldım. 1985’te TRT’den ayrılıp Günaydın, Hürriyet, Fotospor, Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl, Sabah-Fotomaç, Radikal ve Zaman gazetelerinde yazdım. Halen Türkspor dergisi yazıişleri müdürüyüm ve 3 yıldır Sportstv kanalında Kitaplı Spor adlı bir program yapıyorum. Çeşitli tarihlerde yayınlanmış büyük bir bölümü sporla ilgili 11 kitabım var. Kazandığım çok sayıda ödül arasında 2001 ve 2003’te yılın gazetecisi, 2002’de Spor Basınında Türkçeyi En İyi Kullanan Yazar ödülleri anılmaya değer. 27 yıldır Arzu Çakır ile evliyim, Barış adlı bir oğlum var.

YB – Türk Futbolunun dünü, bugünü ve yarını için ne düşünüyorsunuz?

– Hiçbirşey düşünmüyorum çünkü buna değmez! Bugüne kadar çok düşündüm; bunları yazdım, konuştum. En küçük bir yararı olduğuna inanmıyorum. Sonsuz bir karmaşa içinde “saldım çayıra mevlam kayıra” anlayışı içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Sadece işin başındaki kişinin geçmişine bir göz attığınızda bile dehşete kapılabilirsiniz. Çok büyük kaynaklar yok yere heder ediliyor. Sağlam bir organizasyon kurup planlı ve disiplinli çalışmalarla hedefe varmak gibi bir anlayış kesinlikle benimsenmiyor. Bunu yapma ehliyetine sahip insanların göreve getirilmesi mümkün olamıyor ve onlar da acı çekiyor… Arada bir gerçekleştirilen birtakım sıçramalarla kendimizi aldatmayı sürdürüyoruz. Sorunuza bağlı olarak şöyle de söyleyebilirim: Geçmişle ilgili olarak söylenebilecek fazla birşey yok. “Çanakkale geçilmez”den öteye gidemedik. 1990 sonrasında Özal döneminin etkileriyle bir sıçrama gerçekleştirildi ve elbette ki önemli işler yapıldı. 2008 Avrupa Şampiyonasındaki başarı da yabana atılmazdı. Ancak sağlıklı bir gelişim süreci içinde değildik ve bugün bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Düşünün ki yıllarca yabancı oyuncu sayısının kısıtlanması gerekliliği çok şiddetli biçimde savunuldu ve uygulandı. Sonra günün birinde ansızın 14 yabancılı bir düzene geçildi ve aynı kişiler bu kez yeni durumu şiddetle savunmaya başladı. Bu kadar ilkesizlik içinde hangi hedefe yürüyebilirsiniz ki? Geleceğimiz de bu ilkesizlik ve öteki sorunlar nedeniyle gölgeleniyor.

YB – Doğan Babacan’dan bu güne Türk Hakemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Türk hakemliği belki de tarihinin en parlak günlerinden birini yaşıyor. Ancak her hafta bazı maçlar sonrasında yapılan gürültü-patırtı bunu doğru değerlendirmemizi önlüyor. Adını andığınız Doğan Babacan ağabeyimiz elbette ki çok değerli ve önemli bir hakemdi. Onunla birlikte başkaları da adlarını tarihe yazdırdı. Ancak o dönemlerde hakemlikle ilgili değerlendirmeler ölçülebilir değerler üzerinden yapılmıyordu. Örneğin, Doğan Babacan’ın 1974 Dünya Kupasında maç yönetmesinin nasıl gerçekleştiğinin çok eğlenceli bir öyküsü vardır. Burada tekrarlamak istemem, internette bulabilir, çok merak ederseniz sayın Togay Bayatlı’dan öğrenebilirsiniz… Yine yakın yıllarda Türk hakemliği Avrupa’da 30.luğa kadar gerilemişti. Bugünse ilk 10’dan düşmesi sözkonusu değil. Sadece Cüneyt Çakır’ın başarısının arkasından gittiğimiz de söylenemez, öteki hakemlerimiz de önemli görevler alıyor. Bugün kulüpçülük nedeniyle çıkarılan gürültü-patırtı nedeniyle çoğu insan bunun tam tersini düşünüyor olsa da hakemler futbolumuzun en başarılı birimi olarak gösterilebilir. En azından Dünya ve Avrupa’da aldıkları yer açısından bu böyledir.

aa2-1

YB – 11. hafta itibarı ile ligin genel bir değerlendirmesini yapar mısınız?

– Çok özel ya da ilginç bir yanı yok. M.Başakşehir’in başarısı elbette ki çok tahmin edilebilir bir durum değildi ama henüz ligin üçte birine bile gelmediğimizi unutmayalım. Bursaspor’un da vasat bir kadroyla zirve eteklerinde yer alması ilginç sayılabilir. Osmanlıspor’un hem Avrupa’da hem ligde estirdiği rüzgarlar üzerinde durulabilir, Trabzonspor’la ilgili özel bir araştırma yapılabilir. Son 4 yılda 50’nin üzerinde adam alıp gönderdi ve yakın zamanda başkan Muharrem Usta ligin en dar kadrosuna sahip olduklarından yakındı. Özellikle transfer konusunda yaşanan cinnet durumuna UEFA’nın getirdiği sınırlamaya kişisel olarak çok seviniyorum. Keşke çok daha sert önlemler uygulanabilse. Son 4 yılda Trabzonspor’un yaptığı transferlerle M.Başakşehir’in ya da Atiker Konyaspor’un yaptığı transferler ve aldıkları sonuçlar karşılaştırılsa çok eğlenceli bir durum çıkardı karşımıza… Yeni statların yapılması futbolumuzun önemli bir kazancı. Ancak öteki sorunların giderilmesi yönünde herhangi bir çaba görülmüyor. Düşük futbol kalitesi tribünlerin boş kalmasında önemli bir etken. Bu konuda ilgili ve yetkililerin hemen hiçbirşey yapmayışlarına inanmak zor. Galiba temel sorun şu: Biz hemen her alanda sorunlarını çözebilen değil, o sorunlarla birlikte yaşamayı yeğleyen bir toplumuz. Futbolumuzun ve ligimizin hali de budur. Sorunlar her geçen yıl ağırlaşıyor ama biz yeni naklen yayın ihalesinin bir çözüm getirebileceğimizi sanıyoruz.

YB – Medipol Başakşehir’in çıkışını nasıl değerlendirirsiniz? Sizce ligin sonuna kadar böyle devam edebilirler mi?
– Aslında Türk futboluna gerçekçi çıkış yolu gösteren, müthiş bir olay M.Başakşehir’in başarısı. Çünkü ligin en sıradan kadrolarından birine sahip. Savunmasındaki 3 adamı yıllar önce Galatasaray işe yaramaz diye göndermiş. Öteki oyuncuları arasında da “Ah, bizde olsa!” denilecek tek adam bile bulunmuyor… Sağlıklı bir kulüp yapısı, akıllı ve dengeli bir yönetim, çağdaş tesisler ve hepsinden önemlisi neyi nasıl yapması gerektiğini iyi bilen bir teknik adam muhteşem bir iş çıkardı… Nereye kadar gidebileceğinin fazla önemi yok. Kadrosu zaten dar, sakatlıklar ve cezalar ortaya çıktığında sıkıntı çekebilir. Camia gücü sınırlı, seyirci potansiyeli zayıf. Dolayısıyla bunlar sonuna kadar zirvede kalmasını güçleştirebilecek türden durumlar. Yine de hiç şampiyonluk şansının olmadığı söylenemez.

YB – Lige çok iyi başlayan Galatasaray’daki bu düşüşün sebepleri nelerdir?

– “Ben bu takımdan bir şey olmaz demiştim!” gibisinden palavraları bir yana bırakıp olaya ciddiyetle yaklaştığınızda açıklanması pek kolay olmayan bir durum bu. Çünkü hem Trabzonspor hem de M.Başakşehir maçlarını kazanabilirdi Galatasaray. Yani o 90 dakikalarda olup biten hiçbir şeyi değiştirmeye gerek olmaksızın o maçlar 3 puanla kapatılabilirdi. Zaten maçın istatistiklerine baktığınızda Galatasaray’ın mutlak bir üstünlüğü görülebiliyor. Trabzonspor maçının başında sayılabilecek bir gole karşılık verememek psikolojik kırılmaya yol açtı diye düşünülebilir. En azından maçın son saniyelerinde Eren’in rövaşatası direkte kalmayıp ağlara gitse, takım yenilmezlik psikolojisini güçlendirebilirdi. M.Başakşehir maçında ise gol atıp öne geçmesine karşın inanılması zor bir şekilde iki gol yedi ve bunlara tepki gösterme yönünde çok aciz kaldı… Açıkcası, yönetim şaşırtıcı transferler yaptı ve kadro güçlendi. O zaman da kaçınılmaz olarak gözler teknik direktöre dönüyor. Orada ilkesel bir hata yapıldı. Altyapının başına getirdiğiniz adamı A takımının başına geçirmek en azından ciddiyetsizliktir. Belli bir dönem işler uyarına gidebilir ama belli bir yerde hocanın yetersizliği ciddi sorunlara yol açabilir. Nitekim Trabzonspor, M.Başakşehir maçlarının ardından Fenerbahçe maçında da hocanın takımı yeterince iyi hazırlayamadığı görüldü. Maç sırasında yaptığı değişiklikler de eleştiri konusu oldu. Milli maç boşluğunda hazırlık maçı yapılmalıydı. Maç eksiği olan örneğin Serdar Aziz gibi oyuncular için bu özellikle gerekliydi…

YB – Son olarak sizin edebi yönünüze bakalım. Bize edebi yönünüz ve eserleriniz ile ilgili bilgi verir misiniz?

– Birazını ilk soruda söyledim. 1983 yılında Gösteri Edebiyat dergisinin Ağustos sayısında yılın en umut veren 5 öykücüsünden biri olarak gösterilmiştim. Sonrasında spor gazeteciliği çok ön plana çıktı ve o çalışmaları ihmal ettim. TRT yıllarında çok sayıda radyo oyunu yazdım ya da uyguladım. Bunlar arasında “Yasımı Tutacaksın”, Jack London ‘dan “Yanan Gün” gibi eserler aklımda kalmış. Bugünlerde kendime şu soruyu çokça soruyorum: Edebiyat tarihinde mi adının olmasını istersin spor tarihinde mi? Birinciyi seçiyorum hiç duraksamasız. O nedenle edebiyatla ilgili çalışmalarıma döndüm. “Bana Derler Balatlı” adlı bir anlatı kitabım yayına hazır. Bir kitap oluşturabilecek kadar hazır öykülerim var. “Yazarını Arayan Roman” adlı bir taslak, yıllardır onu ele almamı bekliyor.

 

(Hürriyet gazetesi'nde Galatasaray muhabiri olarak görev yaptığı yıllarda Derwall-Denizli döneminde Sarı Kırmızılı takımın idmanına çıkmıştı)
Hürriyet Gazetesi’nde Galatasaray muhabiri olarak görev yaptığı yıllarda Derwall-Denizli döneminde Sarı Kırmızılı takımın idmanına çıkmıştı

 

(1987 Mayıs’ında İstanbul’da yapılan Uluslararası Olimpiyat Komitesi toplantısında Monaco Prensi Albert’le konuşma haberi, 1.sayfada yer alışı keyifli bir olaydı.)
1987 Mayıs’ında İstanbul’da yapılan Uluslararası Olimpiyat Komitesi toplantısında Monaco Prensi Albert’le konuşma haberi, 1.sayfada yer alışı keyifli bir olaydı.

 

(Dortmund’da Nuri Şahin ile yaptığı röportaj sonrası fotoğraf çekiminde oğlu Barış ile beraber. [Yıl 2012])
Dortmund’da Nuri Şahin ile yaptığı röportaj sonrası fotoğraf çekiminde oğlu Barış ile beraber. [Yıl 2012])

 

(Koç Grubu ile TSYD arasındaki bir maç öncesinde rakip takımın kalecisi Ali Koç’la. [Evet, Fenerbahçe Başkan Adayı Ali Koç!])
Koç Grubu ile TSYD arasındaki bir maç öncesinde rakip takımın kalecisi Ali Koç’la. Evet, Fenerbahçe Başkan Adayı Ali Koç
(2011 Ekim’inde "Taçlı Kral" Metin Oktay kitabının imza gününde dönemin Galatasaray Kulübü Başkanı Ünal Aysal ile.)
(2011 Ekim’inde “Taçlı Kral” Metin Oktay kitabının imza gününde dönemin Galatasaray Kulübü Başkanı Ünal Aysal ile.)
(Galatasaray’ın Ali Sami Yen’e veda ettiği Ocak 2011’deki tören için yapılan gösteri maçının takımında yer aldı)
Galatasaray’ın Ali Sami Yen’e veda ettiği Ocak 2011’deki tören için yapılan gösteri maçının takımında yer aldı

 

(Oğlu ile birlikte top oynamak son zamanlardaki en büyük keyfi)
Oğlu ile birlikte top oynamak son zamanlardaki en büyük keyfi

 

(1979 yılında TRT Yayın Şefi kursu nedeniyle bulunduğu Stad Otelde edebiyatımızın efsane isimlerinden Rıfat Ilgaz’la karşılaştığında.)
1979 yılında TRT Yayın Şefi kursu nedeniyle bulunduğu Stad Otelde edebiyatımızın efsane isimlerinden Rıfat Ilgaz’la karşılaştığında.

 

 

 

(1982 yılında Akademi Kitabevi Ödülleri toplantısı'nda Erendiz Atasü ile.)
1982 yılında Akademi Kitabevi Ödülleri toplantısı’nda Erendiz Atasü ile.

 

Röportör: Yılmaz Bezgin
Editör: Müge Hatice Yönter

About Yılmaz Bezgin

Check Also

YAPRAK ÖZ – BEN ONA “ŞİDDET PORNOSU” DİYORUM

  Polisiye ve gerilim romanları dediğimizde çoğumuzun aklına hala yabancı yazarlar geliyorsa bunun sebebi, ülkemizde …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir