Home / EN YENİLER / ABDURRAHMAN DİLİPAK – EN YÜCE DEĞER ADALETTİR

ABDURRAHMAN DİLİPAK – EN YÜCE DEĞER ADALETTİR

İstanbul Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okulundan 1980 yılında mezun olan Abdurrahman Dilipak, çeşitli dergi ve gazetelerde 50 yılı aşkın bir süredir yazarlık, yayın yönetmenliği, yayın müdürlüğü gibi görevler alarak sanat, edebiyat ve siyasi alanlarda aktif rol belirleyicilerden. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Hoşgörü Ödülü, Human Right Watch Hellman Hamlet Uluslararası İnsan Hakları gibi ödüllerin sahibi yazarın kurucu üyesi olduğu birçok derneğin yanı sıra yayınevi kuruculuğu da yaptığını biliyoruz. Yazın hayatı ile bu kadar girift olan Dilipak, bir dönem judo antrenörlüğü de yaptı. 1973’de Yeni Sanat Dergisi Yayın Kurulunda yer alırken aynı yıl MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) Sinema Kulübü üyesi oldu.

Şimdilerde Yeni Akit gazetesinde köşe yazarlığı yapan Dilipak, referanduma sayılı günler kala önemli tespitleri ve yorumlarıyla konuğumuz oldu.

Evet mi? Hayır mı?

Ayı Yogi benzetmesiyle neyi vurgulamak istedi?

Dağılma sürecindeki AB için görüşleri neler?

MHP’nin değişen tavırları için ne diyor ?

IMG-20170410-WA0002

Yılmaz Bezgin (YB) – Referandumdan ne bekliyorsunuz? Evet – Hayır cephesi açısından değerlendirmeniz nedir?

Abdurrahman Dilipak (AD) – Referanduma ilişkin bir tahminde bulunurken önce siyasetin mantığına bakmak gerek. Daha önce Tayyip Erdoğan’ın gerçekleştirmiş olduğu %52’lik bir oy potansiyeli var. Öte yandan MHP de destek verdiğine göre onların da %14-16 civarında oy oranı var. Dolayısıyla %66’lık bir potansiyel destek var. Potansiyel destek ne kadar realize olabilir? Eğer buradan bir takım oylar gidiyor ise nereye gittiğine bakmak lazım. Baktığımız da MHP içerisinde bir takım ayrışmalar olduğu gözüküyor. Öyle anlaşılıyor ki MHP’den bir kısım sandığa gitmeyecek. Bir kısmı da ‘Hayır’ oyu verecek. Bunların da kim oldukları belli. Peki oranları nedir? Gerçekte rakam oranını tahmin etmek istiyorsanız yüzde kaçı sandığa gitmez, yüzde kaçı ‘Hayır’ der, kalanı da nereye eklememiz gerekiyor? %14’ü kaba taslak bölerseniz 3’e %5 yapacak yani %5 sandığa gitmez ise % 5’i ‘Hayır’ derse, nereden baksanız en kötü ihtimalle %5’lik bir destek de geliyor. Demek ki 52 +5 = %57 gibi bir oy çıkması gerekir. Ben %55 ‘ten aşağı bir oyun Ak Parti’ye, MHP’ye ve Türkiye’ye yönelik saldırıları arttıracağı endişesini taşırım. %55-60 arası bir polarizasyon söz konusu. Bu genel olarak bir denge noktası olabilir. %60’dan daha fazla çıkması AK Parti’ ye bir destek moral kazanımı sağlayacaktır. Ben %60 civarında oyun realize olacağını düşünüyorum. %60 ‘ın üzerine çıkması bu geçen süredeki AK Parti’nin ya da Tayyip Erdoğan’ın performansına ve konjonktüre bağlı. Mesela döviz ne olacak? Hollanda ile yaşanan kriz buna nasıl etki edecek? Şimdi şöyle bir şey çıktı: Halkın genel mantığı iki parametre üzerinden hareket eder.

1- Korkusuyla,

2- Umuduyla hareket eder.

Korkusuyla hareket etmesi Tayyip Erdoğan değilse kim? Daha kötüsünü niye satın alsın? Kılıçdaroğlu’na niye razı olsun? Ya da geziye neden razı olsun? 15 Temmuz’a neden razı olsun? Çünkü diğer tarafta FETÖ, PYD, PKK, HDP var. Yani eğer bu oylar Ak Parti’ye gitmeyecekse nereye gidecek? Sandığa gitmese de bu Ak Parti’nin aleyhine olmayabilir. Çünkü Ak partililerin aidiyet duygusu yüksektir. Buna karşılık CHP, MHP’ye göre çok daha iyi konumda değil. Bir çok CHP’li de sandığa gitmeyecek. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun performansını da kişiliğini de beğenmiyor. Hem zaten kamuoyu araştırmalarında CHP’nin %25 oyu var. HDP’nin oyu %12’den %6-7’ye düşmüş durumda. İkisini toplarsınız %25 + %6 = %31. CHP’den hiç oy kaybı olmayacak mı? Yani %31 ise, hani bu ciğer ise kedi nerede, kedi ise ciğer nerede? %31 derseniz geriye %69 kalır.

 

“Halk Dediğimiz Amorf Bir Yapıdır”

 

ait-yazari-abdurrahman-dilipak-dolar-yukseliyor-diye-mit-i-goreve-cagirdi_9b986

Müge Hatice Yönter (MHY) – Sizce halk duygusal mı yaklaşıyor yoksa ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ için bilinçli olarak mı yaklaşıyor?

AD – Halk dediğimiz amorf bir yapıdır. Yani coğrafi, etnik, dini, politik, felsefi, vicdani kanaat farklılıklarına göre toplum farklı refleksler verir. Yaşa göre, cinsiyete göre farklı refleksler verir. Şimdi siz araba alacaksanız araba fuarında en pahalı arabaların fiyatına bakmak istemezsiniz. Eğer almayacaksanız en pahalısına bakarsınız. Ama daha sonra araba almaya karar verdiğinizde en pahalısına bakmaz bütçenize göre bakarsınız. Şimdi korku ve umut faktörüne göre politik refleksler şekillenir. Önce daha sandık ortaya çıkmadan herkes umuduyla hareket eder. Sandığa doğru yaklaştıkça korkusuyla hareket eder. Korkusuyla hareket ettiğinde kimin seçilmesine değil, kimin seçilmemesi gerektiğine bakar. Yani herhalde HDP veya CHP seçilsin demeyecektir. Bunlar psikolojik faktörler. Dolayısıyla bugünkü rakamlarla yarın ki rakamlar aynı olmayacak. Yani evlenmeyecek ise gençler manken kızlara bakarlar. Evlenecek ise başka birine bakarlar.

 

“Toplumun Bütünü İçin Bilinçli Veya Bilinçsiz Diye Genellemeler Yanlıştır”

 

topyek-n-saldiriyorlar_19ac1c94a53c14d73d7fbd8140119e936

 

MHY – Yani öğrenmek istediğim, açıkçası duygusunu kullanacak ya da mantığını kullanacak ama bilinçliler mi?

AD – Amorf yapılar da genel yapılar da herkes bilinçlidir ya da bilinçsizdir diyemezsiniz. Yani toplumun bilgilenme süreci devam ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu bile 18 maddeyi 20 dk. ayırıp okumamış. Yani buradan bakarsanız bilinç falan yok. Öbür taraftan birçok gençlerle de karşılaşıyorum, onlar merak etmişler okumuşlar. Biraz da, “a beni ciddiye aldılar ben 18 yaşında milletvekili olabilecekmişim” lise son sınıftaki öğrenciler ‘oğlum ben milletvekili olacağım’ diye el ense geçiyor birbirleriyle. O da bakıyor. Televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde yani ben en az 2 defa bütün maddeleri yazdım. Merakı olan öğrenecek. Yani toplumun bütünü için bilinçli ya da bilinçsiz diye bu tür genellemeler yanlıştır.

 

MHY – Cumhurbaşkanının aynı zamanda Parti Başkanı olması muhalefet açısından bakıldığında biraz soru işaretleri uyandırıyor. Acaba muhalefet üzerinde baskı unsuru olarak algılanmayacak mı?
AD – Yani olmak istiyorsa zaten birincisinde çoğunluk sağlanamıyorsa ikinci de hiçbir şey olmaz. Dünyada ilk defa uygulanacak neidüğü belirsiz bir sistem değil bu.

 

“Artık Koalisyon Yok, Herkes Aday Olabilecek”

 

95086_o61c7

 

MHY – Sistem, dünyada bir ilk aslında. Benzeri var, Amerika. Ama federasyon devlet olmadığımız için Amerika uygulamasına çok benzemiyor.

AD – Bakın orada intihabı sani seçiciler kurulu var. Sonuçta başkan seçme, bütün odaların başkanı böyle seçilir. Belediyeler, dernekler, vakıflar yani Türkiye’de ki bütün sistem başkanlık iledir. Ama buraya gelince başka bir yapıya dönüştürülüyor. Artık koalisyon yok, herkes aday olacak. 100 bin kişi aday gösterilebilecek. Eğer adaylar 2 den fazla ise 1.turda en fazla oy alan 2 aday yeniden seçime gidecekler. İkisinden biri seçilecek. O da hükumet kuracak yani teknik olarak basit bir sistem. Koalisyon falan yok. Toplumsal mutabakat hükumet kurulurken değil daha seçime gidilirken sağlanıyor. Herkes de adayını ona göre belirliyor. Yani toplumun %50’sinin kabul edeceği bir adayı belirliyorsun. Bu da milli iradenin katılımı ile oluyor. Şimdiki Cumhurbaşkanı öyle %50 ile seçilmiyor. Dolayısıyla kamuoyu desteği çok daha zayıf. Yani bu yapı şimdikinden daha kötü değil, olamaz. Şimdiki yapı sınırsız ve sorumluluğu olmayan bir Başkanlık Sistemi. Bir generalin darbe yaptıktan sonra kendisi için tayin ettiği model. Yani bundan daha kötüsünü yapmak o kadar kolay değil.

 

“Milletin Hakemliğini Talep Etmenin Ne Demokratik Ne de Hukuki Anlamda Zararı Yok”

 

dilipak

 

MHY – Peki Anayasa maddesini incelediğimizde Meclisi kendi isteğine göre denetim altında olmadan fesih etme yetkisi ile ilgili eleştiriler için ne diyorsunuz?

AD – Hayır yanlış anlatılıyor. Bu CHP’nin en iyi yaptığı şey. Eğer parlamento iradesi ile Cumhurbaşkanı iradesi arasında bir çatışma ortaya çıkacak olur ise ve taraflar karşıdakinin değişmesini ister ise kendisi de değişiyor. Bunun anlamı da; “Bizim aramızdaki ihtilafa millet karar versin”. Bundan daha açık, basit, net, yalın bir şey yok. Milletin hakemliğine gidelim diyor. Zaten Tahkim denilen uluslararası hukukta da olan, iç hukukta da artık yaygınlaşan mizah halinde dostane çözüm, rızaen sulh. Bunun AİHM’deki tanımı da bu.Yani dostane çözüme gidelim, rızaen sulh edelim, ikimiz bir hakem seçelim, tarafları dinlesin. Hakem kim? Millet. Sandığa gidip milletin hakemliğinde sorunu çözmek. Amerika’da yargıya da jüri katılır. Yani halk. Milletin hakemliğini talep etmenin ne demokratik ne de hukuki anlamda zararı yok.

 

MHY – Milletvekilleri listelerini Başkanın belirleyeceğini düşününce biraz soru işareti oluşuyor. İtiraz eden milletvekilleri tekrar o listeye giremeyecekleri korkusu ile konuşmayabilir.

AD –  Şuanda başkanların tümü bütün adayları doğrudan kendileri belirliyor. İster dolaylı ister açık. Devleti yöneten hükumettir. Bir devlet diye bir şey var bir de hükumet diye. Dünyada böyle bir saçmalık yok. Government dediğimiz şey budur. Bu monarşilerde meşruti olarak ki monarşinin manası da siyasi ihtiyacı da şuradan kaynaklanıyor. Üç tane İngiltere var, bunlardan bir tanesi Britanya, bir tanesi Büyük Britanya, bir tanesi de England. Britanya dediğiniz, prenslerin yönettiği. İskoçya’yı içine alan. Bir de Büyük Britanya var. Kanada’yı, Yeni Zellanda’yı da içine alan. Burada kraliçe hepsinin de manevi başkanıdır. Kraliçeyi çekerseniz sistem çöker. Avusturalya’yı, Kanada’yı, Yeni Zellanda’yı kaybedersiniz. Çünkü onlar İngiltere hükumetine bağlı değil. Demek ki bir hükumet var bir de sömürge mirasından kaynaklanan yapı var. Onun için ikili sistem var. İkili sisteme de deniyor ki ‘Sen burada ki iç işlere karışma, bunların temsilini üslen’. O zaman Türkiye’de cumhurbaşkanına ne gerek var yada başbakana ne gerek var? Bunun saçmalığı şu; daha sonraki anayasa değişikliğinde bu da gündeme gelecekmiş. İl sağlık müdürü var mı bir tane? Var. Bir de belediye sağlık müdürü var mı? O da var. Bir il kültür müdürü var, bir belediye kültür müdürü var, bir il gençlik müdürü var, hepsi var mı? Var. Ve siz bir iş yaparken her iki yerden imza almak zorunda mısınız? İkisi birbirinden bağımsız, her biri kendine göre şartlar getiriyorlar. İki defa uğraşmak zorundasınız. Ne gerek var? Valiyi de halk seçsin diyebiliriz. Belediye başkanına gerek yok. Eğer vali yönetecekse eğer Ankara ile koordinasyon sorunu varsa Marmara bölgesi koordinatör valisi diyelim. Yedi tane vali tayin edelim olsun bitsin. Yani savcıyı da halk seçebiliyor mu Avrupa’da? Türkiye’de savcıyı da halk seçsin, emniyet müdürünü de halk seçsin yani misal olarak söylüyorum.

 

“Buradaki En Yüce Değer Adalettir. Siyaset, Vekalet Müessesesidir. Halka Sormaktır”

 

8055

 

MHY – Yargıda da HSK için 15 ‘e 12 yine seçilmiş başkan tarafından atanacak. Bu da soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmaz mı? Başkanın belirlediği yargı mensuplarının adaleti şüphe uyandırmaz mı?

AD – Türkiye tek parti zihniyetinden gelmiş. Böyle bir yönetim zihniyeti oluşmuş. Şimdi bakın dün Trump çıktı; ’16 tane savcıyı görevden alıyorum’ dedi. Aslında Trump geldiğinde onların istifalarını sunmaları gerekirdi, bir üst savcıların. Dünyada sistem bu. Yani yeni bir başkan göreve geldiğinde bütün savcılar, ‘İstifamı sunuyorum’ der. Sen de uygun görürsen tekrar atarsın. Bunu doğrudan hükumet yapıyor. Bu seçimle gelsin de diyebilirsin, kararı millet versin diyebilirsin. Yüzde elliden fazla bir tercihle cumhurbaşkanı olan biri var, arkasında yüzde elliden fazla desteği olan bir Cumhurbaşkanı. %25 ile başbakan olmuş kişiler HSYK’da 5-6 üye ataması yaparken arkasında %50’den fazla desteği olan başkanın bunu yapmasını neden yadırgıyorsunuz?

MHY – Yalnız Başkanın %100’ü temsil etmesi lazım yani %50 arkasında ama geri kalan %50’lik kitlenin fikri önemli değil mi?

AD – Sonuçta hükumet iseniz bunu  hükumet atıyorsa %100’ü nasıl temsil edersiniz? Bir defa %50’den fazlasının Devlet Başkanı iradesi var. Arkasında da bir Hükumet iradesi var, daha doğrusu Meclis iradesi var. Siz zaten burada belirleyicisiniz. Tayyip Erdoğan’ı aradan kaldıralım. Parlamento iradesiyle kanun ve Anayasayı değiştirebiliyor musunuz, istediğiniz mevzuatı getirebiliyor musunuz? Eğer Anayasanın temel ilkeleriyle çelişmiyorsa istediğiniz değişikliği yapabiliyorsunuz. Bakın %50’den fazla ile geliyorsanız, keyfilik anlamında söylemiyorum, Anayasayı da mevzuat içinde kalarak değiştirebiliyorsanız siz her şeyi yapabiliyorsunuz. Burada bütün mesele halkın denetimi esas oluyor. Parlamento eğer cumhurbaşkanı tek başına diktatörlük taslayacak olur ise “Seni feshettim, milletin hakemliğine gidelim.” diyebilir. Yani buradaki en yüksek denetim kuruluna. Yargı dediğimiz sanki ne kadar bağımsız? Olamaz ki. Böyle bir şey yok, tarafsız, bağımsız yargı, bunlar illüzyon. Doğal yiyecekseniz hiçbir eti pişirmeyin çünkü hayvanlar doğal beslenirler. Hiçbir şeyi pişirmezler. Öyle mayonez, sos falan doğal değil. Bunlar çıplak gezerler, giyinmek doğal değil. Ya da hijyenik. Domuz pisliğini mikrodalgada pişirin hijyenik olur. Yani öyle bir takım illüzyon kelimeler algı operasyonlarıyla zihinlerimize çakılmış ki. Öyle bir şey yok. Bunlar üzerinden de siyaset yapılmaz. Buradaki en yüce değer adalettir. Siyaset, vekalet müessesesidir. Halka sormaktır. Birileri de diyor ki; ‘Dağdaki çobanla üniversitedeki rektörün oyu bir mi?’ Bazen dağdaki çoban daha sağlıklı karar verebilir. Yani bir de insanlar kendi geleceği hakkında karar verebilirler. Hain dediğiniz insanların çoğu çok da eğitimlidirler. Eğitim almamış insanların çoğu da sağduyulu refleksler verebilirler. Yani bu illa da eğitim almışların hepsi haindir anlamında değil ama bağımsızlık ve tarafsızlıktan ziyade hakkaniyet ve adalet esas olmalı. Ben her zaman taraf olacağım. İnancıma, tarihime, kültürüme, aileme, milletime taraf olacağım. Kimse de benden bunun aksini isteyemez. Ama ben adil olmalıyım. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun mazlumdan yana zalime karşı. Zaten ‘Burada bir sorun varsa millete gidelim’ diyor. Başka bir ölçüm var. Yani orada 36 kişinin 36’sıda başka yerden seçilse 70 kişi de koysan ne değişir? Diyor ki; Burada bir anlaşmazlık varsa millete gidelim’. Burada tercih çok açık. Ama her sistemin, kul yapımı, insan yapımı her sistemin zafiyeti vardır ve her sistem istismara açıktır. İslam gibi Seleme kökünden, barış temelli bir dinden bile DAİŞ gibi bir topluluk üretebiliyorsanız, insan yapımı düzenlerden çok daha vahşi düzenler üretebilirsiniz. İşte demokrasi içerisinden de Sisi’yi çıkarabiliyorlar. Barış ödülü verdikleri birini Sisi’ye danışman yapabiliyorlar. Onun için mükemmeli arıyorsanız öyle birisi yok. Hayat durur o zaman, tekamül biter. Çünkü mükemmel o artık. Kemal, zeval vaktidir. Zirveye çıktınız mı düşüş başlar.

”MHP’nin AK PARTİ’ye, AK PARTİ’nin de MHP’ ye İhtiyacı Var”

20170410_151951

 

YB – Peki MHP ‘nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz ? 7 Haziran Genel seçimlerden sonra ben kesinlikle Ak Parti ile koalisyon yapmayacağım diyen MHP’den şimdi ki sistemin temel direği MHP’ye geçişi nasıl yorumluyorsunuz?

AD – Siyasette reel politik diye bir şey var. Konjonktür denilen put var. Gelir ona toslarsınız. MHP her halde hiç bir zaman Abdullah Öcalan’ı affetmeyi düşünmüyordu ama ANASOL-M günlerinde idam cezasını kaldırarak affetmiş oldu. Çünkü o gün için bu zorunluluktu. Arkasından gelelim, MHP, Ergenekon davalarının  avukatlığını üstlendi. CHP ile beraber oldu. Daha sonra 15 Temmuz’dan önce Meral Akşener, Yurtta sulh konseyini başlatıp “Ben önümüzdeki aylar da hükumet kuracağım, iktidar olacağım.” Diye ortaya çıkınca, MHP’nin içinde 3 ayrı grup oluştu.

1- Ortada kalanlar. Kim kazanırsa onun yanına gidecek olanlar.

2- Devlet Bahçeli’nin yanında kalan o gelenekçi kadrolar.

3- Bir de paralele meyleden gruplar var. Bunlar kendi aralarında anlaşamadılar. Eğer Meral Akşener partiyi ele geçirecek olsaydı ne Devlet Bahçeli’nin siyasi kariyeri devam edebilirdi ne de partinin geleceği. Bambaşka bir yere savrulacaktı. Onun için Devlet Bahçeli’nin bir yere de tutunması gerekiyordu. MHP’nin AK PARTİ’ye, AK PARTİ’nin de MHP’ ye ihtiyacı vardı. Tencere yuvarlandı kapağını buldu, bu konjonktürel bir iş birliğidir.

 

MHY: Peki Trump’ı nasıl değerlendiriyorsunuz bizim seçimlerimize bir etkisi olur mu ?

AD – Olur tabii ki bir defa Türkiye’de ki bu Fuller Projeksiyonunun iflas etmesi kapitalizmin sonunu getiriyor. Aslında bu sanıldığı gibi bir FETÖ olayı değil. 26 yıldır bir devlet bütçesi kadar para harcanan önce Türkiye’nin, Türkiye üzerinden İslam dünyasının yutularak artık tarihin sonuna kadar devam edecek olan tek kutuplu bir dünyanın inşası için Amerika, İngiltere, Vatikan ve İsrail’in de işin içinde olduğu bir proje hazırlanmıştı. Proje iflas etti. Bu kapitalizmin sonu olacak çünkü yerine ikame edecekleri yeni bir proje yok. FETÖ kendinden ibaret değil. FETÖ bir taşeron. Şimdi Amerika’da ki kriz de Avrupa’daki kriz de bu. Avrupa’da yapılan seçimlerle faşizme geri dönüyorlar. Cumhurbaşkanı onu söylüyor. Yani bütün bunlar Türkiye üzerinden İslam dünyasını yutsalardı, o zaman dünyada zaten hem jeopolitik, hem jeostratejik, hem de popülasyon açısından her anlamda Batının karşısında bir rakip kalmayacaktı. Ama artık hepsi yok olma endişesi taşıyor. Var olmak için bir refleks geliştiriyorlar. O da faşizme geri dönmek. Yani kapitalizm çözülüyor, faşizme geri dönüyorlar.

 

YB –  Avrupa’nın Faşizme geri dönüşünün özellikle AB açısından sonuçları ne olur?

AD – AB‘nin de geleceği yok. Amerikan Birliğinin de geleceği yok. Amerika’nın doları zaten karşılığı olmayan bir para. Öyle zannediyorum ki 2020’den önce Euro da ya geri çekilecek ya da sanal paraya dönüşecek. Yani ülkeler kendi paralarını çıkaracaklar. Avrupa için de geçerli bir ikinci para dönebilir. Tabii bu Fransa’daki seçimlerden sonra belli olacak. Marine Le Pen çünkü ‘Euro’dan çıkalım’ diyor. Hatta şimdiden ‘kendi paramızı basalım, hem Euro da kalalım hem de içeride kendi paramızı kullanalım’ diyor. Öyle bir talebi var. AB var olsa da etkili bir grup olmayacak. Bugün koskoca AB, Yunanistan’ı bile kurtaramıyor. İspanya, Portakiz, İtalya her an iflas edebilir. Artık bunlar devlet değil zaten. Bir kaç tane büyük aile var, onlar iflas edince devlet onlara dayandığı için onlar da gider. Amerika‘da 5 eyalet birlikten ayrılmak için referandum çağrısı yapıyorlar. Daha çok Cumhuriyetçilerin ağırlıklı olduğu Kaliforniya’nın başını çektiği eyaletler. 3 eyalet zaten iflas etmiş durumda. Onların da birlikten ihraç edilmesi isteniyor. 3 eyalette de azınlıklar çoğunluktan fazla. Yani çoğunluk %50 ile çoğunluk değil, %30’u çoğunluk kabul ediyorsun. Karınca sürüsü daha fazla olduğu için azınlıkların toplamı çoğunluktan fazla. Daha doğrusu azınlıkların çoğunlukta olduğu 3 eyalette New African Republic diye bunlar zenciler çok olduğu için tabii Meksikalılar var onlar da birlikten ayrılmak istiyorlar. Dolayısıyla yaklaşık 1/5 ‘i.

 

YB – Yani çok yakın bir zamanda Dünya’da yeniden bir yapılanma mı olacak?

AD – Her şey yeniden konuşulacak. Eğer bir siyasi uzlaşma diplomatik yolla çözümlenemezse çatışma dünyaya yayılabilir. O zaman da hem sınırlar değişir, hem rejimler, hem de iktidarlar değişir. Ne olursa olsun Türkiye her zaman masada olan artık güçlü bir aktördür. Türkiye her istediğini yapamasa da Türkiye’nin kabul etmediği bir çözüm en azından bu bölgede Balkanlar, Kafkasya, Mezopotamya, Asya, Afrika yani Osmanlı milletler topluluğunun hafızasında bizim kabul etmediğimiz bir çözüm hayata geçirilemez. Bir süre konjonktürel olarak başarmış gibi gözükse de kalıcı olmaz.

 

”MHP’nin Tepkisi Doğru Değil”

20170410_154816

 

YB – Söylediklerinizden anladığım, Türkiye’nin dış politikada doğru işler yaptığını düşünüyorsunuz?

AD – Doğru değil. Aslında çok şanslıyız bu anlamda. Ve uluslar arası güven çok yüksek. Özellikle halk nezdinde. Halkın %50’sinin desteğine sahip bir iktidar yapısı var. Tayyip Erdoğan, İran’da, Suudi Arabistan’da, Pakistan’da da aday olsa Türkiye’dekinden az oy almaz hatta Türkiye’dekinden fazla oy alır.

 

MHY – Geçtiğimiz günlerde Mesut Barzani’nin Türkiye’ye gelmesi sebebiyle göndere çekilen Kürt bayrağı ve verilen tepkiler ile ilgili bir görüşünüz var mı?

AD – Bu normal olan bir şey aslında. İbadi’ye verilmek istenen bir mesaj. Çünkü Irak birliğinin devam edip etmeyeceği belli değil. Musul petrollerini Barzani’den almak istiyorlar. Musul, Kürdistan’ın bir parçası. Burada bir anlaşmazlık çıkacak. Musul’u alırlarsa da aslında Barzani çok şey kaybetmiş olmaz. Petrol kuyularının hepsi Süleymaniye, Kerkük bölgesinde. Orada da rafineriyi elinden alırsanız petrolü işleyeceği bir alan var. O da Türkiye. Yani Kürt bölgesinden çıkan petrol Türkiye de işlenecektir. Türkiye de; ‘Ben Barzani ile birebir görüşerek sorunu çözerim’ diyor. Yani MHP’nin tepkisi doğru değil. O diplomatik bir mesajdır aslında.
Hayri Ayhan (HA) –  Mesela Türkiye’nin konumuna baktığımızda şu anda bloklaşma var gibi görünüyor. Güney Çin denizinde Amerikan devletleri arasında bir rekabet var. Aynı zamanda ABD’nin Ortadoğu projesinde Türkiye ile ortak çalışma amacını gütme isteği var. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
AD – Türkiye hiç kimse ile kavga etmek istemiyor ve hatta Türkiye herkesle iş yapmak istiyor. Füzenin rampasını Ruslar ile gövdesini Çin ile başlığını Japonlar ile yapıyoruz. Fransız Guyanasından da uzaya fırlatıyoruz. Amerika ile NATO ittifakıyız. Almanya ile Hollanda ile NATO ittifakı içindeyiz ama her konuda da anlaşmamız gerekmiyor.

 

”Türkiye’den Sonraki En Büyük Türk-i Devlet, İran’dır”

20170410_152301

 

HA – Yani sonuçta belli Batı ülkelerinde faşizme dönüş var. Türkiye’ ye karşı da net tavır sergiliyorlar. Hollanda, Belçika ve Almanya’da zaten geçtiğimiz son günlerde net bir tavrı oluştu. Yani bize karşılar ve bunlar git gide gelişecek tavırlar. Ne düşünüyorsunuz?

AD – Kendileri kaybederler. Yani Menbic’de, Ruslar ile Amerikalılar PYD’yi koruyor. Türkiye ile arasına barikat kurmuşlar. Türkiye’de arkalarından dolanıp geliyor. 3 koldan Menbic’e vuruyoruz. Tamamen marksist bir örgütün, PYD’nin karargahında Amerikan bayrağı. Rusya’yı da koydu şimdi. Yani Amerika kendi içinde kaynıyor. Tabii bir marksist örgütü niye korusun? NATO müttefiğini karşısına alarak marksist bir örgütle iş birliği yapıyor. Belçika zor durumda. DHKP-C militanı Fahriye Erdal’ı, kapitalist bir iş adamını vuran bir teröristi niye koruyoruz?Amerika’da, Belçika’da vicdan sahibi insanlar bunu soruyorlar. Amerika ne kadar dayanabilir? Dayanamaz, hiçbir şansı yok. Tayyip Bey, Rusya’ya gitti. ‘Nedir kardeşim sorun?’ dedi. Mutabakat sağlandı. Menbiç ‘e gidiyoruz, arkasından da Rakka’ya gidiyoruz. 40 ülke Rakka’yı 4 yıldır güya vuruyor. Biz kaç ay oldu hem de bu kadar terör ile darbe ile uğraşırken biz Rakka’ya giriyoruz. Yani bir sorun yok. Dünyada ki bu Türkiye karşıtlığı bir takım fanatik islamafobi grupların örgütlediği, kışkırttığı, kendi içindeki çözülmeyi gizlemek için dışarıdan kendisine dümen aramadan kaynaklanan konjonktürel bir durum. Yani kendilerini vuruyorlar.

 

HA – Peki Türkiye ile İran ilişkisini bu bağlamda nasıl değerlendirirsiniz?

AD – Türkiye’den sonraki en büyük Türk-i devlet, İran’dır. Eğer Tayyip Erdoğan İran’da aday olur ise Türkiye’den daha az oy almaz. 5 tane İran var. Bunlar coğrafya. 5 tane de siyasi İran var. Bakın Huzistan, Araptır. Belücistan’ın Farsilerle hiçbir anlamda alakası yok. Azerbaycan sosyolojik olarak en büyük grup. Kürdistan ve Fars bölgesi. Kum var. Hamaney var. Cumhurbaşkanı var. Meclis var. Bazar var. Bazarın temsilcisi Rafsancani vardı. Öldü. Mecliste Cumhurbaşkanı daha önce Ahmedi Nejat iken mecliste konuşmasına izin vermediler Devrim muhafızları ayrı bir alem, Hamaney ayrı bir alem. Bir dış tehditle kendi iç birliklerini sağlıyorlar. Şuanda da İranın içerisi çokta sakin değil. Amerika’nın içi de çok sakin değil. Avrupa da çok sakin değil. Yani bakın Batı’da intihar ederek ölen insan sayısı Doğu’da ki savaşta ölen insan sayısından fazla. Bu haber oluyor, o haber olmuyor. 5 kişilik bir ailede en az bir kişi bir defa intihara kalkışıyor, en az bir kişi ya alkolik ya da uyuşturucu kullanıyor. 5 kişilik bir ailede en az bir kişi lezbiyen, homoseksüel, biseksüel, ensest ilişki içinde. 5 kişiden 1 kişi engelli. Bizden farklı olarak geriatrik engelli ve obezite engelliler var. 5 kişiden 1 kişi psikolojik destek almadan kendini yönetemiyor. Kimse kalmadı ki. Aile yok. Ayı Yogi (çizgi film) uçurumdan yürür gider, burnu havadadır, ıslık çalar. Aşağıya baktığı anda düşer. Ayı Yogi boşlukta yürüyor. Geçen arkadaş da benzer bir şey dedi: ‘Yahu Batı ölmüş de haberi yok, ölmüş de kendini yaşıyor zannediyor.’

 

YB – İran’ın kendi içinde bir karışıklık var. Şii bir yayılma politikası mevcut.

AD – O Hamaney’den, devrim muhafızlarından yani derin İran’dan kaynaklanan bir şey ama şansı yok. Yemen’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta varlar. Ambargo vardı. Türkiye muhtaçtı. Bu işten kazançlı çıktığı için ambargoyu kaldırdılar. Zarrab’a götürdüler.

 

MHY – Peki Suriye mültecilerinin şuandaki durumları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

AD – Suriye mültecileri bizim için bir şans. Hem insani anlamda Türkiye, tarihi dostluk, kardeşlik, hak ve hukukunu hatırlıyor hem insani yardımda bulunuyor. Suriye yarın imar edilecek. Irak da yıkıldı, bir ülke yok edildi. Bunu imar edecek yer Türkiye’dir. Bu Türkiye için çok büyük bir iş potansiyeli. İkincisi özellikle Suriye’de yani yarım asırdır diaspora halinde bütün dünyada var olan ticaretle uğraşan, sivil toplum örgütleri ve aynı zamanda medyası olan dil bilen yerleşik insanlar var.
Suriye dünyaya Türk malı pazarlayacak en güçlü müttefikimiz olacak. Bu kadar savaş içinde tahrip olan bir şehir 10 sene sonra dünyanın en modern şehri olabilir. Çünkü her şeyi Türkiye kendi tecrübesi ile yapacak. Biz yapacağız ve Türkiye, Suriye üzerinden bütün Afrika, Arap dünyası, Latin Amerika ve Asya’da çok güçlü bir ticaret kolonisine sahip olacak.

 

Röportör: Müge Hatice Yönter – Yılmaz Bezgin – Hayri Ayhan

Editör: Müge Hatice Yönter

About Müge Hatice Yönter

Check Also

İREM UZUNHASANOĞLU – GERÇEĞİN HAYAL İLE HARMANI; EDEBİYAT

Acıyı yaşayan bilir derler, çok doğru. Tarih kitaplarında okuduğumuz, anlatılanları sanki hikayeymiş gibi dinlediğimiz gerçek savaşların en acı verici yanını o savaşlarda, zorluklarda birebir bunlara tanık olanlar ve onların aileleri yaşadılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir